YENİ BİR DARBE Mİ?

YENİ BİR DARBE Mİ?

06.10.2016

Darbe ile ilk tanışmam sekiz yaşında oldu. O zamanlar Kırşehir Yenice Mahalle’de, eski Vali Konağı’nın yakınında, Gazi İlkokulu’nun üç ev üstünde arkasında genişçe bir bahçe olan konağımızda oturuyorduk. Köşe başımızda mülkiyeti Kağnıcalıların olan küçük bir bakkal dükkanı vardı. Güneşli bir gündü diye hatırlıyorum 27 Mayıs 1960 sabahını. Bizler kahvaltılarımızı yapmış okula gitmek için hazırlanıyorduk. Evin […]

Darbe ile ilk tanışmam sekiz yaşında oldu.
O zamanlar Kırşehir Yenice Mahalle’de, eski Vali Konağı’nın yakınında, Gazi İlkokulu’nun üç ev üstünde arkasında genişçe bir bahçe olan konağımızda oturuyorduk. Köşe başımızda mülkiyeti Kağnıcalıların olan küçük bir bakkal dükkanı vardı.
Güneşli bir gündü diye hatırlıyorum 27 Mayıs 1960 sabahını. Bizler kahvaltılarımızı yapmış okula gitmek için hazırlanıyorduk. Evin dış kapısı çaldı. O zamanlar zil yoktu kapı tokmağı vardı. Annem kapıyı açtı. Sabah ziyaretine gelen mahallenin daha üst tarafında oturan cezaevi müdürü Süleyman amcaydı.
– “Sait bey” dedi rahmetli babama, müjdemi isterim.
– “Hayırdır” diye yanıtladı babam. “Ne müjdesi?”
– “Radyoyu bir aç bakalım, ihtilal oldu, Menderes hükümeti düştü” diye devam etti sözlerine.
Babamın masaya vurarak içerideki radyoya yöneldiğini, pilli radyonun açılması ile birlikte marş seslerinin geldiğini, arkasından sıkça yapılan Alpaslan Türkeş’in kalın sesiyle darbe anonsunu bugünkü gibi hatırlarım.
Menderes hükümetinin partizan uygulamalarından Millet Partili olan babam çok çekmişti. Kendilerine çok yüksek bir vergi cezası kesilmiş, tehditler almış, Kırşehir’in ilçe olmasını yaşamıştı.
Daha sonraki günlerde her akşam radyonun başına geçip Yassı Ada duruşmalarını dinledik.
12 Mart muhtırası verildiğinde üniversite birinci sınıftaydım. Hacettepe yurdunda kalıyordum. Bezdirici kimlik kontrolleri ve giden onca kitaplarım kaldı anılarımda.
Gerçek Atatürkçü’leri ve solu yerle yeksan eden, ılımlı İslâmı ve FETÖ’cüleri yeşerten 12 Eylül 1980 darbesinde, Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Yenice Sağlık Ocağı doktoruydum. Aynı zamanda Hacettepe Halk Sağlığı Bölümünde de asistandım. Sabah bizim hizmetlinin uyarısıyla darbeden haberdar oldum. Daha ileriki yıllarda 12 Eylül darbesinin artçıl sarsıntılarından etkilenecek, üniversite kadroları bana kapanacaktı. O yıllarda kaybettiğim yüzlerce kitabıma acırım.
28 Şubat’ı ve 27 Nisan’ı Kırşehir’de yaşadım. Toplumun bir bölümünü etkilemesine karşın bu iki darbe bize teğet geçmişti.
Özellikle 28 Şubat’ta demokrat duruş sergileyememiş olmamız bizim hanemize yazılı bir eksidir.
15 Temmuz FETÖ darbe girişimi akşamı, biraz erken yatmıştım. Ankara’da yaşayan oğlumun bizi araması ile televizyonu açtık ve değişik kanallardan haberleri izlemeye başladık.
CNN’de, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı meydanlara davet etmesi anonsuyla, üstümü değiştirip şehir dışında olan evimizden aracımla çarşıya doğru gittim.
Geçmiş deneyimlerim bana, ne olursa olsun, mahiyeti ne olursa olsun, darbelere karşı demokrat durma gerektiğini öğretmişti.
Hastane tarafından girişte emniyete kadar tek tük insanlar göze çarpıyordu. Bankamatiklerin önündeki kuyruklar dikkatimi çekti. Ana cadde, Cacabey Meydanı gene bom boştu. İş Bankası’nın önünden Yenice Mahalle’ye doğru saparken, AKP’nin önünden Cacabey meydanına doğru yürüyen gençlerden oluşan kalabalığı gördüm. Arka taraflardan dolaşıp Cacabey meydanına geldiğimde kalabalık bir hayli artmıştı. Tekbir getiriyorlar, ”Asker kışlaya” sloganları atıyorlardı.Kirli sakallı kalın gözlükleri olan biri ve yanındaki orta yaşta iki kişi “önce nasıl yaktıysak bunların oraları da yakalım” dediğini, ancak çevreden hiç kimsenin bunlara itibar etmediğini gözlemledim.
Biraz zaman geçtikten sonra klaksonlarını çalan otoları,ellerindeki bayrağı dalgalandırarak geçen,bozkurt işareti yapıp geçenleri alkışlayan gerçekten demokrasiye sahip çıkan bir kitle var gücüyle darbe girişimini protesto ediyordu.
Bir saat kadar oralarda dolaştım. Bazı arkadaşlarım ve tanıdıklarımı da gördüm. Gözlerim birilerini aradı,”heyhat!”yoktular. Refleksleri gene geç uyanacaktı.
Bir süre sonra Atatürk heykeline cumhurbaşkanının posterini asmak isteyenler çıktı. Kısa bir tartışma yaşandı. Türk Bayrağı asılarak olay çözümlendi.
Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine yakın tarihimizde darbe teşebbüsleri ve darbeler önemli bir yer tutar.
İç isyanları ve yeniçeri isyanlarını bir yana bırakırsak yakın tarihimizde bilinen ilk darbe teşebbüsü “Kuleli Vakası” diye anılan hadisedir. “XIX. Asrın ikinci yarısında ve Abdülmecit saltanatının son yıllarında vukua gelmiş ve kuvveden fiile çıkamamıştır”(bknz. İttihat ve Terakki. Haz. Alper Çeker. İnkılap yay.2016)
Abdülhamit zamanında çıkan 31 Mart ayaklanmasından sonra devreye İttihat ve Terakki Cemiyeti giriyor. Meşhur “Babıali baskını” var. İttihatçı silahşor Yakup Cemil silahını çekip Nazım Paşa’yı vuruyor. Sadrazam Kamil Paşa istifa ettiriliyor.Yıl 1913 olmuştur.
Birinci cihan harbine giren ve parçalanan Osmanlı,Çanakkale’de destan yazan bir millet, bir güneşin doğuşu Mustafa Kemal ve Milli Mücadele. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması.
İzmir suikastından sonra İttihat ve Terakki’nin kalan karşı unsurları tasfiye edilmiştir ve dolayısı ile İttihat ve Terakki artık yoktur. Yıl 1926 olmuştur. Ertesi yıl Atatürk cumhuriyet bildirisi Nutuk’u okuyacaktır.
Bununla birlikte darbeler zamanının geçmiş olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Ancak “darbe” bir grup askere adeta genetik olarak kopyalanmıştır da.
Cumhuriyet yıllarında yaşanan iç isyanlardan sonra ve çok partili sisteme geçtikten sonra yapılan ilk darbe 27 Mayıs 1960 darbesidir.
Gene o günkü gösterilerden aklımda kalan “olur mu böyle olur mu/kardeş kardeşi vurur mu/kahrolası diktatörler/bu dünya size kalır mı” sloganı ya da marşıdır.
Yukarıda özetle vermeye çalıştığım darbeler ve kalkışmalardan sonra Türkiye 15 Temmuz 2016’da şimdiye kadar hiçbir şekilde karşılaşmadığı çok büyük bir kalkışma ile karşılaşmıştır.
Başarılı olması halinde bölünüp parçalanacak,iç savaşa sürüklenecek bir Türkiye tablosu oluşabilecekti. Çok iyi ve ince planlanmış “üst akıl” – ki herkes bu üst akılın ne olduğunu gayet iyi biliyor- tarafından yürürlüğe konmaya çalışılmış bir kalkışma, güçlü bir liderlik, orduda var olan gerçek yurtsever, Atatürk’çü subay ve askerler ve en önemlisi de bir kahramanlık destanı yazan halkın karşı çıkmasıyla önlenmiş ve Türkiye bence “ipten dönmüştür.”
Bu nedenlerle bu yurdu için şehit düşen yüzlerce kahramanı ve yaralanan, gazi olan binlerce kişiye Türkiye ve bizler şükran ve minnet borcumuzu ne yapsak ödeyemeyiz.
Türkiye’nin Hümeyni rejimi benzer bir rejime sürüklenmesine, bölünmesine, uzunca sürecek bir kaos dönemine girmesine gerçekten de ramak kalmıştı.
Bu başarısız kalkışma ile kenarda köşede, aportta bekleyenler derin bir hayal kırıklığına uğrayacaklardı.
Bir kere daha Türkiye üzerinde emelleri olanlar Türk halkının cesaretine bir daha toslamışlardır.
Bundan sonra Türkiye’yi bölüp parçalama, zayıf düşürme teşebbüsleri de bitmeyecektir.
Bize düşen görev birlik ve beraberliğimizi kaybetmeden bu darbenin içinde olan tüm unsurların gerçekten tavsiyesine yardımcı olmaktır.
Unutmadan yazmalıyım. Evet, her kurumdan FETÖ’cüler ayıklanıyor ancak bunların siyasi ayağı bir türlü açıklanmıyor. Türk milleti FETÖ’ye destek veren siyasilerin de bir an önce yargı önüne çıkarılmasını sabırsızlıkla bekliyor.
15 Temmuz FETÖ kalkışmasının şimdiye kadar olan darbelerden neden daha tehlikeli olduğu konusu ise ayrı bir yazıda ele alınacaktır.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .