“TÜRKİYE’NİN TRİLYONLARINI HARCADIK, KİMSE BİR TEK KÖR KURUŞ İÇİN BİZİ TAKİBE ALMADI”

“TÜRKİYE’NİN TRİLYONLARINI HARCADIK, KİMSE BİR TEK KÖR KURUŞ İÇİN BİZİ TAKİBE ALMADI”

18.06.2015

OLAYLAR ve GERÇEKLER “TÜRKİYE’NİN TRİLYONLARINI HARCADIK, KİMSE BİR TEK KÖR KURUŞ İÇİN BİZİ TAKİBE ALMADI” “Cumhuriyet Halk Partisi’nden sonra en uzun yaşayan parti Adalet Partisi’dir. Yirmi sene yaşamış bulunan Adalet Partisi’ne onyedi sene başkanlık yaptım. Adalet Partisi Batı Avrupa’nın en büyük partisiydi, en dinamik partisiydi, en iyi organize edilmiş muhafazakâr partisiydi. Ve nihayet 1965’teki oyu […]

OLAYLAR ve GERÇEKLER

“TÜRKİYE’NİN TRİLYONLARINI HARCADIK, KİMSE BİR TEK KÖR KURUŞ İÇİN BİZİ TAKİBE ALMADI”

“Cumhuriyet Halk Partisi’nden sonra en uzun yaşayan parti Adalet Partisi’dir. Yirmi sene yaşamış bulunan Adalet Partisi’ne onyedi sene başkanlık yaptım. Adalet Partisi Batı Avrupa’nın en büyük partisiydi, en dinamik partisiydi, en iyi organize edilmiş muhafazakâr partisiydi. Ve nihayet 1965’teki oyu yüzde 53’tü. 1969’daki oyu da yine o merkezdeydi.
“Adalet Partisi gibi büyük bir partiyi kapatmış olmanın acılarını bugün Türkiye çekiyor. Size gönül veren vatandaşları şu veya bu ölçüde parçalamanın mânası neydi? Türk demokrasisini, Türk siyasetini parçalayarak güçlendirmiş olmazsınız, zaafa uğratmış olursunuz. Kötülükler şahsımıza yapılmış değildir.
“Esasen biz 1980’de iktidardık, hükûmettik. 1980 sonrasında geçen altıbuçuk sene zarfında bize kimse suç isnadında bulunmadı. Sadece ‘Bir olamadınız, beraber olamadınız’ denildi. Hükûmet olarak bize bir isnatta bulunulmamıştır. Biz Türkiye’nin trilyonlarını harcadık. Bir tek kör kuruş için kimse bizi takibe almadı. Vicdanen müsterihiz. Bize destek olan milyonlar müsterihtir, bize destek olduklarına pişman değildir.
“Özetle ben hakkımı, hukukumu bu ülkenin kanunlarında, nizamlarında yazıldığı mânada elbette anlarım. Ama haksızlığı da razı olduğum bir hak anlamına almam. ‘Benim hakkım bu kadardır’ diye anlamam. Bizim mâruz kaldığımız muamele Türk demokrasisinin, Türk idaresinin, Türk Cumhuriyet rejiminin kamburlarıdır ve övünülecek bir tarafı yoktur.
“Ülkem için, ülkemin iyiliği için, sulh için, sükûn için, beraberlik için, ilerlemek için, güçlenmek için, Türkiye’yi daha kudretli yapmak için, büyük Türkiye için didinen, çırpınan bir insandım. Yirmibeş sene evvel günde 18 saat didinip çırpınan bir insandım. Bugün de 18 saat didinip çırpınan bir insanım. Hiçbir şey benim kafamdan ve gönlümden Türkiye’yi çıkaramaz. Ne zihnimi, ne vicdanımı kimse kilitleyemez, kendim de kilitlemem. Halkıma küsmem, darılmam, Biz onun için vardık, onun için var olmaya devam edeceğiz.”
DAHA ÇOCUKKEN “MİNAREYE SU ÇIKARACAĞIM” DİYORDU
Evet, anladığınız gibi bu gün iş başında olan iktidarın hesapsız kitapsız savurganlıklarına, yolsuzluklarına, kanunsuzluklarına ibret olsun diye özellikle başlığa çıkardığım bu sözler 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra kapatılmış Demokrat Parti’nin yerine kurulan Adalet Partisi’nin, yine bir darbenin, 12 Eylûl 1980 darbesinin ardından kapatılmış Adalet Partisi’nin yerine kurulan Doğru Yol Partisi’nin lideri, “Demirkırat”ın son süvarisi ve nihayet önceki gece kaybettiğimiz 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’indir.
1987’de böyle konuşan Süleyman Demirel’in yaşamı on yıl sonra 1997’de Doğru Yol’cu geçinen ve temelini attığı partinin binalarından onun resimlerini indirecek kadar Doğru Yol misyonundan sapmış, en sonunda partiyi bitirmiş sözde demokratlara örnek olacak levhalarla doluydu.
O Demirel ki…
Daha ufacık bir çocukken tarlaların susuzluğunun acısını duyuyor, “Minarenin tepesine su çıkaracağım” diyor ve su mühendisi oluyordu.
İşini bırakıp düğününe bile gelemiyor, ancak üç gün sonra ortaya çıkıyordu.
34. Başkan Eisenhower’in bursuyla gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nden araba ile değil, 600 dolarlık kitaplarla dönüyordu.
Yemeğe eşi Nazmiye Hanım’dan önce başladığını, özel yaşantısında eşinin önünden yürüdüğünü gören yoktu.
Film, ses ve sahne sanatçılarının güvencesi Film-San Vakfı (Film Sanayii ve Tüm Sanatçıları Güçlendirme Vakfı) onun cebinden verdiği, o günün değeriyle büyük bir para olan 100 bin lira ile
kurulmuştu.
Divan şiirinden halk şiirine, Yahya Kemâl’den Nâzım Hikmet’e pek çok şiir vardı ezberinde ve Nâzım’ın şiirlerini çok severdi.
Yakın arkadaşı Hasan Vardar “Sadece evinde her gün Kur’an okunan bir aileden gelmiyor, her gün
Kur’an okuyan aynı zamanda kendisi” diyordu.
KÂMİL KIRIKOĞLU’NA İNÖNÜ’YÜ DEVİRİRKEN YANINDA YER ALDIĞI ECEVİT DEĞİL, DEMİREL SAHİP ÇIKMIŞTI
Bülent Ecevit’in İsmet Paşa’yı devirmesinde en etkin rol oynayan, belki de en fazla katkısı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski genel sekreteri Kâmil Kırıkoğlu hastalanıp yatağa düştükten sonra kendisini ölümüne yakın günlerde her gün arayıp soran ve her türlü ilgiyi gösteren, başucundan çiçeğini hiç eksik etmeyen, duyarlılığı herkesten fazla olması gereken Cumhuriyet Halk Partisi’nin şair genel başkanı Bülent Ecevit değil, Adalet Partisi’nin vefakâr genel başkanı Süleyman Demirel olmuştu.
Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay bir gün sormuştu İstanbul Teknik Üniversitesi’nden arkadaşı olan Demirel’e:
“- Kaç kişiye ismiyle hitap edersiniz?”
Cevap düşündürücüydü:
“- 150 bin kişi vardır.”
Süleyman Demirel’i en iyi kim tanır? Tabiî ki yakınları ve arkadaşları, değil mi?
Bundan yirmisekiz yıl önce “Sözcü” dergisinde “İslâmköy’lülerin Ağzından Süleyman Demirel” başlığı ile yayınlanan röportaj anlaşıldığı gibi yakınları ve arkadaşlarının Demirel için anlattıklarını konu almıştı. Demirel’in bilinmeyen yönlerini bu röportaj çok canlı bir biçimde ve belgesel nitelikte ortaya koyuyordu.
Teyzesi Kübra Turgut küçük Demirel’i şöyle anlatmıştı:
Benim elimde büyüdü Süleyman. Babası gelmezdi dağlardan. Ben küçüğüm o zamanlar, Süleyman’ı sırtımda gezdirirdim hep. Babasının üç çobanı, beşyüz-bin davarı vardı. Onların başında gider gelirdi Süleyman. Süleyman’ın çobanlığı falan yoktur. Yemeye beş-on tane kuzu getirirlerdi de onları harmanlarda filan eylerdi. Okuldan çıkınca hayvanları gezdirir, gelirdi.
Kitabı da elinden heç koyvermezdi. Her işi işlerdi Süleyman. Elinden her köy işi gelirdi. Bir de yakışırdı eline. Değme köylüden eyi yapardı. Pek eyi tınaz savururdu.
Ana tarafı da altındı, baba tarafı da. Altından ne doğar? Altın doğar. Anasının babası hâfızdı. Süleyman adını hâfız dedesinden aldı. Otuzbeş sene beş kuruş almadan imamlık yaptı bu köyde hâfız dedesi. Süleyman’ın da hâfızlığı vardır. Küçük yaşta babası her bir şeyi öğretti ona.
Bizim suyumuz eskiden beri kıttır. Arazilerimiz susuzluktan pek kırılırdı. Onun için Süleyman tâ çocukluğunda “Size su getireceğim. Hepinizin evine fabrika yapacağım” derdi. Her hal ondan su mühendisi olmuştur.
Dışarılarda okurken pek sık gelirdi köye. Tatillerinde köyü heç ihmal etmezdi. Köyde hep aşıyla
işiyle eğlenirdi.
ÇALIŞMAKTAN DÜĞÜNÜNE BİLE GELEMEMİŞTİ
Süleyman Bey’le Nazmiye Hanım tam yedi yıl nişanlı kalmışlar. Sıra düğüne gelmiş, ama damat gerdeğe gelmemiş.
Gerisini kapı komşuları Mehmet Şükrü Duygu ile ilkokuldan sıra arkadaşı Nuri Akdeniz ve bir başka köylüsü Necati Çelik anlatırlar.
Evet, düğün başlayalı üç gün olmuştur. Hattâ üçüncü günün akşamı olmuş, ama damat bey hâlâ görünürlerde yoktur. O gece de gerdek gecesidir. Herkesi bir telâş almaya başlar. Köyde yatsı ezanı okunmak üzeredir. Cemaat caminin yolunu tutmaya başlamıştır bile.
Necati Çelik bir bakar ki Süleyman Bey karşıdan geliyor. Koltuğunun altında da her zaman olduğu gibi kitaplar, dosyalar vardır. “Yahu Süleyman, nerelerdesin? Bak, herkes seni bekliyor. Allah’ın seversen bu gün bâri bırak şu elindekileri!” diye çıkışır.
Demirel biraz mahcup, biraz sıkılgan, ama o geceye yetişmiş olmanın da rahatlığı içindedir. İyi de düğün yapılırken neredeydi Süleyman Bey?
Kendisine sorulduğunda “Köylerde üç-dört gün düğün yapılıyor. Ben de o zaman Burdur’da inşaat yapıyordum. Onu kastetmişlerdir. Üçüncü gün geldim canım” deyip bir kahkaha atmıştır.
Teyzesinin kocası Hüseyin Rauf Turgut “Tâ o zaman ‘Minarenin tepesine su çıkaracağım’ derdi de ‘Çıkar mı lan?’ dediğimde ‘Bakın bakalım, çıkar mı, çıkmaz mı?’ derdi. Sonradan değil, küçükken akıllıydı” der.
Demek Demirel tâ Süleyman olduğu, Çoban Sülü olduğu günlerde duymuş susuzluğun, kuraklığın acısını. Anlatılanlardan anladığımız o ki tâ o günlerde bilinç altında yer etmiş bu çaresizliğe çare bulmak. O çocuk aklıyla bile birtakım acı gerçeklerin farkına varmaya başlamış. Bugünkü Demirel portresi belli ki o günlerde oluşmaya başlamış. “Minarenin tepesine su çıkaracağım…” Bu ilkokul çocuğu Süleyman’ın düşü… Bu hayal daha sonra GAP’a dönüşmüş, Başbakan Demirel’in düşü olmuş.
SÖZÜNÜ TUTMUŞ, SUYU MİNAREYE ÇIKARMIŞ, HER EVE FABRİKA KURMUŞTU
Demirel’in hemşehrisi emekli öğretmen İbrahim Bağcı anlatıyor:
Ben Büyükgökçeli köyündenim. Süleyman ağabey çok çalışkan olduğumuz için bizim köyleri kendi köylülerinden daha çok severdi. Isparta’ya her gelişinde köyümüzü mutlaka ziyaret ederdi.
Sene 1956, Süleyman ağabey daha yeni Devlet Su İşleri Genel Müdürü olmuş. Ben kendi köyümde okul müdürüyüm. Kavaklı diye bir mevkimiz var, ağırlamak için oraya götürdük. Oturduk, sohbet ediyoruz. Konuşuyor köylülerle, dertlerini dinliyor. Köylüler sulu tarıma çok düşkün olduklarından dediler ki: “Buraya bir gölet yapıver bize. Madem bizi seviyorsun, bir gölet yapıver de şu susuzluktan kurtar bizi.”
Süleyman ağabey “Hemşehrilerim, dedi, ben sizi daha bol suya kavuşturacağım. Yalnız sabırlı olun. Burada yapılacak gölet sizin ihtiyacınıza cevap vermez. Fakat bana zaman verirseniz güzel bir projemiz var, bu projeyi geliştireceğim. Bütün ovayı sulayacağız.” Köylüler “Nasıl olacak bu Süleyman Bey? Sen böyle söylüyorsun, amma suyu nereden bulacaksın?” dediler. Bunun üzerine “Gölün suyunu buraya aktaracağız” dedi.
Herkeste bir suskunluk, arkasından gülüşmeler oldu. Adamlar yaşlı hep. Hiçbiri inanmadı. “Süleyman Bey, heç Eğirdir Gölü buraya gelir mi?” dediler. Süleyman Bey “Siz sabırlı olun hele, biz getireceğiz. Yalnız bizim burayı değil, gördüğünüz bütün şu ovayı altın ova yapacağız. Projesini yapıyorum ben” dedi.
Neyse, sohbet bitip Süleyman Bey köyden ayrıldıktan sonra bizimkiler babası Paşa Dayı’nın çevresini aldılar. “Yahu, dediler, senin oğlan amma da kandırdı bizi. Gölden su getirecekmiş buraya. Heç aşağıdaki su yukarıya çıkar mı?”
Daha sonra buralara tünel kazılmaya başlandı. Suyun geleceğine köylülerin akılları kesmeye başladı. Çalışmalar sürerken Süleyman ağabey tekrar köye geldi. Bunun üzerine bizimkiler “Yahu Süleyman Bey, doğrusu biz inanmamıştık bu işe, amma işte getiriyorsun suyu. Allah senden razı olsun” dediler. Ve gördüğünüz şu topraklar Eğirdir Gölü’nden gelen su ile sulanır oldu. Şimdi bunu bir efsane gibi anlatır bizim köylüler.
Teyzesinin oğlu Abdullah Turgut sözü alır:
Bir gün “Köye bir fabrika yapıverin” dedik de ağama “Ben köye su getirmekle her eve bir fabrika kuruverdim” dedi. “Fabrika kurulacak çoook yer var, durun hele” dedi. Her eve bir fabrika kuruverdiğini biz daha sonra idrâk ettik. Bakın şu elmalara (önümüze ikram için konulan elmaları gösteriyor), hepsi o fabrikaların ürünü. Isparta’da birkaç fabrika var. Herkes ağamın sayesinde yapıldı, o yaptırdı sanır. Oysa heç aslı yok. Hepsi de şirketleşilerek yapıldı. Ama Şevket ağabeyimin (Süleyman Bey’in kardeşi) rolü olmadı mı? Olmaz mı heç? Hepsi onun öncülüğünde yapıldı.
SAKIP SABANCI’YA RAĞMEN PETLAS’IN TEMELİNİ ATTI
Türk siyaset ve demokrasi tarihinde önemli bir yeri olan Süleyman Demirel’in efsane olmuş 91 yıllık hayat öyküsü anlatmakla bitecek gibi değil. Demirel Petlas’ın kurucu ortaklarından Petkim’in genel müdürlüğüne getireceği hemşehrimiz Füruzan Ardıç’ın da İstanbul Teknik Üniversitesi’nden sınıf arkadaşıdır. Demokrat Parti iktidarının başbakanı Adnan Menderes’in 27 Mayıs 1960 ihtilâliyle devrilmeye birkaç ay kala Kırşehir’i ziyaretinde Süleyman Demirel 36 yaşında Devlet Su İşleri Müdürü olarak onunla birlikte gelmiştir. Hirfanlı Barajı’nın yapımında ve Kırşehir’in bir an önce iki jeneratörün kısıtlı elektriğine mahkûm olmaktan kurtulup bol ve ucuz baraj elektriğine kavuşmasında emeği geçmiş, o sırada bir lâstik fabrikası kurmayı düşünen Sakıp Sabancı’nın ve onun etkisi altındaki geniş iş çevrelerinin “Devlet lâstik sanayiine girip rekabet ortamı yaratmasın, istediğimiz gibi at oynatalım” diye önlerine türlü türlü engelleme çıkarmalarına rağmen elini taşın altına koyup Petlas Lâstik Fabrikası’nın temelini atarak bugün üçbin kişinin ekmek kapısı Petlas’ı Kırşehir’e kazandırmış devlet adamı Süleyman Demirel’in genç kuşaklara örnek olacak yaşamından ve mücadelesinden kesitler vermeyi sürdüreceğiz.
Hizmetleriyle Türk milletinin kalbinde ebedîyen yaşayacak hizmetkârları arasında yer alan merhum Süleyman Demirel’e sonsuz rahmetler diliyorum. Kabri Fatiha’larla nurlansın.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .