TÜRK BASINININ “ŞEREF ÂBİDESİ” OKTAY EKŞİ ve KIRŞEHİR

TÜRK BASINININ “ŞEREF ÂBİDESİ” OKTAY EKŞİ ve KIRŞEHİR

18.01.2016

Türk basınının yakın tarihine, belki de demokrasi tarihimize önemli olaylardan biri olarak geçecektir kuşkusuz ki Oktay Ekşi gibi değerli ve deneyimli bir gazetecinin 2010 yılı Ekim’inin sonlarında başyazısında yazısında kullandığı iki kelime yüzünden 44 yılını verdiği ve 36 yıl başyazarlığını yaptığı basınımızın amiral gemisi “Hürriyet”ten ayrılışı… Oktay Ekşi’nin bana bundan tam 41 yıl önce yazdığı […]

Türk basınının yakın tarihine, belki de demokrasi tarihimize önemli olaylardan biri olarak geçecektir kuşkusuz ki Oktay Ekşi gibi değerli ve deneyimli bir gazetecinin 2010 yılı Ekim’inin sonlarında başyazısında yazısında kullandığı iki kelime yüzünden 44 yılını verdiği ve 36 yıl başyazarlığını yaptığı basınımızın amiral gemisi “Hürriyet”ten ayrılışı…
Oktay Ekşi’nin bana bundan tam 41 yıl önce yazdığı ve bir röportajında kullandığı Kırşehir fıkrasında yanlış anlaşılmaktan duyduğu üzüntüyü Kırşehirlilerle paylaşmak isteyen mektubunu okurlarımıza aktarmadan önce kendisiyle meslekî ilişkilerimden söz etmek istiyorum. Önceki yazılarımda da yeri geldikçe belirttiğim gibi 1957 yılında liseyi bitirir bitirmez “Milliyet” gazetesinin Kırşehir muhabirliğini üstlenerek adım attığım ulusal basında Oktay Ekşi ile ilk tanışmam Falih Rıfkı Atay ve Bediî Faik’in çıkardıkları “Dünya” gazetesinin Ankara bürosunda olmuştu. “Milliyet”ten sonra “Dünya”nın da muhabirliğini üzerime almıştım. Demokrat Parti iktidarının son yıllarıydı ve “Dünya” iktidara muhalif gazetelerin başında geliyordu. Ankara’ya gidişlerimde uğradığım Kızılay’daki “Dünya” bürosunda Oktay Ekşi ile sohbetlerimiz olmuştu. Ekşi önce muhabirlik yapmış, sonra Ankara temsilciliğine getirilmişti. Bekir Çiftçi de büroda görev yapan muhabirlerin arasındaydı. Şimdi Eskişehir Belediye Başkanı olan Anadolu Üniversitesi’nin eski rektörü Yılmaz Büyükerşen de bir yandan üniversite öğrenimini sürdürüyor, bir yandan da “Dünya”nın Eskişehir muhabirliğini yapıyordu.

“DÜNYA” KIRŞEHİR’E İLK SAYFADA YER VERİRDİ

“Dünya” iktidarın baskılarına boyun eğmeden Osman Bölükbaşı’yı destekleyerek onurla sürdürdüğü mücadeleden zerrece tâviz vermediği için çok takdir ettiği Kırşehir’e özel ilgi gösterir, gönderdiğim haberler gazetenin daima ilk sayfasında yer alırdı. Bunlardan hatırlayabildiklerim Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Kırşehir’i temsil etmiş ünlü din bilginlerimizden Müfit Hoca’nın 15 Haziran 1958 tarihinde vefatı, Hirfanlı Barajı’na gelen Demokrat Parti iktidarının Nafia Vekili (Bayındırlık Bakanı) Tevfik İleri’nin Kırşehir’den giden bir heyetin Kırşehir’i de ziyaret etmesi için kendisine yaptığı daveti “Kırşehirliler kıymet bilmezler. Onun için gelmekte tereddüt ederim” diyerek reddetmesi, Saray Sineması’nda Kırşehirli gençleri kurşun yağmuruna tutarak bir kişiyi öldüren, birkaç kişiyi de yaralayan Nihat adlı polis memurunun tutuklanıp cezaevine yollandığı sırada kurşunlananların arkadaşları tarafından “Bir namus düşmanı geliyor” şeklinde haber uçurulması üzerine içeriye adım atar atmaz demir parmaklıkları parçalayan mahkûmlar tarafından linç edilmesi, ardından halk arasında giderek yoğunlaşan infialin yeni nâhoş olaylara yol açmaması için çevre illerden getirtilen takviye güvenlik güçlerinin kontrol altına aldığı şehirde sokağa çıkma yasağının ilân edilmesi ve bu konuda verdiğimiz haberlerin sürmanşetten yayınlanmasına gazetenin baskıya gireceği son anda mahkeme kararıyla yasak konulmasıdır. Tabiî iktidarın amansız muhalifi Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi lideri Osman Bölükbaşı’nın Kırşehir’e gelişlerinde patlattığı Demokrat Parti iktidarını yerden yere vuran konuşma ve demeçlerinin her zaman manşetten verildiğini de belirtmek lâzım.

SODEP’TE SİYASETTEN SONRA GAZETECİLİĞE DÖNDÜ

Aradan iki yıl kadar bir süre geçti, 27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti iktidarı devrildi, ben askerlik vazifemi tamamlayıp Kırşehir’e döndüm ve Ahmet Emin Yalman’ın “Vatan” gazetesini de üstlenerek ulusal gazetelerin muhabirliklerini sürdürürken bir yandan da kendi gazetemi çıkarmaya başladım. Benden beş yaş büyük olan Oktay Ekşi o sırada “Dünya”dan ayrılmış ve Ankara’da 28 genç gazetecinin görev aldığı “Öncü” gazetesine istihbarat şefi olmuştu. 1961 Anayasası’nı yapmak üzere kurulan, Kırşehir’i emekli albay Sadi Erdem’in temsil ettiği Kurucu Meclis’e Oktay Ekşi de basın temsilcisi seçilmişti.
Oktay Ekşi Kurucu Meclis çalışmalarının sona ermesinden sonra CHP’nin yarı resmî yayın organı “Ulus” gazetesinde çalıştı, lisan öğrenmek için gittiği Londra Türk Başkonsolosluğu’nda 3,5 yıl mahallî kâtiplik yaptı. 1966 yılında yurda döndükten sonra “Hürriyet Grubu”na bağlı “Yeni Gazete”nin Ankara temsilciliğini üstlendi. Bu arada üniversite öğrenimini Londra ve Ankara’da tamamlayarak Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. “Hürriyet” gazetesine geçti ve 1983 yılına kadar başyazarlığını yaptı. Erdal İnönü’nün genel başkanı bulunduğu SODEP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti)’in kurucuları arasına katıldı. Ancak asker SODEP’i seçime sokmayınca 1984’te gazetecilik mesleğine döndü.
Ekşi 22 Ekim 1992’de Yeni Delhi’de kurulan “Dünya Basın Konseyleri Birliği”nin (World Association of Press Councils) (WAPC) altı kurucusundan biri. 2002 yılından 2009 yılına kadar WAPC’nin başkanlığını yaptı.

GAZETELERDE HABER DİLİNE …Dİ’Lİ GEÇMİŞİ GETİREN ODUR

Basınımızın kullandığı haber dilini değiştiren ilk uygulamayı Oktay Ekşi “Öncü” gazetesinin istihbarat şefi iken (Ağustos-Aralık 1960) başlattı. “Öncü”de haberler “miş’li geçmiş” yerine “di’li geçmiş”le yazıldı (Aslında 1930’lu yıllarda da bazı haberlerin “di”li geçmişle yazıldığı oluyordu, ancak bu uygulama yaygınlaşamamıştı). Tüm basının “di’li geçmiş”i uygulaması 1978’den sonra mümkün oldu.
Oktay Ekşi “basın özgürlüğü” kavramının teknik açıdan “yanlış” olduğunu 1986’dan başlayarak her yerde ve her fırsatta savundu. Demokrasi açısından çok temel öneme sahip bu özgürlüğün “gazetecilere ait bir imtiyaz (ayrıcalık)” gibi algılanmasına yol açan “basın özgürlüğü” yerine her bireyin kullandığı ve her birey bazında savunulup korunması gereken “iletişim özgürlüğü” kavramının kullanılmasının gerekli ve doğru olduğunu ileri sürdü. Görüşünü iletişim akademisyenleri, hukuk otoriteleri huzurunda savundu. Basın Konseyi Oktay Ekşi’nin başkanlığı döneminde “basının özgür olmasını” savunurken “basın özgürlüğü” yerine hep “iletişim (basın, ifade) özgürlüğü” deyimini kullandı.
Oktay Ekşi’nin öncülüğünde birbuçuk yıl sürdürülen hazırlık çalışmaları sonunda 6 Şubat 1988 tarihinde Türk medyası ülkedeki (1960’ta Abdi İpekçi’nin öncülüğünde kurulan, ancak birkaç yıl içinde etkisini yitirip kaybolan Basın Şeref Divanı deneyimi üzerinden yıllar geçtikten sonra) ilk -gönüllü- kendi kendini denetleme mekanizması olan Basın Konseyi’ne kavuştu. Ekşi önce ikinci başkanı olduğu Basın Konseyi’nin Ekim 1988’den 19 Ocak 2011 tarihine kadar (23 yıl süreyle) başkanlığını yaptı.

YOLUMUZ HÜRRİYET HABER AJANSI’NDA YENİDEN KESİŞTİ

“Halkın Gerçekleri Öğrenme Hakkı” kavramı ilk olarak bu sırada Oktay Ekşi tarafından ortaya atıldı. Gazete ve dergilerin künyelerine “Basın Meslek İlkeleri’ne uymaya söz vermiştir” ibaresi Oktay Ekşi’nin medya sahiplerini ikna etmesiyle meslek yaşamına girdi.
“Bilgi Edinme Hakkı” da ilk olarak Basın Konseyi adına Oktay Ekşi’nin 1990’da hazırlattığı “Anayasa değişikliği önerisi” ile kamuoyuna ve siyasî partilere sunuldu.
Ekşi dünyaya geldiği küçük Anadolu/Karadeniz ilçesi Ordu’nun Mesudiye ilçesinde 1991 yılından beri aralıksız sürdürülen, ülkede hem ilk olan, hem de en uzun süre devam eden “Mesudiye İlçe Kurultayı”nın öncü ismidir. Kurultay ilçenin sorunlarının ilçe halkı tarafından belirlenmesini, tartışılmasını, fiilen çözülmesini öngören kendine özgü bir “doğrudan demokrasi” örneğidir. Oktay Ekşi ile meslekte ikinci buluşmam 1974’te başyazarı ve Hürriyet Haber Ajansı Genel Müdürü olduğu “Hürriyet” gazetesinde gerçekleşti. “Hürriyet”i Aydın Doğan’ın almasıyla adı Doğan Haber Ajansı (DHA)’na dönüştürülen Hürriyet Haber Ajansı’nın Kırşehir muhabirliğini yaptığım sırada ajansın Kayseri bürosuna bağlı Kırşehir, Nevşehir, Kayseri, Niğde, Konya, Çorum, Çankırı, Kastamonu, Amasya ve Tokat illerini kapsayan Orta Anadolu bölge sayfası verirdi her gün. Ankara Rüzgârlı Sokak’taki kendi matbaasında basılan “Hürriyet”in Orta Anadolu sayfası diğer bölge sayfaları gibi çok tutuldu; saydığım illerin muhabirleri en güzel, en ilginç haberleri “Hürriyet”e ulaştırmak için birbiriyle âdeta yarıştılar. Bizim gönderdiğimiz haberler “Hürriyet”te olsun, ajans abonesi diğer gazetelerde olsun DHA (Hürriyet Haber Ajansı) mahreciyle yayınlanırdı. Ajansın genel müdürü olan Oktay Ekşi patronumuz sayılırdı. Kırşehir’de derin izler bırakan o haberlerden ilginç olanları ileride hikâyeleriyle birlikte sizlere sunmayı düşünüyorum.

“KADIKÖY’E KÖY, KIRŞEHİR’E ŞEHİR DİYENİN…”

İşte, biz Orta Anadolu sayfasını hazırladığımız günlerde “Hürriyet” Oktay Ekşi’nin Alaska ‘yı anlatan röportajını yayınlamaya başladı. Bilindiği gibi Alaska Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzölçümü en büyük, nüfus yoğunluğu en az olan eyâletidir. Rusya İmparatorluğu’ndan 30 Mart 1867’de 7,2 milyon dolar karşılığında satın alınmış ve 1959 yılında 59’uncu eyâlet olarak ABD’ye katılmıştır. Oldukça soğuk bir iklime sahiptir. Ancak Ekşi röportajında Kırşehir’i küçümseyen, yahut bizim öyle değerlendirdiğimiz bir fıkraya yer vermez mi? Fıkra şöyleydi: Kırşehir’den kalkıp İstanbul’a giden bir köylü Kadıköy’de otobüsten inince etrafına şöyle bir bakınmış, karşısında adı gibi bir köy bulmayı umarken koskoca bir şehirle karşılaşmış. Hayretle başını sallarken “Hay sana köy diyenin, Kırşehir’e şehir diyenin” diye söylenerek basmış küfürü… Hani serde Kırşehir milliyetçiliği var ya, genel müdürümüz olduğu halde hiç çekinmeden Oktay Ekşi’ye bir mektup yazıp bu fıkradan dolayı kendisini Kırşehir kamuoyu adına protesto ettim. Oktay Ekşi gerçek bir beyefendiydi. Mektubuma kızmadı, 5 Mayıs 1975 tarihini taşıyan nazik bir mektup göndererek kendine özgü içtenliğiyle eleştirimi cevaplandırdı, yazdıklarının yanlış anlaşıldığını ve fıkranın Kırşehirliler’in zihninde yanlış izlenim uyandırmasından üzüntü duyduğunu dile getirdi.

“TÜRKİYE’Yİ AYDINLIĞA GÖTÜREN HER SAVAŞTA KIRŞEHİRLİLER EN ÖNDE YER ALMIŞTIR”

41 yıldır arşivimde değerli bir hâtıra olarak olarak sakladığım, ajansın antetli kâğıdına daktilo ile yazdığı mektubunda Oktay Ekşi şöyle diyordu:
“Sayın Dursun Yastıman,
“Alaska röportajımın sonunda kullandığım bir ibarenin sizi ve Kırşehirliler’i üzmüş olmasından dolayı gerçekte ben üzüldüm. Yazıda belirtildiği gibi bir küçültücü maksat taşımayan, sadece bir fıkradan alınmış parça idi naklettiğim cümle. ‘Dünya’ gazetesinin, ‘Yeni Gazete’nin ve ‘Hürriyet’in Ankara büro şefi sıfatıyla görev yaptığım yıllarda Kırşehir’e yolum çok düştü. Her defasında Kırşehirliler’in konukseverliğini, civanmertliğini ve siyasal inançlarına olan saygıları nedeniyle her türlü baskıyı nasıl göğüslediklerini yakından görmüş bir Kırşehir dostu sıfatıyla yazdım bu satırları. Türkiye’yi aydınlığa götüren her savaşta Kırşehirliler’in yerinin en önde, itibarlarının en yukarıda olduğunu bilen, takdir eden biri sıfatıyla hem senin zihnindeki, hem de röportajımı okuyan senin gibi Kırşehirli dostların zihnindeki yanlış izlenimi sileceğimi umuyorum. “Her halde en iyi dileklerimin, sevgi ve saygılarımın Kırşehirliler’le birlikte olduğunu belirtmek isterim. Selâmlar.”

NADİR NADİ DE KIRŞEHİRLİLER’DEN ÖZÜR DİLEMİŞTİ

Aynı şekilde Kırşehir’i hedef alan bir hatayı da “Cumhuriyet”teki başyazısında Nadir Nadi yapmış, Kırşehir’le Yozgat’ı birbirine karıştırarak Kırşehirliler’in Çapanoğlu isyanına destek verdiklerini yazmıştı. Tabiî Nadir Nadi’ye Kırşehirliler adına gazetemde büyük tepki göstermiştim. Bunun üzerine Nadir Nadi gazetesinde Kırşehirliler’den özür dilemek zorunda kalmıştı. “Hürriyet”in bölge sayfalarıyla birlikte ulusal bazda meslekî heyecanımı en yoğun şekilde yaşadığım Orta Anadolu bölge sayfası da bir süre sonra kaldırıldı. Gerek bu sayfalarda, gerek ana sayfalarda çıkan ve gerçekten haber değeri taşıyan Kırşehir’le ilgili haberlerimin karşılığı primler düzenli ödenmediği için gazeteye dikleşmem sonucu Hürriyet Haber Ajansı ile bağlarım koptu. Kayseri’deki büromuzun şefi Mahmut Sabah’ın İstanbul’daki bir toplantı dönüşünde bizlere izlenimlerini anlatırken gazetenin sahibi Erol Simavi’nin viski bardağına atılan buzu parmağıyla karıştırarak eritmeye çalıştığını hayranlıkla anlatıyor, ama bizim primlerin neden gönderilmediği üzerinde durmuyordu. Böylece hakettikleri karşılığı alamayan acar muhabirlerin oluşturduğu Hürriyet Haber Ajansı haber kadrosu zamanla eridi, muhabirlik gazetecilikten nasibi olmayan kişilere kaldı, bazı gazetelerin kendi kadrolarıyla kurdukları ajansların faaliyete geçmesiyle tüm gazeteler aynı kaynaklardan beslenen haberlere mahkûm oldu.

“ANALARINI BİLE SATAN” SÖZÜ NEREDEN AKLINA GELDİ?

Oktay Ekşi “Hürriyet” gazetesindeki 28 Ekim 2010 tarihli başyazısında AKP iktidarının Karadeniz bölgesindeki akarsuların kullanım hakkını hidroelektrik santrallar yapılması için 49 yıl süreyle özel şirketlere vermesini eleştirirken “Şimdi analarını bile satan o zihniyetin marifetini görüyoruz” ifadesini kullandı. Gelen tepkiler üzerine 30 Ekim 2010’da “Ayarı kaçırmışız” başlıklı yazısında “Lâfın hem ayarını kaçırmışız, hem de seviyesini çok düşürmüşüz” diyerek özür diledi. Aynı yazısında tepkilerin gelmesine neden olan ifadeyi kullanmasını “Aklıma bir önceki Maliye Bakanı Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın meşhur ‘Babalar gibi satacağız’ sözü geldi. Ondan esinlenerek ‘her şeyi satan zihniyet’ ifadesini değiştirip ‘analarını bile satan’ yaptım ve o metni gazeteye faksladım” diye yazdı. 31 Ekim 2010 tarihli yazısında “1966 yılından beri mensubu olduğum, 1974 yılından beri de ‘Başyazar’ı sıfatını taşıdığım ‘Hürriyet’ gazetesinden ayrılmaya karar verdim” diyerek istifa ettiğini açıkladı.

“ÜLKEM VE MESLEĞİM İÇİN AYNI GÖRÜŞLERİ SAVUNACAĞIM”

Oktay Ekşi başyazısının sonunda kullandığı, Ertuğrul Özkök’e de “Halt etmişiz” diye itiraf etme olgunluğunu gösterdiği talihsiz cümle nedeniyle “Hürriyet”e veda ederken bana yazdığı yukarıdaki nazik mektubuna benzer bir ifade kullanıyordu:
“Bâzen habbenin (damlacığın) kubbe, kubbenin de habbe yapıldığı dönemlerden geçersiniz. 28 Ekim tarihli yazımın son cümlesinde (nasıl istismar edileceğini hesaplayamadan) değiştirdiğim iki kelime buna örnek teşkil etti. Gerçeği olduğu gibi anlatmam anlamak istemeyenlere yetmedi. Bu durumda 1966 yılından beri mensubu olduğum, 1974 yılından beri de “Başyazar”ı sıfatını taşıdığım ‘Hürriyet’ gazetesinden ayrılmaya karar verdim.
“Bana ne mutlu ki bunca yıl en iyi patronlarla ve mükemmel gazetecilerle çalıştım. Hepsine içten teşekkür borçluyum.
“Bugüne kadar ülkem ve mesleğim için hangi görüşleri savundumsa ömrümün sonuna kadar onları savunacağımın bilinmesini isterim.”

XXIV. DÖNEM MECLİS TOPLANTISINI O AÇMIŞTI

Oktay Ekşi’ye gazeteciler cemiyetleri gibi meslek kuruluşlarına ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarına ilâveten İstanbul Üniversitesi tarafından “Fahrî Doktorluk” (2003), Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından “Üstün Hizmet Ödülü” (2006), Ankara Hukuk Fakültesi tarafından “Seçkin Hizmet Ödülü”, Rotary Kulüpleri 2430 No.’lı Bölgesi’nin önerisi üzerine Rotary International tarafından “yöresine, yurduna, ulusuna ve dünyaya sahip çıkanlardan biri” olduğu gerekçesiyle “Paul Harris Dostluk Ödülü” (1997) verildi. “Atatürk ilkelerine bağlı kişiliği ve Türk basınının özgürlük mücadelesine katkısı” nedeniyle de Atatürk Socitey of America tarafından Washington’da 19 Mayıs 2012 günü yapılan törenle ödüllendirildi.
XXIV. Dönem İstanbul Milletvekili seçilen Oktay Ekşi Meclis’i en yaşlı üye sıfatıyla açmıştır.
Prof. Dr. Aysel Ekşi ile evli, iki çocuk ve iki torun sahibidir.
Emin Çölaşan’ları, Bekir Coşkun’ları Hürriyet’ten koparan kör siyaset Oktay Ekşi’yi de kurbanları arasına kattı. Ama şurası iyi bilinsin ki Oktay Ekşi gibi gazeteciler artık zor yetişir. Ulusal basın hayatımızda önemli bir yeri bulunan saygıdeğer ağabeyim ve meslektaşım Sayın Oktay Ekşi’ye bundan sonraki yaşamında da sağlık ve mutluluk içinde nice yıllar diliyorum.

Not: Av. Ahmet Şükrü Taşkın’ın anılarına gelecek
yazımda 7’nci bölümle devam edeceğim.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .