Üretmekten ve tasarruftan başka şansımız yok!

Üretmekten ve tasarruftan başka şansımız yok!

11.10.2018

Türkiye bir ekonomik krizle boğuşurken, insanların hayat pahalığıyla alım gücü iyiden iyiye düşerken, hükümet piyasaları ve halkı rahatlatma adına bir takım kararları devreye almaya başladı. Umarız bu kararla piyasalarda yaşanan durgunluk ve pahalılık bir nebze olsun ortadan kalkar, halkın alım gücünün artmasıyla birlikte piyasalar oturur. Yoksa bu ekonomik sıkıntı devam ederse bizi zor ve sıkıntılı […]

Türkiye bir ekonomik krizle boğuşurken, insanların hayat pahalığıyla alım gücü iyiden iyiye düşerken, hükümet piyasaları ve halkı rahatlatma adına bir takım kararları devreye almaya başladı.
Umarız bu kararla piyasalarda yaşanan durgunluk ve pahalılık bir nebze olsun ortadan kalkar, halkın alım gücünün artmasıyla birlikte piyasalar oturur. Yoksa bu ekonomik sıkıntı devam ederse bizi zor ve sıkıntılı yıllar bekliyor.
Hükümet ekonomik krizle birlikte programına aldığı pek çok yatırımı askıya aldı.
Hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zorunlu haller dışında yatırım programına yeni proje alınmayacağını, kamu harcamalarında tasarrufa gidileceğini, nitelikli yatırımlara öncelik verileceğini, kısa süreli projelere öncelik verileceğini açıkladı.
Elbette bu ekonomik krizin atlatılması sadece biz vatandaşların kemer sıkmasıyla atlatılamaz. Devletin de kemer sıkması, tasarrufa gitmesi olmazsa olmazdır.
Vatandaş olarak bizler zaten yıllardır kemer sıkıyoruz. Her geçen gün artan işsizlikle birlikte, esnaf, tüccar, sanayici küçülmeye başladı. Hatta işyerini kapatarak işsizler ordusuna katılarak, bir asgari ücretle devlete kapağı atmaya çalışan Kırşehir’de nice esnafımızın olduğunu da yakından bilenlerdenim.
Borçlarını ödeyemeyen, çalışanlarının maaşlarını, işlerinin kirasını ödeyemediği için kapısına kilit vuran, kredi kartını ödeyemeyen, başka kredi kartlarından çekip öyle ödeyen, bankalara olan borçlarını ödeyemediği için icralık olan nice hemşehrilerimiz var Kırşehir’de…
Yani Kırşehir’deki hemşehrilerimiz gibi ülkemizde de halkımızın büyük bir bölümü bu şekilde ayakta durmaya çalışıyor, yokluğu ve yoksulluğu iliklerine kadar hissederek yaşam mücadelesi veriyor.
Şurası daha vahim. Ülkemiz insanının yüzde 70’lik bir bölümü ekonomik sıkıntı içinde kıvranırken, kalan kısmı zenginlik içinde yaşıyor. Krizi orta direk dediğimiz kesim hissediyor.
Şimdi devlet bu yaşanan ekonomik krizi atlatabilmemiz için hükümet yıllardır betona yaptığı yatırımlara dur diyerek, üretime yönelecek gibi gözüküyor. Zaten Cumhurbaşkanımızın son genelgesi de buna işaret ediyor.
Bu genelgeyle birlikte ülkemiz genelinde yatırım programına alınan pek çok yatırım ya askıya alınacak, ya ağır aksak devam edecek, ya da önümüzdeki yıllara bırakılacak.
Cumhurbaşkanımızın “2019-2021 Dönemi Yatırım Programı Hazırlıkları” ile ilgili genelgesinin Resmi Gazete’de yayımlanması ve zorunlu haller dışında yatırım programına yeni proje alınmayacağını duyurulmasının ardından Kırşehirlilerin yıllardır yapılmasını dört gözle beklediği Çevre Yolu’nun 2018 yılı yatırım programına alındığı, ancak inşaatına başlanmaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu genelgesi ile bu yatırıma başlanması da şimdilik zor gibi gözüküyor.
200 yataklı yeni hastane binası başta olmak üzere pek çok yatırıma şu aşamada başlanması da zor görünüyor.
Yine Kırşehirlilerin hayalini süsleyen demiryolu projesine de bu genelgeyle daha sonraki yıllara kaydırılabileceği bildiriliyor.
Kırşehir’de bu yıl yapımlarına başlanan pek çok projeye de ödenek aktarılamaması sonucu ya yarım kaldı, ya da inşaat maliyetlerinin iki kat artması nedeniyle durduğu bildiriliyor.
Kırşehir il genelinde yapımları devam eden ve tamamlanma sürecine giren yatırımların bitirileceği, ancak yatırım programlarına alınan, ihale edilen ancak inşaatlarına başlanmayan yatırımların durdurulacağı bildiriliyor.
Kırşehir’de yapımları süren, yatırımların tamamlanarak hizmete alınabilmesi için Ak Parti Kırşehir Milletvekili Mustafa Kendirli ile il yöneticilerimize büyük görev ve sorumluluk düşüyor.
Elbette ülkemizin zor ve sıkıntılı bir süreçten geçtiğini biliyoruz. Kemer sıkma ve tasarruf tedbirlerine gönülden destek veriyoruz. Ancak Kırşehir’de başlanan ve yapımları devam eden ve milyonlarca lira harcanan yatırımların da boşa gitmemesi için mutlaka tamamlanması gerekiyor.
Sağlıkta, eğitimde, ulaşımda tasarrufa gitmek yerine başka gereksiz yatırımlarda tasarrufa gidilmeli. Bugün Kırşehir’de eğitimde yaşanan sorunların çözümü için yapımlarına başlanan okulların mutlaka tamamlanması gerekiyor.
Kaldı ki şehir merkezinde yapımları süren pek çok yatırım var. Bugüne kadar harcanan paraların boşa gitmemesi ve hizmete açılması gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın ve Hükümetimizin bu yatırımların durmasına gönüllerinin razı olmayacağına ve 2019 yılında da ihtiyaç duyulan ödeneklerinin vereceğine inanıyoruz. Ancak bu konuda ilimiz yöneticileri ve özellikle Milletvekilimiz Mustafa Kendirli’nin de gerekli girişimlerde bulanması gerekiyor diye düşünüyorum.
Ülke olarak bu krizi atlatabilmemiz için top yekûn mücadele etmemiz, kemer sıkmamız ve tasarrufa gitmeliyiz. Ancak şu kamu kurum ve kuruluşlarında gördüğümüz araç saltanatına ve savurganlıklara da artık bir son vermemiz gerekiyor.
Bugün Belediye’den, Özel İdare’ye, tüm kurum müdürlerinin, hatta müdür yardımcılarının altında makam arabaları var. Bazı kurum müdürleri ne yazık ki çarşıda, pazarda alışverişe, eşlerini ve çocuklarını işlerine okullarına, hatta kuaförlere kadar makam araçlarıyla götürüp getirirken, sürekli fakir vatandaşa, “kemer sık, tasarruf yap!” demenin de mantıklı bir düşünce olmasa gerek.
Bu konuda Valimiz Sayın İbrahim Akın’ın ilimizdeki şu kurum ve kuruluşların müdürlerini, amirlerini uyarmalı, gerekirse, makam araçlarına bir kısıtlama getirmeli. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz!” gibi davrananlara artık fırsat vermemeli.
Eğer ülke olarak bu dar boğazlı ve krizli günleri atlatmak istiyorsak, top yekûn tasarrufa gitmek zorunluluğumuz vardır. Makam ve mevki sahipleri gösteriş ve şatafattan geri kalmayacak, devletin imkânlarıyla bol keseden yiyip, içecek, yaşayacak, savurganlıklarına tam gaz devam edecek, sonra da kriz yokmuş gibi davranacak?
Yok öyle şey!
Bu ülke 81 milyon olarak hepimizin.
Devletimize canımız feda… Ancak öncelikle devletimizin başından başlamak üzere tüm milletvekilleri, bürokratlar, daire müdürleri, siyasi partiler, belediyeler, devletin kaymağını yiyen ne kadar kurum, kuruluş ve insan varsa önce onlar tasarrufa gidip, savurganlıklara son vermeli. Hatta lojmanlarını, makam araçlarını terk etmeli. Kamuda, belediyelerde lüks, konfor, israfa son verilmeli, gösteriş ve şovlu açılışlardan, törenlerden, etkinliklerden vazgeçilmeli.
Eğer bunlar yapılsın, ben inanıyorum ki biz bu dar boğazlı günleri kısa sürede atlatırız.
Tabi artık çalışmadan yan gelip yatanlara, tembelliği alışkanlık haline getirenlere yeter artık denmeli. Elbette çalışamayan, iş bulamayan işsiz insanlara sosyal devlet olarak destek verilmeli, ama iş beğenmeyen, “nasıl olsa devlet beni besliyor!” diyerek asalaklaşanlara da dur denmeli.
Mutlaka üretim ekonomisine geçilmeli, dışa bağımlılıktan kurtulmalıyız. Kendi imkânlarıyla geçinen bir ülke haline ancak o zaman geçebiliriz. Dövizle et, buğday, nohut, fasulye, mercimek, ceviz, badem, kâğıt başta olmak üzere bizim rahatlıkta üretebileceğimiz ürünler ithal edilmesin.
Madem ki ülkemize karşı dış güçlerin oyunları, bir ekonomik savaşları var. Tasarruftan ve üretimden başka bir çaremiz yok…
Gelin hep birlikte kemer sıkıp, tasarruf edip, üretime geçip, bu sıkıntılı süreci hep birlikte aşıp, müreffeh günlere ulaşalım.

***

Biraz da gülelim

Taşları ölçülü at!

Temel, Hac farizasını yerine getirmek üzere eşi Fadime’yi de yanına katıp Kâbe’ye gitmiş.
Sıra şeytan taşlamaya gelince Fadime kocaman taşları alıp iblise fırlatıyor. Her seferinde daha büyük bir hınçla koca koca taşları alıyor, “Kör gözüne şeytan” diyerek fırlattıkça, fırlatıyor.
Elinde taş kalmayınca ayakkabısına eğilip çıkarıyor.
Tam fırlatacakken Temel yetişip kolundan tutuyor ve sinirli bir şekilde, “Sen ne yapıyorsun?” diye soruyor.
Panikleyen Fadime, “Şeytan taşlıyorum ne yapacağım?” diyebiliyor ancak.
Aldığı cevaptan tatmin olmayan Temel iyice hiddetleniyor: “Ula manyak mısın kadın? Sen bunun kim olduğunu biliyor musun?”
Fadime, “Kim olacak şeytan iştee” deyince önce “ya sabır” çekiyor, sonra hafiften kulağına eğilip akıl vermeye başlıyor:
“Ula gözünü seveyim beni çıldırtma! Taşladığın şeytan bir zamanlar Allah’ın en sevgili meleğiymiş. Yarın onların arası düzelir, biz kötü oluruz. Sen her ihtimale karşı taşları ölçülü at!”

***

Sevdiğim bir söz

Kişi kendini tanıtırken mesleğini ön plana çıkarıyorsa, demek istiyordur ki; “Aslında ben malın önde gideniyim ama, her ne hikmetse mevki sahibi oldum.”



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .