Vatanı ve Halkı Satma Psikolojisi

Vatanı ve Halkı Satma Psikolojisi

30.06.2016

Kırşehir’in durağanlığı ve sakinliği itibariyle, böylesine çetin ve karmaşık yazıları yazıyor olmam, kimilerine yorucu, insan psikolojisini karartan ve okuyucu derhal böylesine konu ve içeriklerden sıyırıp alan bir kaçış haline gelebilir. Ancak sorunları çözmeden de yerinde bir hayatı sürdürmek mümkün değildir. Üç psikolojik eğilme, üç toplumsal denklem, üç sosyal sorumluluk. Vatan, halk ve bu değerlere karşı […]

Kırşehir’in durağanlığı ve sakinliği itibariyle, böylesine çetin ve karmaşık yazıları yazıyor olmam, kimilerine yorucu, insan psikolojisini karartan ve okuyucu derhal böylesine konu ve içeriklerden sıyırıp alan bir kaçış haline gelebilir. Ancak sorunları çözmeden de yerinde bir hayatı sürdürmek mümkün değildir.
Üç psikolojik eğilme, üç toplumsal denklem, üç sosyal sorumluluk. Vatan, halk ve bu değerlere karşı psikolojik gelişim. Dünü, bugünü ve yarını ile bu üç denklem ile içselleşen Türkiye’de, bu hastalıklı duygu sorununa tanık olmak mümkün. Bu duygu sorunu, kişinin veya kişilerin çıkarları neticesinde yarattıkları dehşet bir bencilleşme, bencilleşmeyi maddiyat ile takas etme, ahlaken yok olmanın tanımından öte bir şey değildir. En iddialı pedagogların dahi tedavi edemeyeceği ”satma ve satılma psikolojisi” toplumsal sorunların patlamasını kuvvetli açığa çıkarıyor. Bir virüs gibi yayılan bu çıkar hastalığı, vatana, halka, topluma, dayanışmaya, barışa, sevgiye, aşka; kısaca bir arada yaşama karşı acımazsızlaşan, yaban bir ağrıya, kör bir hiçliğe ve rezil bir tükenmeye doğru yol alıyor.
Tarihin dokusundan cımbızla almak istediğimizde, vatanı ve halkı tehlikeye düşüren bu psikolojik soruna çokça örnekler verebiliriz. Vereceğim örnekler ise yine bu hastalıklı psikolojilerde, bir diğer tepkimeye, alınganlık ve saldırganlık psikolojisine de yol açabilir. Olsun, gözlerimiz önünde vatanı satarken siz, bizler de psikolojik depresyondayız, bilesiniz.
BUĞDAY EKTİK KANGAL ÇIKTI…
Ülkenin bu bereketli topraklarında ve kadim halk toplumlarında ”bir tanesi” siyasal bir refleks ile ortaya çıkıyor; dünün siyasilerine karşı, iktidarlarına çıldırmış bir psikoloji ile saldırıyor; ” türbana karşısınız, laikliğe karşısınız, dini istismar ettiniz, bilimi istismar ettiniz, cübbelilerin peşindesiniz, Sovyet aydınlarının peşindesiniz, kadın ile yana yana günah, kadın ile yana yana aşktır, siz Mustafa Kemal’in askerlerisiniz, siz Atıf Hoca’nın müritlerisiniz, bu karanlığı yıkacağız!..” ve daha bir çok şey. Ve bu sistem taneleri, başarıya giden bu yolda(!) , zıtlar tanımının kurgusunu yaparak, kendi makamsal başarısının kucağına bir ülkeyi ve bir halkı hiç acımadan oturtuyor.
Yarattıkları çelişkiler, zıtlıklar, ayrışmalar ve fikirsel heyelanlarıyla; vatansever, kurtarıcı ve bulunmazlıklarını iddia ediyorlar. Bu yükselen psikolojinin aşağısında; koltuk atlarında ekmek, ellerinde bir kaç kg. süt, solmuş tenleri, çatlamış dudaklarıyla yerini bir aldanış sahnesine evrilen halk, nasıl satılacaklarını yeni baştan merakla bekliyorlar. Oysa aldatmak ve aldanmak kavramsal olumsuzluğuna rağmen ne çok güncel tutuyor kendini değil mi?
SOMUT BİR DOKUNUŞLA BAKARSAK, NASIL SATIYOR VE SATILIYORUZ?
Sahne hazır, hazırlanan sahneyi var eden partinin genel başkanı, büyük bir oy paydası ile meydanlara çıkıyor, biliyoruz ki bir kaç gün sonra başbakan olacak. Önceleri merdiven atlarında üretilen kumaş pantolonu, naylon karışımı gömlekle siyasete giren bu kimlik, genel başkanlığı ile kumaşını bir tık daha kaliteleştirse de, yetmiyor, karşımızda bir başbakan var. Ve bu başbakan dün bağımsızlığa, cumhuriyete, dine, türbana, ahlaka hücum eden Amerikan Emperyalizmine karşı tüm fikri sistemiyle başkaldırıyor, isyan ediyor, vatanseverlik beyitleri yazıyordu. Şimdi karşımızda bireysel bir vatanseverin aksine sitemsel bir başbakan var. Alman marka kravatı, İngiliz marka takım elbisesi, İsveç marka kol saati, Hollanda malı güneş gözlüğü, Amerikan marka makam aracıyla; satmanın ve satılmanın o psikolojik iştahı, başbakan istese de istemese de artık yaşamsal genlerine siniyor. Toplumsal uçurum ise dünün dengelerinden, daha o gün bozuk düzene karşı çıldıran vatanseverliğine rağmen ödün vermiyor. Yukarıda cilalı bir başbakan, aşağıda yine yorgun bir halk. Çıkar giderek azmanlaşıyor.
Çekirdek yalakaları var bir de bu psikolojinin. Bürokratı, milletvekili, goygoycusu, kuyruk kitleleri. Ülke bir anda çıkarcıların, kan emicilerin istilasına uğruyor. Laiklik, türban, ahlak, barış, ekonomi, bilim, hepsi şiddetle evirilen psikolojinin yalanına düşüyor. Bir umut daha böylesi bir bulaşkanlığın ağında takılı kalıyor. O renkli medya haberlerinde, daha dün halk neferliği yapanları bu kez, Amerikan lobilerinde, Arap otellerinde, İngiliz kraliyetlerinde, İsrail savaş odalarında takla atarken görüyoruz; ülkemizin kadife topraklarını, turizme, tarıma, savaş sahalarına azgınca pazarlarken.. Kilisede rahip, Ortadoğu’da cazgır, Amerika’da beyaz, Somali’de kokain, Afrika’da ağlayan aktör, Arabistan’da imam, Suriye’de mülteci, Beka vadisinde terörist oluyoruz. Şiddetle satıyor, satılıyoruz, bu hastalıklı duygu sorunundan kurtulamıyoruz.
Tüm toplumsal genlerimize sinen bu hastalık, yaşamımızın her alanında karşımıza çıkıyor ve tüm ülke makamlarında kaliteli satılmışlarla sık sık karşılaşıyoruz. Yüzümüze baka, sırıta sırıta, alaylı bir tavırla bakıyorlar. ” Satıldık” diyorlar, ”satarız” diyorlar, ”vatanın satıldığı yerde ana, avrat, halk ne ki, onu da satarız” diyorlar. ” Biz satılmışların bürokratı, biz satılmışların memuru, biz satılmışların kuyrukçusu, biz satılmışların vekiliyiz. Bu halkın bu vatanın gözünün yaşına bakmadan satarız” diyorlar.
Umutları dökük halk ise; ” satın, elimizden ne gelir, topumuzu, tüpümüzü satın” diyorlar. İnsan beynine adeta morfinlenmiş bu hastalık, ülkeye karşı; terör, ölüm, ağıt, acı, açlık, yoksulluk, yokluk, ahlaksızlık, bilinçsizlik, bilimsizlik, türbansızlık, laiksizlik, dinsizlik, cübbesizlik, en önemlisi vatansızlık olarak geri dönüyor. Ancak bilinmeli ki satmaktan tükenen toplum, artık satacağı hiç bir şeyi kalmayacağı için, bir halkı, bir ulusu ve bir vatanı asla geri alamayacaktır.
***
Salı günü idrak edeceğimiz Ramazan Bayramı’nı şimdiden kutluyorum. Bayramın ülkemize, milletimize, Kırşehirimize ve okuyucularıma barış, aydınlık ve huzur getirmesini diliyorum.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .