Yerli meyve ve sebzelerin özlemi

Yerli meyve ve sebzelerin özlemi

05.03.2016

Dünya organik tarıma (BIO) önem verip değişik fonlardan bu işi yapmak isteyene veya çiftçilerine sınırsız destek verirken, maalesef Türkiye güya tarım ülkesi olduğu halde bu dalda da biraz lafta kaldı gibi geliyor bana. Kırşehir çiftçisi 1960´lı ve 60 öncesi yıllarda organik tarım öncülüğünü yapabilecek durumdaydı. Henüz suni gübre olayı fazla bilinmediğinden, bahçesinden kendisi için yetiştirdiği […]

Dünya organik tarıma (BIO) önem verip değişik fonlardan bu işi yapmak isteyene veya çiftçilerine sınırsız destek verirken, maalesef Türkiye güya tarım ülkesi olduğu halde bu dalda da biraz lafta kaldı gibi geliyor bana.
Kırşehir çiftçisi 1960´lı ve 60 öncesi yıllarda organik tarım öncülüğünü yapabilecek durumdaydı. Henüz suni gübre olayı fazla bilinmediğinden, bahçesinden kendisi için yetiştirdiği ve fazlasını satarak evin diğer ihtiyaçlarını karşılayan köylüm yok artık.
İnsanların yurtdışına nevale aramaya çıkısıyla beraber şehirlere akının başlaması ve devletin fazla ilgi göstermeyişi bu tarımı şimdiki haline getirdi, suçluları arasında siyasilerinde payını unutmamak gerekir.
Her seçilen hükümet Ankara’ya ayak basar basmaz kendi bölgesini unutup seçim harcamalarının nasıl çıkarılacağının hesabını yapmaya başlıyor. Büyük vaatler veren vekil adayları seçildikten sonra, sorunlarına çözüm bekleyen vatandaşın problemlerini unuttular.
Zamanımızda da değişen bir şey yok ve gelenek bozulmadı, icraata devam. Kırşehir ve çevre köylerinde o mis kokulu ve lezzetli sebzelerden eser kalmadı. Nerede o Yenice Mahalle’de, Bağbaşı’nda, Çukurçayır’da, Dinekbağı’nda, Kındam’da, Şalgösteren’de, Karabacak’ta, Özbağ’da, Cemele’de yetişen mis kokulu sebze ve meyveler?
Eski yerli domates, patlıcan, biber gibi yöresel sebzelerin tohumlarını tekrar yetiştiriciye ulaştırmanın yollarını arayacak bir kurum ve öncülük yapacak kimsede yok. Tarım İl Müdürlükleri oturduğu yerde bu isin yapılamayacağını herhalde anlayamadı. Fırsat bulursam meslektaşlarıma da bunu soracağım. Ama onlarında imkânları belki kısıtlı, kısıtlı olduğunu meslektaşlarım ve arkadaşlarımda zaman zaman dile getirdiklerini duydum.
Yerli ürün fideleri yetiştiriciye nasıl ulaştırılır? Bu en az iki veya üç sene çok teşkilatlı ve organize isteyen bir iş. Eleman yeteri kadar var, fakat illa birilerinin düğmeye basması gerekiyor. Bunu ancak valilik kanalıyla, açık ceza evlerinde yetiştirilen fidelerin köylülere dağıtılmasıyla başarıya ulaşılabilir düşüncesindeyim.
İki sene sonra zaten her yetiştirici kendi fidesini yetiştirir. Üretici pazarlarda aldığı kalite ve cinsini bilmediği fidelerden bir sene sonra tohumluk alınca, verim daha da düşüyor. Esasında pazarlarda satılan sebze fidelerinin güvenirliği de her zaman tartışılır. Fakat fide zamanı bu pazarı denetleyecek kurumda yok.
Piyasada GDO´lu dediğimiz genetiği ile oynanmış, bitkinin üreme hücrelerinin programlandığını çiftçimiz pek bilemez. Bu tür meyve ve sebzeler, etrafında yanı aynı bahçedeki komşu meyve ve sebzeleri de kısırlaştırıyor. Bir de aynı üründe tohum almak bir sene sonraki verimi daha da düşürüyor.
Çok daha vahimi, bağlı olduğu firmanın tekelinde olan ilaçlarla tedavi edilen hastalıklar da taşıyor tarım alanlarına.
Bunu Kırşehir’de bahçe sahipleri bir kaç senedir yaşıyorlar, fakat değişik hava koşullarına bağlıyorlar. İşin kaynağını kendi imkânlılarıyla anlamaları ve çözmeleri mümkün değil. Bu ancak Tarım İl Müdürlüklerinde kurulan modern ve teşkilatlı laboratuvarlarda mümkün.
Şimdi GDO deyince bunu kim yapıyor, nasıl yapılıyor, kimlerin çıkarı var ve maksatları nedir ona bakalım.
Dünyada sebze ihracında ikinci sırada bulunan Hollanda’nın nüfusu 15 milyon. Türkiye’den çaldığı lalenin tekeli Hollanda’nın elinde. Adamlar lalenin nerdeyse çorbasını, reçelini yapacak. Amerika’dan sonra ikinci ülke dışarıya sebze satışında. Güneş yok, hava yok, toprak çok nemli ve kumsal. Peki nasıl beceriyorlar bu işi?
Türkiye 50 milyon tondan fazla meyve ve sebze yetiştiriyor ve bunun dörtte birini çöpe atıyor. Hollanda yetiştiricisine devlet garantisi altında sebze fidesini yetiştiriyor ve devamlı kontrol altında, pazar bulmasına yardımcı oluyor. Son teknolojiyi kullanıyorlar seralarda. Fide tedarikinde bir sorunu yok. GDO korkusu da yaşamıyor, arkasında devleti var. Kabzımalların insafına bırakmıyor yetiştiricisini. Çiftçi hastalık mücadelesi de yapmıyor, devletin tarımla ilgili kurumları bu işi üstlenmiş mücadelesini onlar yapıyor.
Pust (GDO) meyve ve sebzelerin babasına bakalım.
M……… 1903 yılında kurulmuş, masa üstü çerez ve atıştırmalık dediğimiz yiyeceklerde krallığını ilan etmiş ve gıdanın her dalında faaliyet gösteren, dünya üzerinde 130´dan fazla ülkede sadece kendi ürünlerini pazarlayan bir firma. Bu firma ticaretle yetinmeyip pekte aydınlık olmayan işlere de adları karışıyor.
Dünya üzerinde ne var, nerde nasıl bir kargaşa var, her olayın altında bu firmanın izine rastlanıyor. İsrail’in Filistin’de patlatılan kurşun bombaları ve daha adını dahi bilmediğimiz silahların temininde bu firmanın adı geçiyor.
Dünyadaki pek çok sebze ve meyvenin genetiği ile oynayarak bütün dünyayı kontrolü altına almayı düşünen yine aynı kuruluş. Silah sanayi ve ilaç sanayinde hep bu kuruluşun ortaklığı var. Dünyadaki kritik yerlerde yaşayan insanların kan guruplarını analiz eden ve karakteristik yapılarına göre dünyayı etkisi altına almaya çalışan ve de bir nebze başarmış sayılan yine aynı gurup. (Türkiye’de bir babuna olayı yaşandı, hafızaları zorlayalım ve toplanan kanların nerelerde hangi bankalarda saklandığını ve kimlerin elinde olduğunu hala bilmiyoruz) Kendilerini büyük ülke olarak lanse eden eşkıya devletlerin üst kadrosunu belirleyen ve kendi çıkarları rotasında hareket etmeyen politikacıları ekarte eden ve hatta cinayetle ortadan kaldıran sabotajların arkasında yine aynı kuruluşa benzer teşkilatlar çıkar bazen.
Peki, kim bu kuruluşun ağası. İşte orası hayli karanlık onun bulunduğu kuyunun dibine kadar ulaşan hiç bir ışık yoktur. Yaptığı bütün kirli işleri iyi kamuflaj edebilen M………. firması, sebze ve meyve tohumu tekelini eline geçirmiş durumda. Bodur meyve fidanlarını dünyaya yayan yine aynı kuruluşa bağlı yan kollarının imzası vardır.
Peki, satılan GDO’lu olduğu iddia edilen tohumlardan üretilen meyve ve sebzelerin vitamin değeri ve lezzet oranı nasıl. Onu bu ürünlerle büyüyen genç nesillere bakarak değerlendirebilirsiniz. Anadolu’nun kendisine has lezzetli ve sadece Anadolu topraklarında yetişen türler artık yok. Eski yerli ürünlerin temini nasıl olur nerde bulunur buna ancak yetkili kurumlar vasıtasıyla ulaşılır. Ulusal ve yerli, sadece Anadolu’ya mahsus sebze ve meyvelerin tohumlarının bir yerlerde saklandığını duymuştum. Onları saklamak koruma anlamına gelse de esası bu tohumları çiftçinin kullanımına sunmaktır, yoksa sen asırlar boyu sakla yetiştirip pazara sunmadıktan sonra, saklamanın ve korumanın hiç bir anlamı ve manası yok.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .