TÜRKİYE’DE SOL SİYASET VE MÜCADELE OLANAKLARI

TÜRKİYE’DE SOL SİYASET VE MÜCADELE OLANAKLARI

26.07.2018

Şu anda CHP’nin ihtiyacı, kesinlikle seçimli bir kurultay değildir. Kişilerin ön plana çıkartılarak kurtarıcı olarak sunulmasını da doğru bir siyaset tarzı olarak benimsemek mümkün değil. Bizim öncelikle örgütlü bir toplum yaratmanın mücadelesini vermemiz gerek. Bu mücadeleyi öncelikle parti içinde başlatarak, örgütlü bir parti olmayı hedeflemeliyiz. Halktan kopuk parti iktidar olamaz, örgütlü olmayan parti halka ulaşamaz… […]

Şu anda CHP’nin ihtiyacı, kesinlikle seçimli bir kurultay değildir.
Kişilerin ön plana çıkartılarak kurtarıcı olarak sunulmasını da doğru bir siyaset tarzı olarak benimsemek mümkün değil. Bizim öncelikle örgütlü bir toplum yaratmanın mücadelesini vermemiz gerek. Bu mücadeleyi öncelikle parti içinde başlatarak, örgütlü bir parti olmayı hedeflemeliyiz.
Halktan kopuk parti iktidar olamaz, örgütlü olmayan parti halka ulaşamaz…
Türkiye’de demokrasi mücadelesi her dönem çok zor ve acılı oldu. İktidarlar demokratik parlamenter sistemin tam anlamıyla uygulanması ve yerleşmesi için ellerini taşın altına koymadı. Darbeler dönemi de demokrasinin kök salmasına izin vermedi.
AKP 2002’de iktidara geldiğinde, tam anlamıyla yerleşmeyen parlamenter sistemi rayından çıkartarak, yeni bir yola soktu. Yürütme organı, yasamanın denetiminden çıkartıldı. Bağımsız olması gereken yargı da yürütme organının denetimine sokuldu. Yargı bağımsızlığını kaybederken, TBMM’de devre dışı kaldı.
“Bizim ülkemizde neden tam demokrasi yok”, “neden huzur yok”, “neden adalet yok”, “neden barış yok” diye sorgularken, keskin bir dönüşle antidemokratik bir yönetim anlayışıyla yüz yüze kaldık…
Tüm bu yaşananlardan, AKP hükümetiyle birlikte, darbeler hukukunu değiştirmeyen, ondan yararlanmaya kalkan, gelmiş geçmiş tüm hükümetler ve anlayışlar da sorumludur.
%10 SEÇİM BARAJI AKP’YE HAK ETMEDİĞİ TEMSİL GÜCÜ VERDİ
12 Eylül darbe hukukunun %10’luk seçim barajı mecliste adaletsiz temsiliyeti de beraberinde getirdi. 2002 seçimlerinde %34,3 oy alan AKP, mecliste %66 temsil oranına ulaştı. Darbe hukuku, AKP’ye mecliste halkın desteğinden çok daha fazla temsil gücü verdi.
Hak etmediği temsil gücünü kullanan AKP’ye karşı, demokrasi güçleri darbe hukukunun değiştirilmesi için birlikte mücadele edemedi. Haksız temsil için ciddi bir mücadele anlayışı ortaya koymadı/koyamadı. Yaşananlara seyirci kaldı.
24 Haziran seçimlerinde, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun politik çıkışıyla, “millet ittifakı”nın önü açılarak, %10 barajı yıkıldı. %10 seçim barajının yıkılmasıyla, 8 siyasi partinin TBMM’de temsili sağladı.
İttifaklar yoluyla %10 seçim barajı aşılmamış olsaydı, AKP tek başına iktidar olacak, MHP ile baş başa verip, Anayasayı istediği gibi değiştirebilecekti…
Geldiğimiz son noktada, demokratik parlamenter sistemden tek adamın yönettiği “baskıcı” sisteme geçildi, demokrasi rafa kaldırıldı. Şimdi hedefleri, rejimi tam anlamıyla değiştirecek adımların atılmasında…
Tek adam diktatörlüğü için sistem değişikliği yapanlar, planlı ve programlı bir çalışma yürüttü. Parlamenter sistemi işlemez hale getirdiler. Şimdi de kafalarındaki rejim değişikliğini gerçekleştirmek için atağa kalktılar.
Gelinen bıçak sırtı durumda, ibre onlardan yana kaydırılsa da, yapılan sistem değişikliğini toplumun yarısı onaylamıyor. Toplumun en eğitimli, mücadeleci ve örgütlü kesimi sistem değişikliğine karşı… Bu bizim avantajımız olsa da gücümüz örgütlü değil… Çok dağınık!
TÜRKİYE SOLU ÖRGÜTLÜ HAREKET EDEMİYOR
Türkiye solunun en büyük problemi örgütlü hareket edememesi, “kendi içinde kendi kendine propaganda yapması” ve içe dönük olmasıdır…
Bizim artık yeni bir mücadele anlayışını önümüze koymamız gerek. Eski mücadele tarzının yetersiz olduğu ortaya çıktı. Fiili ve meşru mücadelemizi sadece mecliste değil, hayatın her alanında hayata geçirmemiz gerekir. Tarlada, sokakta, fabrikada, işyerlerinde, mahallelerde halkla iletişime geçip, yaralarına merhem olmalıyız. Bilinçli bir örgütlenme seferberliği başlatmalıyız.
Türkiye solunu ayağa kaldırmayı hedefleyenler, dünya solunu da ayağa kaldıracak bir örgütlenme modelini önüne koymalıdır. Türkiye’deki emek ve demokrasi güçleri, Ortadoğu’ya, Avrupa’ya, Balkanlara ve Kafkaslara örnek olacak bir mücadele tarzını hayata geçirmesi gerekir. Çünkü Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Avrupa solunun önünü açmak, Türkiye devrimcilerinin görevidir. Çünkü huzurun, adaletin, barışın, demokrasinin yolu örgütlü toplumdan geçer.
Çalışmalarımızı parti kimliklerimizi ön plana çıkartarak değil, ortak paydalarda buluştuğumuz konularda, toplumun her kesimini kucaklayan mücadele alanlarında yoğunlaştırmalıyız. Bizleri ayrıştıran değil birleştiren politikalar geliştirmeliyiz.
Demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri de örgütlenmedir. Demokrasiler örgütlü toplumlarda gelişir. Örgütler, toplumsal taleplerin dile getirilmesinde önemli rol üstlenir. Siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda örgütlülüğü hayata geçirmeliyiz.
Yaşama ortak olarak, yan yana durarak, omuz omuza olduğumuzu hissettirerek, “önderlik etmeden” yatay örgütlenmeyi hayata geçirmeliyiz.
Halkın temel ihtiyaç ve sorunlarının çözümü için, ayrım yapmadan tüm yurttaşlarla ilişki kurmalıyız.
Hedefimiz, mevcut örgütlü yapıları ele geçirmek olmamalı. Hedef, ilişki kurup geliştirmek olmalıdır. Mensubu olduğumuz partinin, bu örgütlü yapılar üzerinde bir organ olmadığı bilinciyle hareket etmeliyiz.
Derneklerin kurulmasına destek verilmeliyiz. Kadın çalışması, gençlik çalışması, meslek edindirme kursları kurulmasına destek olmalıyız, teşvik etmeliyiz.
Belediyelerin olduğu yerlerde “Kent Konseyleri” kurulmasına destek olmalıyız. Kent Konseyleri aracılığı ile yöre dernekleri, sendika, meslek örgütleri vd… ile genel örgütlenmeyi hayata geçirmeliyiz.
Sendikalar, odalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve yöre dernekleri ile sistematik ilişkiler kurmalıyız. Çalışmalarına katılarak, birlikte faaliyet yürütmeliyiz.
Her il, ilçe ve köyde; kadın emeğini değerlendirme birimleri kurulmalı, şiddette uğrayan kadınlara hukuki destek sağlanmalı, yoksul ve kimsesiz çocuklara/kız çocuklarına destek birimleri oluşturulmalıdır.
Gençler, gençlerle iletişime geçmeli; işyeri gençlik meclisleri, köy gençlik meclisleri, liseli gençlik meclisleri, üniversiteli gençlik meclisleri kurulmalıdır.
Üretici ve tüketici örgütlenmesi için destek olmalıyız. Gıda bankaları, halk butikler, kooperatifler, birlikler kurulmalı. Hizmet ve afetlere karşı semt, mahalle, sokak örgütlenmesi… Engelli, yaşlı, kadın ve genç meclisleri ve kent konseyleri kurulmalıdır.
YEREL SEÇİMLERDE DEMOKRASİ İSTEYENLER BİRLİKTE HAREKET ETMELİ
Tabanlarının asla bir araya gelemeyeceği düşünülen kesimler, demokrasi mücadelesinde bir araya geldiler. Siyasilerin başaramadığını halk tabanda birleşerek başardı.
Önümüzde yerel seçimler var. Demokrasi güçlerinin birlikte yürümesi için, büyük bir olanak önümüzde duruyor… Bu fırsatı heba etmeden çok iyi değerlendirmemiz gerek.
Gezi gibi barışçıl bir eylemde halkın birleşmesi, adalet yürüyüşünde toplumun her kesiminin adalet için yürümesi, 16 Nisan referandumunda demokrasiden ve parlamenter demokratik sistemden yana olanların sandıkta birleşmesi bizim en büyük umudumuz.
Umutsuz değiliz!
Kazanacağımızı biliyoruz.
Aydınlık bir gelecekten, eşitlikten, özgürlükten, adaletten, demokrasiden yana olanların, savaşa karşı olanların tükenmez gücü ve umudu var!
Gelecek bizden yana…



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

Op. Dr. Aytyekin Ertuğrul

Bu yazı çok güzel olmuş. ama bir eksiği var o da DENK bütçeye ulaşmadan demokrasi olmaz. DENK bütçe yapılmadan demokrasi yürümez. Denk bütçe yapılmadan hukuk devleti olunamaz. Bu sözlerimizi denk bütçe yerine laik eğitim yazarak da söyleyebilirsiniz. Sayın Yıldırım Kaya her şeye rağmen sizi kutlarım. Op. Dr. Aytekin Ertuğrul- Kaynarca haber.com

19.11.2018, 6:38

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .