ZOR GÜNLER

ZOR GÜNLER

08.09.2015

İki gündür elim bir türlü klavyeye gitmek istemiyor. Oysa haftalar önce notlar almıştım. Konu başlıkları belirlemiştim. “Caddelerde çift park sorunu”, “Sokaklarda düğün adeti ve gürültü kirliliği”, “Yeni otogar” v.s. Biraz da Kırşehir’imizin sorunlarını tartışalım istemiştim. Gündem öyle bir hızla değişti ki. Önce pis bir bomba karıştırdı ortalığı. 32 genç parçalandı. Sonra “Devrimci halk savaşı” stratejisini […]

İki gündür elim bir türlü klavyeye gitmek istemiyor.
Oysa haftalar önce notlar almıştım. Konu başlıkları belirlemiştim.
“Caddelerde çift park sorunu”, “Sokaklarda düğün adeti ve gürültü kirliliği”, “Yeni otogar” v.s. Biraz da Kırşehir’imizin sorunlarını tartışalım istemiştim.
Gündem öyle bir hızla değişti ki. Önce pis bir bomba karıştırdı ortalığı. 32 genç parçalandı. Sonra “Devrimci halk savaşı” stratejisini hayata geçirmek isteyen PKK sahne aldı.
7 Eylül 2015. Uğursuz bir gün oldu.
16 canımız yitip gitti Dağlıca’da.
İçimde tarifsiz bir sıkıntı.
O gün dolandım durdum deli gibi. İnternet haber siteleri, televizyon kanalları arasında gidip geldim. Mesai zor bitti.
Bu sabah kendimi zorlayarak oturdum bilgisayarın başına.
Gene masamda bu konu ile ilgili değişik yazılar ve notlar vardı.
İlki 1935’de İnönü tarafından yazılan gizli “Kürt Raporu” var.1936’da başka bir rapor bunu takip etti. PKK’nın silahlı eylemleri başladıktan sonra 1990-2002 yılları arasında SHP 2, CHP 4, TÜSİAD 2, TOBB 2, TOSAV, ANAP, Adnan Kahveci, İş adamı Sakıp Sabancı, Türk-İş, Hak-İş, İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Ticaret Odası, İktisadi Kalkınma Vakfı raporlar yayınlayarak soruna değişik öneriler getirdiler.
Prof. Dr. Doğu Ergil raporu bir hayli çalkantıya da neden olmuştu.
1991 Tayyip Erdoğan Raporu olarak geçen raporda: “Dileyen herkesin ana dilde eğitim-öğretim yapması, dileyen herkesin anadilinde kitle iletişim araçlarından yararlanması” önerileri de vardı. Uzun uzun girmeyelim bu konuya.
Üç sene önce eşimle beraber gitmiştik Tunceli’ye.
Elazığ, Pertek,Tunceli, Munzur Vadisi, Pülümür yolu. Tam da festival zamanı idi. Her yer cıvıl cıvıldı. Munzur Nehri kenarları adeta bir sahil kasabasından farksızdı. İnsanlar yüzüyordu nehrin buz gibi akan berrak sularında. Nehir kenarındaki kafeler doluydu. Bir tanesinde epey bir soluklandık. Sahibi çok memnundu. En ufak bir endişe duymadan dolaştık oraları. Halkı sevecendi.Cana yakındı.Yardımcı idiler.
Şimdi oralarda PKK teröristleri yol kesiyor, insan kaçırıyor.
Bir gazetede boş kafelerin resimleri vardı. “İn cin top atıyormuş”
Bu resmi facebook’da paylaşınca bir dostumdan “empati yapmam gerektiği” eleştirisini aldım.
Ötekileştirmemeliymişiz.
Ne zaman ayırdık ki? Aklımıza bile gelmedi. Ama şimdi PKK’nın sabırları zorladığı tam da bu. Halkı kışkırtıp bir “etnik hesaplaşma” başlatmak.
Türk halkı bu oyuna gelmeyecektir. Hiçbir zaman gelmeyecektir. Protestolar hiçbir zaman kırmaya dökmeye varmayacaktır. Vurmak, kırmak, dökmek tam da PKK teröristlerinin isteği bir ortamdır. Ne Türkler, ne de Kürtler bu oyuna gelir.
Yakın tarih,Yugoslavya böyle bir durumun acı örnekleri ile doludur.
Ben sanıyorum HADEP zamanı “HEP- DEP- HADEP” adı altında üç bölümlük bir araştırma yazısı yazmıştım “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi’nde.
O zamanlarda bazı yerlerden çok ses gelmişti. Kendi kendime “acaba çok ağır mı eleştirdim?” diye aklımdan geçmedi de değildi.
Şimdi yazdıklarımın ne kadar gerçekçi olduğunu bir kere daha görüyorum.
O yazılarımda bu örgütlerin PKK ile bağı olduğu tezi işlenmişti.
Ne kadar umutlanmıştık “Barış Süreci”nde. Bu köşeden bu süreci destekleyen birkaç yazım da yayınlanmıştı.
Ne oldu da birdenbire ortalık kan revan içinde kaldı?
Öyle anlaşılıyor ki PKK teröristlerinin, onlarla göbek bağı olan siyası partinin başka bir planları var.
Bu süreçte boş durmamışlar. Yer altlarını EYB’larla döşemişler. Bu günleri hesaplayarak örgütlenmişler ve sinsi planlarının uygulanma zamanını bekler olmuşlar.
Onların “silahı bırakın” çağrıları da inandırıcı gelmiyor bana. Bir kere onu söyleyen insanlar o kadar kışkırtıcı konuşmalar yapmazlar. “PKK bir tükürükle Türkleri boğar” demezler. “Sırtımızı PYD’ye dayıyoruz” demezler.
Sırtlarını dayayacakları bir Türkiye Cumhuriyeti vardır. Hem öyle diyeceksin, barış sürecini fırsat bulup kalabalıkları kışkırtacaksın, askeri, polisi taşlayacaksın, sana silah sıkmayan polise, askere molotof atacaksın, Türk Bayrağı’nı indirecek cüreti göstereceksin sonra da “silahlar bırakılsın” diyeceksin.
İşin bir yanı bu. Asıl önemli olan diğer yan. Seni Kandil takmıyor bile. “O kendi işine baksın” diyor sende tık yok.
Sonra da “Halkın yoksul çocukları” edebiyatı.
Ben artık size inanmıyorum.
“Barış süreci yürümez” diyerek benimle iddiaya girenler yıllar sonra haklı çıktılar. Bizler iyi niyetimizi gösterdik. Barışa inandık. Kardeşçe geçecek güzel günlere inandık ama yanıldığımızı, karşı tarafın başka planları olduğunu da ne yazık ki geç de olsa öğrendik.
İşte 6 Eylül Pazar günü Hakkari Dağlıca’da 16 askerimizi şehit verdik. Yüreğimiz yandı, ocaklar söndü, geride gözü yaşlı analar, babalar, çocuklar kaldı. Herkes büyük tepki gösterdi.
Aradan bir gün geçti, bu kez eli kanlı terör örgütü Iğdır’da ortaya çıktı ve 10 polisimizi şehit etti. Yine Yüreğimiz yandı, ocaklar söndü, geride gözü yaşlı analar, babalar, çocuklar kaldı.
Ne oluyor, ne yapmak istiyorlar?
Evet, zor günler bizleri bekliyor.
Askerde, görevi başında şehit düşen polislerimizin annelerine, babalarına, eşlerine, yakınlarına sabır versin. Binbir zahmetle, büyütüp okuttukları, yetiştirdikleri “kınalı kuzularını” sağ salim evlerine dönme ve yakınlarına kavuşma nasip etsin.
Zor günler geçirecek gibiyiz.
Hepimiz için zor günler olacak. Öyle görünüyor.
Diğer yanda ölen gençlere de yazık. Onların da anneleri, babaları, yakınları var. Ne için ölüyorlar, öldürüyorlar? Kandil ağalarının arkasında hangi karanlık güçler var? Bu çalkantıdan faydalanacak, ölümden ve gözyaşından nemalanacak hangi güçler var?
Orada yurdu için, vatanı için savaşan kahramanlar. Bu günler de elbette ki geçecek. Ama “Ateş düştüğü yeri yakacak” o acılar öylece kalıp gidecek. Küllenmeyecek.
Bir ay önceki 06.08.2015 tarihli yazımı şöyle bitirmiştim.
“Ve artık ben de şu kanaat oluştu ki; PKK denen hain örgüt yenilmeden, geriletilmeden bir barış artık çok zor görünüyor.”
Yanılmış olmayı o kadar istiyorum ki.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .