Umudumuzu kaybetmemeliyiz

Umudumuzu kaybetmemeliyiz

17.05.2018

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayına ulaştık. Allah tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namaz ve teravihleri kabul etsin. Ancak Ramazan ayına gireceğimiz şu günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasını, İslâm’ın ilk kıblesi, kadim Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma girişimini hiçbir İslâm ülkesinin ve Filistinlilerin kabul etmesi mümkün değildir. ABD bu girişimiyle BM’yi, BM kararlarını ve […]

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayına ulaştık. Allah tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namaz ve teravihleri kabul etsin.
Ancak Ramazan ayına gireceğimiz şu günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasını, İslâm’ın ilk kıblesi, kadim Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma girişimini hiçbir İslâm ülkesinin ve Filistinlilerin kabul etmesi mümkün değildir.
ABD bu girişimiyle BM’yi, BM kararlarını ve uluslararası hukuku açıkça hiçe saydığını göstermiş, bölgedeki ihtilafın çözümünde bir arabulucu değil açıkça bir taraf olduğunu bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir.
Hiçbir kural tanımayan, vicdana, insafa, hiçbir inanca sığmayan bir şekilde maalesef Amerika Birleşik Devletlerinin desteğini de arkasına alan İsrail yine terör estirdi. 60 masum Filistinli Müslüman kardeşimizi şehit etti, binlerce Müslümanı yaraladı.
Biz biliyoruz ki Kudüs bağımsız Filistin Devletinin Başkentidir, kıyamete kadar da öyle kalacaktır. Ancak şunu da üzülerek izliyoruz ki Müslümanların kanı akıtılırken; Filistinli kardeşlerimiz soykırıma tabi tutulurken, vicdansızca ve insafsızca katledilirken maalesef Müslüman devletlerin, Müslüman coğrafyasının bir çoğundan ses çıkmıyor.
Böyle Müslümanlık olur mu?
Parayı elinde tutan Arap Devletlerinin Amerika’nın peşinde nasıl koştuğunu ibretle izliyor ve takip ediyoruz. Ama bugüne kadar hiçbir zaman zulme karşı sessiz kalmayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti yine sessiz kalmadı, yine ayakta. Kırşehirliler de İsrail ve ABD’yi protesto etmek için meydanlarda.
Dileğimiz dünyadaki tüm Müslümanlar Filistinlilerin yanında olur, tepkilerini ortaya koyar, ABD ve İsrail Filistin’den elini çeker.
Ortadoğu’da kan akarken, yanı başımızda Suriye’de savaş devam ederken, Türkiye olarak biz 40 gün sonra hem Cumhurbaşkanlığı, hem de milletvekilliği için sandık başına giderek seçime gideceğiz.
Kırşehir’de seçime katılacak partilerin milletvekilleri adayları netleşmediği için herhangi bir değerlendirme yapamıyoruz. 21 Mayıs günü tüm partilerin adayları açıklanınca bu konuda bir değerlendirme yaparız inşallah.
24 Haziran seçimlerinde Kırşehir inşallah kendisine hizmet edecek, parti ya da kişileri seçer de biz de bundan mutlu oluruz.
Umutlanıyoruz, umudumuzu yitirmek hiç mi hiç istemiyoruz.
Bizler bu adayların isimlerini elbette merak ediyoruz, ama çok da acele etmiyoruz, adaylar kadar…
Acele deyince aklıma geldi. Yeri gelmişken bir hikâyeyi burada siz değerli okurlarıma aktarmak istiyorum.
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş, ama kral bile onu kıskanırmış…
Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.
“Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?” dermiş hep.
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:
“Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler…
İhtiyar:
“Karar vermek için acele etmeyin” demiş.
“Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş… Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.
“Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..”
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar, “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler…
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.
İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş, “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”
“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
İşte böyle hiç kimse acele karar vermesin, ne olacağı belli olmuyor. Allah ne buyurmuşsa o olur…
Şimdi Kırşehir’de siyasi kulislere bakıyorum, her parti Kırşehir’de milletvekili adaylarının açıklanmamasına rağmen, hangi kişilerin aday olacağını biliyor, hatta milletvekillerinin kim olacağını bile söylüyor.
İktidar partisi AK Partililer Kırşehir’de sonucun değişmeyeceğini ve yine iki milletvekilini kazanacağına kesin gözle bakarken, CHP, MHP ve İYİ Partililer de bir milletvekilini garantilediklerini, ikincisini almak için çalıştıklarını söylüyorlar.
Ben buradan tüm partilere şunu öneriyorum. Yukarıdaki hikayedeki gibi sonuçlar ve kişiler hakkında acele karar vermeyin. Daha seçimlere 40 gün var, gün ola harman ola.
Kırşehir’de daha önce nice seçimler gördük, yaşadık. Hiç kimse halkın oyunu çantada keklik olarak görüp, şimdiden milletvekili adaylarını belirleyip seçimi kazandık havasına girmesin. Çünkü daha köprülerin altından çok sular akacak.
Kırşehirliler şu anda seçimden çok kendini düşünüyor.
Yükselen döviz kurlarından kaynaklı olan ve kendini iyice hissettiren ekonomik krizden dolayı insanların alım gücü iyice düşmüş, Ahi esnafı siftahsız günler yaşarken, hatta iflas noktasında iken seçimi ya da kimlerin milletvekili adayı olacağına nasıl baksın ki!
İnsanların alım gücü ortadan kalkmış, mecburi ihtiyaçları dışında kimse alışveriş yapamıyor. Köylü, çiftçi, esnaf, işçi, emekli kendi derdine düşmüş.
Maddi açıdan hakikaten herkes zor durumda. İnsanlar artık ekonomik krizden kurtulmak istiyor. İnsanlar, demokrasi, barış ve huzuru bekliyor.
Bu beklentilerini hangi parti ve adayların getireceğini düşünüyorsa 24 Haziran’da sandık başına giderek tercihini ona göre değerlendirip oyunu verecektir. Sandıktan çıkan ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sorunları çözmek için gereğini yapar da insanlar ve ülkemiz rahat bir nefes alır diye düşünüyorum.

***
Biraz da gülelim!

Bektaşisiz Ramazan fıkrası olur mu?

Bektaşi, oruç tutmaz ama sahura kalkıp bol bol yermiş. “Baba, bu ne iştir, niye böyle yapıyorsun” diye sormuşlar, “İmanım, onu da yemeyek de külliyen gâvur mu olak” demiş.
Ramazan sonrasında Ramazan’ı konuşuyorlarmış, Bektaşi “Yahu, mübarek ne zaman gelip gitti, hiç haberimiz olmadı” demiş.
***
Bektaşi’nin birini ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler.
Sarhoş Bektaşi’yi görür görmez kadı:
-Behey kâfir! Aziz mübarek günde içiyorsun bu zıkkımı. Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu? der.
-Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, diye karşılık verir Bektaşi.
Kadı:
-Bunun içine pamuk karıştırılmıştır, süse ve israfa değil maslahata girer, haram olmaz, deyince, taşı gediğine koyar Bektaşi:
-Biz de su katmışızdır aslan sütüne…

***
Köyün birinde, sigara tiryakisi bir adam, dostlarını davet etmişti iftara. Dostlarının içinde imam da vardı. Kafa dengi bu imamla sözleştiler dostları. İftar vakti gelince imam diyecek ki “Buyurun önce namazımızı eda edelim, sevabı büyüktür” sonra da Fatiha’nın ardından çok uzun bir zamm-ı sure koşacak. İmam öyle yapar, adam sigara içememenin hırsıyla, içinden imama kalaylayarak namaza durur.
Hoca Fatihayı okuyup “Yasin!” deyince çıldırır, namazı bırakıp “Üstü ölüye kalsııın” der ve sigarayı yakar.

Sevdiğim bir söz

“Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayâsızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.” Hakim



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .