Vay be, ne kadar taklacı ve yalaka varmış!

Vay be, ne kadar taklacı ve yalaka varmış!

02.11.2017

Günümüzde insanlar, toplumlar öyle bozuldu ki!.. Ne utanma kaldı, ne de söz! Herkes taklacı olup çıkmış ne yazık ki… 54 yaşında biri olarak bu taklacılara bakıyorum da bize ilkokul ve ortaokulda beden eğitiminde öğretilen takla attığımız günlere dalıp, gidiyorum. Ben bugünkü Prof. Dr. Erol Güngör Ortaokulu’nun olduğu yerdeki Namık Kemal İlkokulu’nda okumuştum. Beden eğitimi öğretmenimiz […]

Günümüzde insanlar, toplumlar öyle bozuldu ki!..
Ne utanma kaldı, ne de söz!
Herkes taklacı olup çıkmış ne yazık ki…
54 yaşında biri olarak bu taklacılara bakıyorum da bize ilkokul ve ortaokulda beden eğitiminde öğretilen takla attığımız günlere dalıp, gidiyorum.
Ben bugünkü Prof. Dr. Erol Güngör Ortaokulu’nun olduğu yerdeki Namık Kemal İlkokulu’nda okumuştum. Beden eğitimi öğretmenimiz olmadığı için sınıf öğretmenimiz İsmet Akçakaya, bize çeşitli oyunlar öğretir, sonra da bir minderde taklalar attırırdı.
Ama benim Cumhuriyet İlkokulu’ndaki yaştaşlarımız çok şanslı idiler. Çünkü orada gerçek bir beden eğitimi öğretmeni vardı. Bayar Aslan, çocuklarını tam bir sporcu gibi yetiştirirdi. Bahçeye iki-üç minder koyar, ortada bir sandık, öğrencilere çeşit çeşitli takla ve parande attırır, amuda kaldırıp, havada zıplayarak 3 tane daha takla attırırdı, biz de bazen bunları ilgiyle izler, “bize niye takla atlatmıyorlar?” diye gıpta ederdik.
Her halde bundan olsa gerek takla atmayı ve taklacılığı öğrenemedik!
Neyse ilkokulu bitirdikten sonra Kale Ortaokulu’na gittim. Burada beden eğitimi öğretmenimiz de Osman Atabey’di. Sert mi sert bir öğretmenimizdi. Bizleri 19 Mayıs törenlerine hazırlamak için günlerce çalıştırır ve asla hata yapmamıza fırsat vermezdi. Hata yapan yanardı, çünkü Osman Hocam çok sert ve disiplinliydi.
Biz de çalışır, 19 Mayıs törenlerini kusursuz olarak tamamlardık. Liseye geçince beden eğitimi derslerimiz azaldı, ama öyle ilkokul ve ortaokuldaki gibi minderde takla atmak filan gösterilmedi.
Sonra Abdurrahman Cem’ler, Aslan Beyhan’lar beden eğitimi öğretmeni olarak yıllarca Kırşehir gençliğine her alanda spor yaptırdılar, 23 Nisan ve 19 Mayıs, 30 Ağustos gibi milli bayramlarımıza hazırladılar.
İşte yukarıda isimlerini saydığım beden eğitimi öğretmenlerimizin sayesinde iyi birer sporcu olan, takla ve parande atmayı, amuda kalkmayı öğrenenlerin bir kısmı artık sporda yapamadıklarını yağcılılıkta ve yalakalıkta çok iyi beceriyorlar!
Yaşları 30’un üzerinde olan ve hasbelkader bir yerlere gelenler öyle taklalar atıyorlar ki, öyle fırıl fırıl dönüyorlar ki sporda takla atanları geride bırakıp, parmak ısırtıyorlar!
Evet, bir zamanlar bir kişi çalıştığı yerde ona buna yağcılık yapar, kuyruk sallarsa büyür, bir yerlere gelir derlerdi de inanmazdık.
Şimdi öyle mi?
Günümüz yağcılık ve yalakalık dönemi!
Kırşehir’de şöyle bakıyorum ne kadar yağcı ve yalaka varsa en üst noktalarda!
Bilgi, beceri, tecrübe, liyakat sıfır olsa da Kırşehir’de tepedeler, gelecekleri en üst noktadalar!
Ama hala utanıp sıkılmadan, daha da üst noktalarda makam ve mevkii istiyorlar!
Bunlarda utanma yok, arlanma yok!
Milletvekilinin arkasında, belediye başkanının ya da parti başkanlarının arkasında dolaşan müdürleri artık anlıyoruz da, işleri güçleri ona buna vıcık vıcık yağ çekip, takla atanlara anlam veremiyoruz.
Dün aday yapmak istedikleri kişinin arkasında dolaşanlar, onun için kapı kapı gezenler, kılıktan kılığa girenler bugün hiç utanıp sıkılmadan milletvekillerinin, belediye başkanlarının arkasında, hem de ön sıralarda!
Bir gün bir milletvekilinin, diğer gün başka milletvekilinin peşinde, gece belediye başkanının peşinde olanlar var.
Ne yapsınlar devir onların devri!
Evet, gerçekten tuz koktu denilen bir dönemde yaşıyoruz…
Devir yağcıların, taklacıların ve yalakaların devri olmuş!
Onlar el üstünde tutuluyor, onların işi görülüyor!
Doğruluk, dürüstlük, onur ve şeref ayaklar altında!
Dedim ya devir yağcılık ve yakalık devri olmuş!
Çünkü bürokraside beceri ve konusunda kariyer sahibi olmak önemli değildir. Önce yağcı olacaksın, üstlerine yağ çekerek, el etek öperek yükselmenin yollarını arayacaksın.
Bir de sanal yağcılarımız vardır. Bunlar da sadece güzel laf üretirler. Bu yağcılarımız çok önemli kişilerdir! Bunlara yağcılık özellikle öğretilmiştir. Çünkü bu yağcılık kolay bir iş değildir. İnsanın onuru ile ters orantılıdır. Biri yükselirken diğeri azalır. Hatta yağcılık öyle bir boyuta ulaşır ki onur kelimesinin bir mana ifade etmediğini açık olarak görürsünüz.
İktidar partisinin üst düzey yöneticilerine yağcılığı iyi yaparsan iş bulma, ihale alma garantin var demektir.
“Hamili kart yakınımdır” yazısını eline aldın mı kim tutar seni!
Vali’ye “baba” der, sabah akşam elini öpersen, adam olursun!
Rektöre yağ çekersen, üniversiteden ihale alman çok kolaylaşıyor!
Belediye Başkanına yağ çekersen, daha da kolay!
Milletvekillerini arkana alırsan açamayacağın kapı, kapamayacağın iş ve ihale olmaz!
Bu işler hayat boyu hep böyle devam eder.
Yalakalar elbette tek tip değildir. Türlere ayrılır.
İsterseniz bu yalaka tiplerini bir değerlendirelim:
Müptezel yalakalar: Zenginlerin ve iktidarların ak dediğine ak, kara dediğine kara derler. Geceleri geç saatlere kadar televizyonlarda kan ter içinde “ağa”larını savunurlar. Yalakalıklarını açık etmekten çekinmez aksine afişe ederler. Zamanı gelince milletvekili adaylığı, yandaş medyada iş, uçakta yer, ihalede avanta isteyecekleri bellidir.
Müzmin yalakalar: Bunlar yalakalığı ille de menfaat sağlamak için yapmazlar. Doğuştan uşak ruhludurlar. Mesleği refleks olarak icra ederler.
Usta yalakalar: Ancak çok dikkatli gözle takip edilirlerse yalaka oldukları anlaşılır. Çünkü bu işi son derece ustaca yaparlar. Görüntüde sözde hükümeti eleştirir, muhalefet ederler. Ama en kritik noktalarda öylesine ince, öylesine rafine kıyaklar çekerler ki, en baba yalakanın yalakalığı bu kadar etkili olmaz. Sayıları az, etkileri çoktur.
Gizli yalakalar: Bunlar gazetelerin, televizyonların mutfaklarında görev yaparlar. Ortalıkta pek görünmezler. Haberleri yalakalık yaptıkları kişi ve partinin lehine ustaca düzenlerler. Olumsuz haberleri ya görmezden gelir ya da lehteymiş gibi çarpıtarak verirler. Karşılığında gazete veya televizyondaki mütevazı maaşlarını kurtarırlar. Hayatlarını gazetecilikle değil yalakalıkla kazandıklarını bilir ama kimseye çaktırmazlar.
İşte böyle çeşit çeşit yakalalar var. Yağcılığın biraz daha ilerlemiş haline de dalkavukluk derler.
Yazımın sonuna gelirken aklıma yine bir meşhur söz geldi:
“Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı faydadan daha fazla olursa o ülke batar.”
Ülkemiz batıyor mu? Çıkıyor mu? Onu bilemem, ama ülkemizde ve ilimizde o kadar çok dalkavuk var ki, ne yapıyor, nereye gidiyoruz anlayamıyoruz.
Mesleğim gereği bazı tören, toplantı ve etkinliklere katılıyorum. Sözde benim mesleğimin içinde olan, ama asıl işi ona buna yağ çekmek, yalakalık olduğunu iyi bilen, bu nedenle iş ve ihale alan birilerinin sürekli yetkililere yağ çekmesini gördükçe, ben insanlığımdan utanıyorum, ama onlar utanmamakta, arsızlıklarına, yüzsüzlüklerine devam ediyorlar.
Ne yaparsın devir yağcılık, yalakalık devri olmuş.
Doğruları söyleyeni, doğruları konuşana yer yok!
Ne demişler “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye.
Ama biz gerçekleri, sadece gerçekleri yazmaya devam edeceğiz.
Günümüzde insanlar kılıktan kılığa giriyor, yağcılık yapmaya, yıkama yağlamaya devam ediyor.
Elbette yağcılıkla semirenler şunu iyi bilin ki; keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Yağlar erimeye başlar, yağcılıktan elde edilen mevkiler, mal ve mülk kayar gider, yok olur!..



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .