Zor günler elbette ki bitecektir

Zor günler elbette ki bitecektir

16.09.2015

Yazıma başlamadan önce, Kırşehir başta olmak üzere ülkemizin bazı illerinde yaşanan son olaylar nedeni ile iş yerleri zarar görmüş tüm esnaf kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletmeyi bir görev biliyorum. Esnaf kardeşlerimiz de bu problemli, zor sürece “Biz bütünüz ve bütün olmaya devam edeceğiz” pankartıyla en iyi cevabı vermiş oldular. Bu duyarlı davranışları nedeni ile akl-ı […]

Yazıma başlamadan önce, Kırşehir başta olmak üzere ülkemizin bazı illerinde yaşanan son olaylar nedeni ile iş yerleri zarar görmüş tüm esnaf kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletmeyi bir görev biliyorum. Esnaf kardeşlerimiz de bu problemli, zor sürece “Biz bütünüz ve bütün olmaya devam edeceğiz” pankartıyla en iyi cevabı vermiş oldular. Bu duyarlı davranışları nedeni ile akl-ı selim davranışları nedeni ile, takdire şayan olmuşlardır.
Olaylardan sonra kışkırtmalara devam etmeye çalışan küçük bir grup da alınan önlemler sayesinde amaçlarına ulaşamamıştır.
Her ne olursa olsun, her ne yaşanırsa yaşansın, Kırşehir’de dostlukların önüne, kardeşliğin önüne, birlikte yaşamanın güçlü iradesinin önüne hiçbir güç, örgüt, yapı, terörist örgüt, bu örgütün destekçileri geçemez. Kırşehirliler asla ve asla böyle bir ayrışmaya prim vermezler. Vermeyeceklerdir de.
Bu yazımdan önceki iki yazımın başlıkları “Zor Günler” ve “Zor Yazı” idi.
Niçin bu başlıkları koymuştum yazılarıma?
Çünkü hakikaten ülkeyi, zor günlerin beklediği zaman dilimlerinden geçiyorduk ve elim o yazıları yazmaya bir türlü varmıyordu.
Birileri bir oyun oynuyordu. Dış basını, iç basını, PKK kurmay heyetinin dehşetengiz “Türkiye’yi cehenneme çeviririz” yollu tehditlerini, uzmanların görüşlerini takip ederek neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk.
Bazı yorumları, tarafsız değerlendirmeleri öğrenince de irkilmeden duramıyorduk. Dışarıdan olayları gözlemleyen analistler bu günleri daha aylar önceden söyleyebiliyorlardı.
O zaman bize düşen de halkı uyarmak, provokasyonlara karşı duyarlı olmalarını salık vermekti. Başka yapacağımız bir şey de yoktu elimizde.
Daha sonra o mefhum olaylar birbiri ardına gelmeye başladı. Bölücü terörist örgüt, yani PKK en iyi bildiği şeyi yapmaya başlamıştı. Evlerinde uyuyan gencecik polisleri enselerinden kalleşçe vurarak -ki bir insan evladı nasıl uyuyan birini enseden silah sıkmak suretiyle öldürebilir. Bunlar insan müsveddesi bile olamazlar ayrı bir konu- Sonra o hepimizin umutla baktığı “Çözüm Süreci” boyunca kendi hesaplarını yapıp silahları depoladıkları, el yapımı bombalarla tuzakladıkları yollarda ölen şehitlerimiz, yakılan, durdurulan arabalar ve kaos günleri ve de silahla dayatılarak gerçekleştirilmeye çalışılan “özerk bölgeler” kalkışması.
Burada bir parantez açayım: Cizre’ye girişine müsaade edilmeyen bir parti başkanı polise: “seyahat hürriyetini engelliyorsunuz, anayasal suç işliyorsunuz” diyordu. PKK’lı teröristler tarafından yüzlerce araba durdurulup içindekiler alıkonulurken, TIR’lar yakılırken engellenen, alıkonulan insanların, arabaları yakılan insanların, seyahat özgürlükleri yok muydu acaba? Niçin o zaman bu özgürlük akıllarına bile gelmedi? Neden o zaman bu olayları protesto etmediler. Parantezi kapatıyorum.
Tabii Cizre’de bu işe kalkışanların duvara çarpacakları belliydi ve öyle de oldu. Bu ülke Suriye gibi olmayacaktı. Buna asla müsaade edilmeyecekti.
Orası bitti ama başka bir yerde tekrar deneme olabilir. Güvenlik güçleri ve istihbarata daha büyük ve güç görevler düşüyor.
Zor süreçler, zor günler, acılı günler de yaşandı. Yaşanıyor, öyle görünüyor ki bir süre daha devam edecek. Hepimiz etkileniyoruz bu acı olaylardan. Ateş düştüğü yeri daha çok yakıyor. Yüreklere kor acılar düşüyor.
Son Kandil görüşmeleri, KCK açıklamaları, barış çabaları boşa çıkmaz da; Türkiye eski günlerine tekrar döner. Umudu az da olsa muhafaza etmeli.
Doğu’da Güneydoğu’da canı pahasına, bu hainlerin gücünü kırmak için canla başla çalışan, korkusuzca bu teröristlerin üstüne giden asker ve polisimize şükran ve minnet borcumuz var. Şehitlerimize minnet borcumuz var. Onların bu fedakârlıkları sayesinde bizler burada rahatça oturup günlük hayatımıza devam edebiliyoruz.
Evet “Barış” hepimizin dört gözle beklediği sihirli bir kelime. Bir diğer sihirli kelime ise “İstikrar”.
Bir koalisyon kurma becerisini gösteremeyen hükümete ve muhalefet partilerine de halk, kendi bakış açısı nasılsa öyle bir cevap verecek sanırım 1 Kasım genel seçimlerinde.
Önümüzdeki dönemde bir büyük görev de Kürt kardeşlerimize düşüyor.
PKK’nın nihai hedefinin bir “Büyük Kürdistan” kurmak olduğu artık apaçık ortada. Stratejisi bu.
Dost bildiğimiz batılı ülkelerin bu stratejiye her türlü desteği verdiği malum.
Kabul edelim ki böyle bir plan gerçekleşsin. Başkent Diyarbakır Kuzey Irak’la birleşik bir devlet düşünelim. Türkiye’nin bölündüğünü düşünelim.
Bir CIA raporu var. Temmuz 2012 tarihli.
Raporda şunlar belirtilmiş: “ Türkiye 79.8 milyon. % 18’nin ana dili Kürtçe. Yani 14 milyon ana dili Kürtçe olan vatandaş var. Bunların 4 milyonu Fırat’ın doğusunda yaşıyor. 10 milyonu ise Fırat’ın batısında yaşıyor.”
Böyle bir olay vuku bulursa bu 10 milyon nüfus ne olacak?
Düşünmesi bile korkunç bir felaket senaryosu var karşımızda.
Ülkeyi bölmeye çalışanlar, bu gelişmelere çanak tutanlar, bu felaket senaryosunun, varsaydıkları sonucun gerçekleşmesini istemektedirler. Kardeşin kardeşi kırdığı, etnik milliyetçiliğin gözleri adeta kör ettiği bir felaket senaryosu.
Tek bildikleri şey bu stratejinin Türkiye’yi kaosa, felakete, iç savaşa sürükleyecek olmasıdır ve istedikleri de budur.
Kürt vatandaşlarımızın PKK’nın bu stratejisini boşa çıkarması gerekmektedir.
Türkiye’nin asla ve asla bir Yugoslavya olmasına, bir Suriye olmasına müsaade etmemeleri lazımdır.
Kürt vatandaşlarımızın kendi içlerinde bu stratejinin açmazlarını birbirlerine en iyi şekilde anlatmaları gerekmektedir. Önümüzdeki seçimlerde bu “kaos stratejisinin” uygulayıcılarına iyi bir ders vermeleri gerekmektedir.
Her türlü baskılara karşın bu dersi vermeleri, Türkiye’de güzel ve aydınlık günlerin önünü açacaktır. Bizim neslin çektiği acı ve ıstırapları gelecek nesiller çekmeyecektir.
Türkler ve Kürtler, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, her dinden, her mezhepten, her etnisiteden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hep birlikte bu pis oyunu bozmayı başarmalıdır.
Zor günler elbette ki bitecektir.
Gelecek güzel, aydınlık, bir ülkeye, herkesin birbiri ile kardeşçe yaşadığı,demokrasisinin güçlü olduğu, ekonomik olarak güçlü olan bir ülkeye olan inancımla bitiriyorum bu yazımı.

Not: HDP’nin son demeçleri, son açıklamaları, son çabaları –eğer gene yanıltmıyorlarsa- iyi niyetlerinin bir göstergesi olarak kabul edilmelidir. Dikkate alınmalıdır. Kemal Burkay’ın demeçleri, analizleri dikkatle takip edilmelidir. Türk halkı bu yaşananları ve acıları hiçbir zaman hak etmedi. Tüm şehitlerimizin mekan-ı cennet olsun ve ailelerine Allah sabır versin.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .