YAŞAMAK BAYRAMDIR – “TC” ADI KALKARSA – HİTİTLER

YAŞAMAK BAYRAMDIR – “TC” ADI KALKARSA – HİTİTLER

02.07.2016

YAŞAMAK BAYRAMDIR – “TC” ADI KALKARSA – HİTİTLER Mutlulukların yerini acılar aldı… Bayramınızı kutluyamıyorum! Zaman kaybetmeyi sevmediğim için telefonumu genellikle kapalı tutarım. Gazetemizin Genel Koordinatörü Salih Güner birkaç kere telefonla aramış. Telefonumu açtığımda arayanlar arasında Salih’in numarasını görünce aramadan yapamadım. Salı günü bütün yerel gazeteler gibi “Kırşehir Çiğdem” de çıkmayacakmış. Salı günkü yazımı Pazartesi günkü […]

YAŞAMAK BAYRAMDIR –
“TC” ADI KALKARSA –
HİTİTLER

Mutlulukların yerini acılar aldı…
Bayramınızı kutluyamıyorum!

Zaman kaybetmeyi sevmediğim için telefonumu genellikle kapalı tutarım. Gazetemizin Genel Koordinatörü Salih Güner birkaç kere telefonla aramış. Telefonumu açtığımda arayanlar arasında Salih’in numarasını görünce aramadan yapamadım. Salı günü bütün yerel gazeteler gibi “Kırşehir Çiğdem” de çıkmayacakmış. Salı günkü yazımı Pazartesi günkü gazeteye koyacaklarmış. Yazımı erken göndermemi istedi. Bu neyse de internete de birkaç gündür girmediğim için yerel haberleri gözden geçirememiştim. Salih demese yine de haberim olmayacaktı. Aldığım acı haberle sarsıldım. Dostum, arkadaşım, meslektaşım Âdil Vahaboğlu’nun sevgili oğlu Özgür Vahaboğlu genç yaşta hayata veda etmiş. Bu haberden sonra bayram yazısı yazmak içimden gelmedi desem yalan olmaz. Özgür’ün adını son olarak babasının kargoyla bana da ulaştırdığı son kitabı “Edebiyat Penceresi”nin baş sayfasında görmüştüm. Âdil Bey “Büyük oğul C. Özgür Vahaboğlu’na” diye Özgür’e ithaf etmişti kitabını. Üzüntüm sonsuzdu. Zaten son aylarda verdiğimiz yüzlerce şehidi bir tarafa bırakıp bayram yazısı yazmayı da düşünmüyordum. Yazsam ikiyüzlülük olacaktı. Buna bir de bir dostumun evlât acısı eklenince bayramı unuttum. Mutlu bayramlar yerini acılara bıraktı. Dinin alenen çıkarlara âlet edildiği, iktidar sahibi politikacıların peygamberleştirildiği, namaz kılmayanların hayvan olarak tanımlandığı, şehitlerin ana-babaları, kardeşleri, eşleri, yetim çocuklarının bayramı mezarlıkta geçirdikleri bir ortamda sizlere “Mutlu bayramlar” diyemeyeceğim için üzgünüm.
Bu duygularla hemhal iken aklıma Can Yücel’in bayram şiiri geldi. Belki birçoğunuzun bildiği bu şiiri yarın başlayacak olan Ramazan Bayramı için sizlerle paylaşmak istedim.
Dostum Âdil Vahaboğlu’nun büyük acısını bütün kalbimle paylaşıyorum.

YAŞAMAK BAYRAMDIR
Nefes almak bayramdır meselâ; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
Sevmeninkini yalnızlık…
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “Çok şükür, bu günü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır…
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram…
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
“İyi ki yanımdasın” bayram, “Her şeyi sana borçluyum” bayram…
“Hiç pişman değilim” bayram…
Evlâtların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yârenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evlâdır.
Her gününüz bayram olsun…

“TC” ADI TEMELLİ KALKARSA NE OLUR?
YENİ BİR ANAYASA İLE “TC” KALKARSA NE OLUR?
NE OLACAĞINA BİR BAKALIM…
YUGOSLAVYA FESHEDİLDİ,
BİZDEKİ “TC” GİBİ “JUG” VARDI VE KALKTI…
EMEKLİLERE “MAAŞLARINIZI GİDİN,
ESKİ JUG’DAN ALIN” DEDİLER.
EEE… JUG YOK!
EMEKLİLERE SONRA NE OLDU?
GİDİN, SORUN ONLARA, NE OLDUĞUNU SÖYLESİNLER!
BİZDE NE OLMUŞTU?
OSMANLI DEVLETİ TUĞRASI FESHEDİLİNCE OSMANLI
MEMUR EMEKLİLERİNE NE OLMUŞTU?
TABİÎ ONU DA BİLMİYORSUNUZ!
SADDAM’IN IRAK DEVLETİ FESHEDİLİNCE EMEKLİLERE NE OLDU?
E… ONU DA BİLMİYORSUNUZ!
İRAN’DA ŞAH DEVLETİ FESHEDİLİNCE ŞAH’IN GENERALLERİNE,
ŞAH’IN DEVLET MEMURLARINA VERİLEN
EMEKLİ MAAŞLARINA NE OLDU?
EEE… ONU DA BİLMİYORSUNUZ!
ANAYASA OYLAMASIYLA RUMUZU DEĞİŞEN DEVLETLERDE
ESKİ DEVLETİN VERDİĞİ EMEKLİ MAAŞLARINDAN YENİ DEVLET
HUKUKEN MES’ÛL DEĞİLDİR!
ONU BİLİYOR MUSUNUZ?
EEE… BUNA DA İNANMAZLAR!
TC’DEN 10 MİLYONDAN FAZLA KİŞİ EMEKLİ MAAŞI ALIYOR…
EMEKLİLERDEN KURTULMANIN TEK ÇARESİ
TC’NİN FESHEDİLMESİDİR…
HEM DE EMEKLİLERİN SEÇİMLERDE KENDİ ELLERİYLE
AKP’YE VERDİKLERİ OYLARLA…
PEKİ, EMEKLİLER OYLARINI AKP’YE VERİRLER Mİ?
VERİRLER!
“YAVRUM, GECE VAKTİ ORMANDAN GEÇMEYİN,
TECAVÜZE UĞRARSINIZ” DESEK GEÇERLER Mİ?
GEÇERLER…
TECAVÜZE UĞRAMADAN NASİHAT TUTMAZLAR.
ANCAK TECAVÜZDEN SONRA UYANACAKLARSA
BIRAK TECAVÜZ ETSİNLER!

***

KAYBETTİKLERİMİZ
İnsan bir gün virgülü (,) kaybetti. Zor cümlelerden korkar oldu. Cümleleri basitleşti ve düşünceleri de basitleşti.
Bir başka gün ünlem (!) işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de seviniyordu.
Bir süre sonra soru (?) işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu. Ne kâinat, ne dünya, ne de kendisi umurundaydı.
Birkaç sene sonra iki nokta üst üste (:) işaretini kaybetti ve davranış sebeplerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak (“…”) işaretleri kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
Son noktaya (.) geldiğinde düşünceyi ve okumayı unutmuştu.

***

KONUK KALEMLER-

Bin tanrılı toprağın çocukları: Hititler

Türkiye’nin neresine giderseniz gidiniz rastlarsınız onlardan kalan bir şeylere… Onlar Hititler’dir ve Anadolu’nun batısından doğusuna, hemen her tarafında yer alan geniş topraklarda 4000 sene kadar önce varlıklarını göstermeye başlamışlardır.
MÖ 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölümünde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler idi. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri Hatti kültürünün simgeleridir. MÖ 2000 yılları sonlarındaki büyük savaşlar nedeniyle çıkan yangınlarla sona eren bu çağı Asur ticaret kolonileri çağı izler.
Yazılı kaynaklardan Hititler’in Anadolu’ya MÖ 3. binin son yıllarında veya 2. binin başında küçük gruplar halinde girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititler’in Anadolu’ya Kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavsinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları düşünülür. Nereden geldiklerini belirtecek hiçbir yazılı kaynak bırakmadıkları için belki de bu konuda tek dayanak Güneş Tanrısı’na yapılan aşağıdaki duadır:
“Göğün Güneş Tanrısı, efendim, insanoğlunun çobanı! Yukarıya geldin sen. Göğün Güneş Tanrısı! denizden geldin ve şimdi göklere çıkıyorsun.”

İstanbul Boğazı’nı geçen geçene

Bu dua İç Anadolu’da denizden uzakta yaşayan Hititler’in bölgeye nereden geldiklerini bizlere sunan tek ipucudur. Bu duayı doğrulayacak iki deniz dikkate alınabilir: Karadeniz ve Hazar Denizi. Buna göre Hititler’in ana yurdu Aşağı Tuna bölgesi, ya da Kafkaslar’da aranabilir. Genellikle de Trakya’dan gelip Boğaz’dan geçerek Anadolu’ya girdikleri sanılır.
Hattuşaş MÖ 17. yüzyılın ikinci yarısında Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit devletinin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavsi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat bölgesinde Hurri ülkesine karşı yönettiği akınlarla kendisini izleyecek Hitit krallarına bir imparatorluk olma amacının işaretini veriyordu. Kral Telipinu tahta geçince saraydaki kan dâvalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idarî teşkilâta kavuşturmaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. “Telipinu Fermanı” olarak bilinen fermanı yayınlayarak taht verasetini belli kurallara bağladı.
Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre Telipinu devrini Orta Krallık adı verilen dönem izler. I. Şuppiluliuma Mısır’da Tutankhamon’un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Karkamış’ı alarak Mitanni Krallığı’na son vermiştir. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle Mısır ile çatışılır. Bu anlaşmazlık MÖ 1280’deki Kadeş Savaşı’na yol açar.

Hititler’in yıkılışları hâlâ tartışılıyor

Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni hâlen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu düşünülür. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar baş göstermiştir. Hitit devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında bir neden olarak değerlendirilir. Çöküş konusundaki bir diğer görüş de 1200 yıllarında batıdan gelen ve “Deniz Kavimleri” diye adlandırılan toplulukların istilâsıdır.
İmparatorluk sonrası dönemde Hitit kültürü beylikler ve şehir devletleri tarafından bir süre daha devam ettirilmiştir. Bu Geç Hitit devletleri Tuz Gölü ve Fırat Nehri arasındaki topraklarda yer aldılar. Yıllar içinde çevre kültürlerden etkilenen bu devletler MÖ 11. yüzyıldan sonra Aramîler’in siyasî ve kültürel etkisi altında kalmış, sonucunda da Aramîleşmişlerdir. Uzun bir süre Urartular’a ve Asurlular’a bağımlı halde varlıklarını sürdürmüşler ve sonunda, MÖ 700’lerde Asurlular tarafından yıkılmışlardır.

Tanrılar insan gibi

Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır. Yani Hititler ele geçirdikleri toprakların mevcut tanrılarını kendi tanrı listelerine ekleyerek ilginç bir çoğulculuk yaratmışlardır. Buna bazı tarihçiler “Ruhanî Federalizm” adını verirler. Hititler’de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziksel şekilleri insan gibi olduğu kadar ruhen de onlarla aynı olup insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı-insan ilişkilerini bey-hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
Hitit devletinin dinî hiyerarşisi Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur. Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı Fırtına Tanrısı Teşup’tur. Kozmik dönemi (kâinatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan odur. Kral efendisi adına ülkeyi yönetir. Kozmik olaylarla ilgili Mezopotamya tanrıları Anu, Enlil ve Ea da Hititler’in en önemli tanrıları arasında yer alırlar.

LATİF BOLAT



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .