Ulu Önder Atatürk’ü rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz

Ulu Önder Atatürk’ü rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz

09.11.2017

Türk halkının; bağımsız, özgür, onurlu bir ulus olarak yaşaması için mücadele etmiş, emperyalizme tarihinin en büyük dersini vermiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının bugün 79. yıldönümü… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran, ülkemizin ve insanlarımızın çağdaş bir yapıya kavuşması için başlatılan devrimlerin öncüsü ve uygulayıcısı olan Atatürk’ün bugün Dünya’nın en büyük […]

Türk halkının; bağımsız, özgür, onurlu bir ulus olarak yaşaması için mücadele etmiş, emperyalizme tarihinin en büyük dersini vermiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının bugün 79. yıldönümü…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran, ülkemizin ve insanlarımızın çağdaş bir yapıya kavuşması için başlatılan devrimlerin öncüsü ve uygulayıcısı olan Atatürk’ün bugün Dünya’nın en büyük liderlerinden birisi olduğunu anlıyoruz.
Bugün bu topraklar üzerinde özgür ve bağımsız yaşıyorsak; bunu yakın tarihimizde adını tarih sayfalarına yazdırmış olan Kuvayi Milliye ruhuna, işgal altındaki bir coğrafyada, emperyalizmin tüm güçlerini savaşa savaşa kovan, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kurtuluş mücadelesi veren Ulu Önderimiz Atatürk’e ve bu topraklar için canlarını veren aziz şehitlerimize borçlu olduğumuzu asla unutamayız.
Ülkemizin içine sürüklendiği kaos ortamında; iç sorunların yaşandığı, vurguncuların, talancılar, vatan hainlerinin türediği, ihanetçilerin arttığı, yokluk, yoksulluk, yolsuzluk ortamında sadakaya muhtaç insanlarımızın sayısının çok arttığı, ülkemizin bölünmeye çalışıldığı ve bağımsızlığımızın tehlikeye düştüğü bugünlerde Büyük Önderimizin yokluğunu ne kadar çok hissettiğimizi bilmem anlatmaya gerek var mı?
Atatürk ilkelerine ve düşünce sistemine inanan, özgürlüklerine gerçek anlamda sahip çıkan, laiklik anlayışının tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için din, dil, mezhep, vicdan, bireysel ve temel hak ve özgürlüklerinin güvencesi olduğunu bilen bilinçli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir ve beraber olmasına daha çok ihtiyaç duyduğumuz zorlu bir süreçten geçiyoruz.
Yaktığı meşaleyle yolumuzu aydınlatan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünceleri, bugün en tehlikeli biçimde sorgulanıp zehirlenmekte, kendini sözde tarihçi, aydın sanan bazı zavallılar ve neidüğü belirsizlerin dil uzattığı günleri ne yazık ki yaşıyoruz.
Bugün, her ne kadar Atatürk’ten ve O’nun yarattığı devrimlerden koparılmak istenen koşullarda yaşıyor ve yaşatılıyor olsak da, O’nun düşüncelerini yok etmek isteyenlere karşı olan mücadelemiz kanımızın son damlasına kadar devam edecektir.
Gelişmiş bir Türkiye’de, özgür, eşit, üretken ve hakça paylaşan bir toplumda yaşamak isteyen büyük Türk Milleti’nin Atatürk’ün, en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve bize bu toprakları miras bırakan atalarımızın emanetine sahipleneceğinden asla kuşku duymuyoruz.
Tüm ömrünü milletimize adayan, askeri dehası sayesinde görev yaptığı her cephede büyük başarılar kaydeden Mustafa Kemal Atatürk, milletimizin desteğiyle başlattığı Kurtuluş Savaşı’nda kendilerini güçlü ve yenilmez olarak gören batılı devletleri dize getirerek tarihi bir zafere imza attığını kim, nasıl unutabilir ki?
Bazı kendini bilmezler, Türk Milleti’ne emanet ettiği Cumhuriyet’in kıymetini bilmeyen meczuplara artık dur demek gerekiyor, hatta geçiyor bile.
Elbette herkesin Atatürk’ü sevmesini kimse beklemiyor. Atatürk’ün yaptıklarını içine sindiremeyenler, hoşnut olmayanlar da çıkabilir.
Ama O’na alçakça, rezilce, kepazece iftiralar atılmasına da izin verilmemelidir.
Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzatmak en büyük dinsizlik ve gâvurluktur. Atatürk’e dil uzatanların bilerek ya da bilmeyerek en büyük soysuzluğu yapmalarını anlamakta güçlük çekiyor insan.
Büyük Önderimize dil uzatan, O’na aşağılık iftiralar atanlar, dün bu ülkeyi işgale yeltenenlerdir. Bu durum Türk düşmanlarının bedava avukatlığını yapmak ancak ve ancak kanı bozukların işidir.
Mustafa Kemal Atatürk, tarih yazan değil, tarih yapan adamdır. Bu sözde tarihçiler, her türlü Atatürk düşmanlığından prim yapma derdindeler.
Bu sözde tarihçiler, ölümünün üzerinden yetmiş dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ aynı zehirli fikirlerini, sanki doğruymuş gibi halkın önüne çıkıp anlatmaya, bir anlamda zırvalamaya devam ediyorlar. Onlar kabul etmese de, her türlü tartışmadan uzak olan gerçek, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, dünyanın saygıyla andığı ve kabullendiği bir büyük lider olduğu gerçeğidir.
Mustafa Kemal Atatürk, ne büyüktür ki, ölümünün üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, Türk tarihini bilmeyenler, ya da anlamak istemeyenlerin hedefindedir.
Atatürk, Türk milletinin atasıdır. Millet, atasına yapılan bu tür saldırıları affetmez. O nedenle, bu güruhun, Mustafa Kemal Atatürk’e bir takım çirkin yakıştırmalar yapmak suretiyle gerçekleştirdikleri bu tür söylemleri, tepkisiz ve cezasız geçiştirilecek bir durum değildir. Atatürk’e dil uzatmak alçaklıktır.
İşgal yıllarında Kuvayı Milliye’nin bayraklaşan isimlerinden Sütçü İmam Ali’nin deyişiyle: “Her kim ki Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayı Milliye aleyhine fetva verip düşmanlık yapar, bilin ki onların damarlarında kâfir kanı akar…”
Şu bilinmelidir ki, Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk’ün arkasında Türk ordusundan başka ağzı dualı Allah dostları, evliyası, hacısı-hocası, piri ve müftüsüyle bir iman ordusu vardı…
İman savaşının baş komutanıdır, Mustafa Kemal Paşa…
Ömrü cephelerde, savaşla geçmiştir. Kendi deyişiyle; bir ibadet Müslümanı değil ama o bir “Cihat Müslümanı”ydı…
O’nun arkasından hayasızca konuşan densizler, kendini bilmezler, hainler; bir ömrün cephede mücadeleyle geçmesinin ne anlama geldiğini bilmeyen, asker kaçaklarıdır.
Neyzen Tevfik’in şu unutulmaz şiiri tam onlara:
“İşgaldeki hali sakın unutma! Atatürk’e dil uzatma sebepsiz. Sen anandan yine çıkardın amma. Baban kimdi bilemezsin şerefsiz.”
Mustafa Kemal Atatürk, yurdumuzu sadece düşman işgalinden kurtarmakla kalmamış “en büyük eserim” dediği Cumhuriyeti ilân ederek, aydınlanmanın ve demokrasinin yolunu açmıştır.
Vatanseverliği, ileri görüşlülüğü, dünya gerçeklerine hâkim oluşu, milli ve insani değerlere verdiği önem ve düşüncelerindeki evrensel boyut Atatürk’ü milletimizin yetiştirdiği en önemli liderlerinden biri yapmıştır.
Başarılı bir komutan, engin görüşlü bir devlet adamı, Türk ve dünya milletlerini etkileyen deha bir lider olduğunu, Türk’ün kurtuluş mücadelesi verdiğini, ömrünün son günlerinde dahi ülkü edindiği milli dava uğruna sağlığını hiçe saydığını bu büyük millet çok iyi biliyor.
Atamızın aramızdan çok genç yaşta ve zamansız ayrılışı milletimiz için büyük bir kayıp olduğu ortadadır.
Türk Milleti; Atatürk’ü ve birlikte bu güzel vatanı bizlere emanet etmek için büyük mücadele veren silah arkadaşlarını, yurdumuzun kurtuluşu ve vatanımızın bütünlüğü için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi hiçbir zaman unutmayacaktır.
Atatürk’ün geçmişte verdiği mücadelelerden hepimiz dersler çıkarıyoruz. O, tüm zor şartlara ve imkânsızlıklara rağmen hedeflerinden şaşmamış, yaptığı devrimlerle bugünün çağdaş ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratmıştır.
Günümüzde de, Atatürk’ün gerek Türk ulusuna, gerekse bütün bölge ve dünya halklarına kazandırdığı evrensel değerlerden hareketle atacağımız adımların bizleri daha iyiye, daha güzele, daha aydınlık günlere götüreceği inancındayım.
Bu sayede, karşılaştığımız sorunların üstesinden gelebilir, bizden sonraki kuşaklara barışın, dostluğun ve insana yaraşır bir düzenin hakim olduğu yeni bir dünya bırakabiliriz.
O büyük lider, halkına ve yurduna duyduğu sevgi ile halkının güveninden aldığı gücü birleştirerek, özgürlük mücadelesine liderlik etmiş ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.
En umutsuz ve olumsuz şartları kader kabul etmeyip daha iyiye, daha güzele ulaşma azmi başarının temelidir. İşte, Atatürk’ü dünyanın ölümsüz liderleri arasına koyan da budur.
Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiği şanlı mücadele ile bağımsızlığını muhafaza, milli birlik ve beraberliğini güçlendirme, devletini sonsuza kadar yaşatma azim ve kararlılığını tüm dünyaya göstermiştir.
Atatürk bugün, milli mücadelemizin büyük komutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu olarak insanlarımızın en önemli buluşma noktalarından biridir.
Atatürk’ün, Türk milleti ve insanlık alemi için yaptığı hizmetlerin ve bıraktığı eserlerin, daima yollarını aydınlatmaya, bugünün ve yarının nesillerine eşsiz birer örnek olmaya devam edeceğine inancımız tamdır.
Bugün, Büyük Atatürk’ün yolundan giden bizlere düşen görev, yüzümüzü geleceğe dönmek, ufkumuzu geniş, hedeflerimizi büyük tutmaktır.
Büyük Önderin bizlere miras bıraktığı Cumhuriyet’in yılmaz bekçileri olarak, O’nun ilkelerine olan bağlılığımızı ölümünün 79’ncu yıldönümünde tüm dünyaya ilân ediyor, O’nun hedeflediği çağdaş, modern bir ülke olma yolunda hızla ilerlediğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.
Bizler 79 değil 790 yıl da geçse Atamızın emanetlerine sahip çıkacağımızı ve çıkmaya devam edeceğimizi haykırıyor ve diyoruz ki “Atam sen rahat uyu! Türk gençliği ve tüm halkı olarak bizlere modern uygarlık yollarını açan ilke ve devrimlerini yaşam biçimi olarak benimsemeye ve nesilden nesile aktarmaya devam edecektir.
Büyük liderler için matem değil, fikirlerine bağlılık gereklidir. Türk Milleti de bunun bilinciyle hainlere, dış güçlere son olarak 15 Temmuz’da Türk Milleti’nin nasıl özgürlüğüne, bağımsızlığına, demokrasisine sahip çıktığını tüm dünyaya göstermiştir.
Çünkü bu büyük Türk Milleti nasıl bağımsız kalacağını, çağdaş Cumhuriyet ilan edebileceğini tarihe kaydettiren Mustafa Kemal Atatürk’ün, verdiği bağımsızlık mücadelesinden, gösterdiği yoldan ilerliyor, sonsuza kadar da ilerlemeye devam edecektir.
79 yıl sonra bile, fikirleri yolumuzu aydınlatıyorsa, yine O’nun emellerini gerçekleştirmeye çalışıyorsak, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmek ve daha ileriye gidebilmek için onun ışığıyla yol alıyorsak, 10 Kasım Atatürk’ün ölüm yıldönümü değil, kalplerimizde devrimlerini yaşatma günüdür.
Büyük Önderimiz Atatürk’ün bizlere armağanı olan Cumhuriyetimizin ilkelerine, geçmişte olduğu gibi gelecekte de sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Ne mutlu bizlere ki yolunda yürüyeceğimiz, dünyanın gıpta ettiği ve bizler için ölümsüz olan bir liderimiz var.
Ulu Önder Atatürk’ü rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

***

Atamızın ölümünün 79’ncu yıldönümü anısına…

SABİHA GÖKÇEN anlatıyor…

“Bir Köylü Kadın ve Atatürk”

Gazi Çiftliği’nde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu;
– “ Merhaba nine”
Kadın Ata’nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
– “Merhaba” dedi.
– “Nereden gelip nereye gidiyorsun?”
Kadın şöyle bir an duraladı;
– “Neden sordun ki?” dedi. “Buraların sahabisi misin? Yoksa bekçisi mi?”
Paşa gülümsedi;
– “Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi sen nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?”
Kadın başını salladı;
– “Tabii söyleyecem beyim, ben Sincan’ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindenim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara’ ya geldim.
– “Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni?”
– “Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da…. Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Ben de gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angara’ya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.”
– “Senin Gazi Paşa’ dan başka bir isteğin var mı?”
Kadının birden yüzü sertleşti.
– “Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki… O, bizim vatanımızı kurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağ ol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.”
Atatürk’ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;
– “Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır… Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum;
– “Anacığım” dedim, “sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk iste karşında duruyor.”
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk’ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata’nın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk’e uzattı;
– “Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.”
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
– “Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.”



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .