Tükenmekte olan değerlerimiz

Tükenmekte olan değerlerimiz

20.04.2015

Havaların güzel olmasından faydalanarak hafta sonu Kırşehir’i dolaştım. Çoktandır, görmediğim, özlediğim, tükenmekte olan değerlerimizin var olmaya devam ettiğini, yok olmamak için direndiğine şahit oldum. Halen müstakil evini, arsasını kat karşılığında apartmana çevirmemiş vatandaşlarımızın bahçelerini bellediklerini, düzelttiklerini gördüm. Bunlardan biriside bahçesini bellerken, terin suyun içerisinde gördüğüm, yanına yaklaşarak selam verip tanıştım Yaşar Amcaydı. Yaşar Amca yetmiş […]

Havaların güzel olmasından faydalanarak hafta sonu Kırşehir’i dolaştım. Çoktandır, görmediğim, özlediğim, tükenmekte olan değerlerimizin var olmaya devam ettiğini, yok olmamak için direndiğine şahit oldum. Halen müstakil evini, arsasını kat karşılığında apartmana çevirmemiş vatandaşlarımızın bahçelerini bellediklerini, düzelttiklerini gördüm.

Bunlardan biriside bahçesini bellerken, terin suyun içerisinde gördüğüm, yanına yaklaşarak selam verip tanıştım Yaşar Amcaydı. Yaşar Amca yetmiş beş yaşında olmasına rağmen Allah nazardan esirgesin sağlığı yerinde, dinç ve çok çalışıyordu. Elindeki beli toprağa attığı zaman yarıyordu toprağı. Ayak üstü sohbetimiz koyulaşınca, Yaşar Amca’nın yemeği ve çayı gelince evlat misafir nasibiyle gelirmiş, sırtını güneşe dönerek “Otur da birlikte yemek yiyip, çay içelim” dedi.
“Davete icabet sünnettir” diyerek Yaşar Amca’yı kırmadım önce ağacın altına hazırlanan yemeği yedik. Maşallah çalışkanlığıyla birlikte iştahı da yerindeydi Yaşar Amca’nın.
Sıra çay içmeye gelmişti benim gibi çayı şekersiz ama sert ve demli içen Yaşar Amcayla başladık koyu bir sohbete…
“Evini, arsasını kat karşılığında neden müteahhide vermediğin, arsan büyük, üç, beş daire alırdın, birisinde otururdun diğerlerini de kiraya verirdin rahat eder keyfine bakardın Yaşar Amca” dediğimle birlikte başladı içini boşlatmaya. Meğer ne kadar doluymuş bu konularda…
“ Evladım yetmiş beş yaşındayım buralar önceden müstakil evlerle, bahçelerle oluşan mahalleydi. Herkes birbirini tanır, selam alıp, selam verirdi. İnsanlar komşu komşusunun külüne muhtaçtır, ev alacağına komşu al, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir diyerek komşusunun iyi ve kötü gününde yanında olurdu. Mahalleli mahalleye girip çıkandan, olup biten den haberdar olurdu. Yaz aylarında sokaklarda veya bahçelerinde birlikte oturur, yemek yiyip çay içerlerdi. Hangi komşunun ne derdi, kimin hastası varsa bir araya gelerek o komşusunun yardımına koşardı. Mahalleli yaşadığı mahallesine ve komşusuna sahip çıkardı. Şimdi bu devirde bunları görmek mümkün mü evladım?” diyen Yaşar Amca şöyle devam etti:
“Bu yaştan sonra apartmana girerek kendimi hapsedemem, apartman ortamı bunaltır, ecelimden önce öldürür beni dedi. Toprak, bağ, bahçe olmasa ben yaşayamam. Baksana millete elindeki evine, bahçesine apartmanı diktirdiler hepsi de leylekler gibi yükseklerde oturuyorlar, kimse kimseyi tanımıyor, selam vermiyor, hastalığını, bayramı, cenazeyi bilmiyorlar, önceden komşular cenaze evine yemek yapar getirirdi şimdi cenaze sahibi acısını unutarak cenazeye geleceklere kıymalı pide yaptırıyor, yavrum bu nasıl iş anlamadım.
“Bak sana hepsi burunları havada yaşıyorlar, bindikleri son model arabalarla, giyindikleri takım elbiselerle, kravatlarla kendilerini ulaşılmaz kaf dağında zannediyorlar. Saygı, sevgi, utanma kalmadı. İki sene önce yaz mevsiminde yurt dışından oğlum, gelinim ve torunlarım geldi. O gün yan komşumuz rahmetli olduğu için taziye çadırı vardı, her yer arabaydı, oğlumda arabasını karşımızda bulunan apartmanın önüne koydu. Keşke koymasaydı daha yemeğimizi yemeden birisi geldi, selam vermeden, kendisini tanıtmadan, bağırdı, çağırdı, ağzındaki köpükleri yüzümüze akıttı, siz nasıl oluyor da arabanızı bizim apartmanımızın önüne koyarsınız, orası bize ait, hemen kaldırım yoksa polis çağıracağım diyerek çekip gitti. Neyse ki biz alttan aldık ve ‘ite dalanmaktansa, çalıya dolanmak iyidir ‘ diyerek oğlum arabayı epeyce ileriye park etti. Gecenin ilerleyen saatlerinde evimizin önüne getirdi.
“Ertesi gün olduğunda oğlumu komşumuzun taziye çadırına baş sağlına götürdüm. Kuran okunurken trafik polislerinin geldiğini görüm, sessizce oturdular, kuran dinlediler, Fatiha okuduktan ve baş sağlığı diledikten sonra civar apartmanlarda oturanların yolu kapattığı gerekçesiyle çadırı şikayet ettiklerini mahcubiyet içerisinde söylediler ama kaldırılması içinde ısrarcı olmadılar, herkesin başına gelir, insanları anlamak mümkün değil biz görevimiz icabı geldik dediler ve gittiler. Halbuki çadır yolu kapatmamıştı bir araba geçecek kadar yol vardı. Vatandaş bunu dahi şikayet ediyor yavrum. Kimseler acını, derdini bilmiyor, bu nasıl insanlık, bu nasıl adamlık son model arabaya binmekle, apartmanlarda oturmakla, kram tuvalet takım elbise giyinmekle insanlık adamlık olmuyor. Bu yüzden apartman bana göre değil evladım, ben halimden şikayetçi değilim.”
Evet dediğim gibi Yaşar Amcaya bir dokundum bin ah işittim. Ama söylediklerinde de tamamen haklı olduğu gibi bu sohbetimiz bana önceden yazdığım “YOK OLAN MAHALLE KÜLTÜRÜMÜZ” yazısını hatırlattı.
Gerçekten mahalle kültürümüz yok oldu tamamen yozlaştık. Yoksul ve ihtiyacı olan insanlar için mahalle ortasına konan “SADAKA TAŞINDAN” yardımlaşmadan, cenazelere yemek getiren mahalleden, sahiplemeden, maneviyattan uzaklaşarak selamsız, sabahsız, utanmanın bittiği, ahlakın, saygı, menfaat uğruna çok katlı binaların çoğaldığı, komşuluk ilişkilerinin bittiği, en temel değerlerimizin yok olduğu bir dönem de yaşıyoruz.
Kısaca bindik alamete gidiyoruz kıyamete. Allah sonumuzu hayra getire.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .