Son siyasal gelişmeler ve İdris Küçükömer’in görüşleri

Son siyasal gelişmeler ve İdris Küçükömer’in görüşleri

04.07.2015

KIRŞEHİR bu yıl bol yağış aldı. Kuraklık yaşanmadı. Ama her şeyin aşırı zarara neden olurmuş. Öyle de oldu. Zaman zaman yağmurla birlikte dolu görüldü, sebze ve meyve bahçelerine zarar verdi. Zaten kışın birkaç gün geçen ayaz ve don bütün meyve bahçelerini vurmuştu. Kırşehir’de anlaşılan o ki bu yıl da yine bol meyve yiyemeyeceğiz. Neyse biz […]

KIRŞEHİR bu yıl bol yağış aldı. Kuraklık yaşanmadı. Ama her şeyin aşırı zarara neden olurmuş. Öyle de oldu.
Zaman zaman yağmurla birlikte dolu görüldü, sebze ve meyve bahçelerine zarar verdi. Zaten kışın birkaç gün geçen ayaz ve don bütün meyve bahçelerini vurmuştu.
Kırşehir’de anlaşılan o ki bu yıl da yine bol meyve yiyemeyeceğiz.
Neyse biz yağışları bir kenara bırakıp siyasete dönelim.
7 Haziran seçimlerinde Kırşehir seçmeni tercihini yaptı ve AKP’den AV. Salih Çetinkaya ile MHP’den Prof. Dr. Cemil yıldırım Türk’ü seçerek Meclis’e gönderdi. Buradan kendilerine bir kere daha kutluyor, başarılar diliyorum.
İki değerli milletvekilimiz umarız kendilerine güvenenleri mahcup etmez ve Kırışehir bu dönemde kendilerini getirdikleri güzel hizmet ve yatırımlarla hep yad ederler.
T.B.M.M. başkanını seçti. Bundan sonra koalisyon görüşmeleri başlayacak. Ve de bence Türkiye hızla bir erken seçim sürecine girecek.
Partilerin kısır taktikleri bana büyük bir sıkıntı veriyor. Buna rağmen güncel siyasal gelişmeleri izlemekten de geri kalmıyoruz.
Gelin gündemi biraz değiştirelim.
İdris Küçükömer’in Kitaplarını tanıtalım ve onun kalıplaşmış düşünce sistemlerini değiştiren, pek çok kimseyi şaşırtan bazı görüşlerine, tahlillerine ve tezlerine şöyle bir bakalım.
Bir ara Talat Aydemir’le birlikte cunta oluşumunun içinde olmuş olan Küçükömer,sonradan tüm birikimini “sivil topluma” vermiştir.
1973 yılında “Leninizm öldü,cenazesini kaldıracak bir babayiğit aranıyor” saptaması, öngörülerinin ne kadar gerçekçi olduğunu göstermiştir.
İdris Küçükömer’in en sık bilinen tezi “Türkiye’de sağ soldur,sol da sağdır” tezidir. Küçükömer, sağ ve sol kavramlarının ters oturduğunu, CHP’nin aslında sağ bir parti olduğunu iddia etmesi ile ünlüdür.(Vikipedi)
Küçükömer ,solun resmi ideolojiye eklemlenmesini ve elitizm barındıran düşüncelere yanaşmasını kabul edemiyor ve bu doğrultuda tezlerini geliştiriyordu.(Barış Tunç. İdris Küçükömer’de Sağ ve Sol Ayrımı. Toplumsal Gerçekler.) Küçükömer’in karşı olduğu ve “sağ” olarak nitelediği gelenek “halka rağmen halk için” geleneği idi. (a.g.e)
Başlıca makalelerinin derlendiği “Cuntacılıktan Sivil Topluma” adlı kitabında (Profil Yay.Aralık 2009) zamanın Yön Dergi’sinde yayınlanan “Türkiye’de Temel Kararları Kim Alır?” adlı makalesinde: “…politik kararı nihai olarak alacak parlamentoda çoğunluk neden son derece muhafazakardır?” diye sorar.
Mevcut sisteme dokunmayan politikaları muhafazakar olarak,sistemde imtiyaz ve tekelleri temizlemek isteyen politikaları ise liberal olarak tanımlar. Halk egemenliğine karşıt kurumların tasfiye edilmesi gerektiğini belirtir.
1964 yılındaki bir makalesinde, CHP ve çevresi için “kapalı tutucular” tabirini kullanır. Bu yargıya onu götüren kanı, gerçek reform niteliğindeki kararların CHP tarafından teklif edilmemesidir.
“Halk Demokrasi İstiyor mu?” adlı kitabında (Profil Yayınları 1.baskı Nisan 2010) çoğu olgunlaşmamış denemeleri vardır.
“Sivil Toplum Yazıları” adlı kitabında ise (Profil Yayınları 1.Baskı. Kasım 2009) başlıca şu tezleri öne sürmüştür.
-19.y.y da kapitalizm karşısında Osmanlı Burjuvazisi bulamadığından ilişkilerini doğrudan devletin artık yönetimine hakim görünen bürokratlar kanadından geliştirebilirdi. Emperyalist ilişkiler Tanzimat, 1. Ve 2. Meşrutiyet bürokratları ile kurulmuştur.
-1969 da, Türkiye halkı için, laiklik ve batılılaşma akımının irrasyonel olduğu tespitini yaparak, “CHP’nin bürokratik hakimiyetine rağmen, seçimle hükümet kuracak ekseriyeti asla alamayacağını varsaymıştır. CHP’yi Osmanlı bürokratik geleneğinin iktidar nimetlerini devşirip çeşitli sınıflardan gelen adamlarına dağıttığını ve halkın karşısına düştüğü şeklinde eleştirir.
-Türk – İş’in işçiyi sokağa dökemeyeceğini söyler.
-DP ve Menderes için: “DP 1950 14 Mayıs’ında seçimi kazanınca devletin hükümetini kurmak anlamında bir iktidar oldu. Ve dayandığı iki ayağı (Yeni sermaye çevreleri ve İslami cephe U.G.) dikkate alan DP, CHP’ye göre “sol” bir parti idi. DP hükümeti kaçınılmaz olarak tarihi bürokratik-militer mekanizma ile çatışacaktı. DP hareketini sermaye birikiminin Türkiye’de izlediği seyirden ayıramayız” tespitlerini yapar.
-Erbakan’ın temsil ettiği hareket için şöyle bir teşhisi vardır: “Üretim güçlerinin yeterince gelişememesiyle diğer bir hareket de uç vermiştir. Bu da gelişme alanları büyükşehir iş adamlarına göre daha daralan Anadolu esnaf ve sanayicilerinin İslami cephe içinde şehir iş adamlarıyla çelişkisini ortaya koymasıdır. Erbakan bu hareketi temsil etmektedir.”
“Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması” adlı kitabında(Bağlam Yayınları 5. Basım Ağustos 2007) asıl gürültü koparan tezlerini ortaya koyarak şu tespitleri yapar:
-Türkiye’nin solcuları gericidir. Üretim güçlerinin gelişmesinden yana değillerdir….Halkı yönetilecek bir sürü olarak görürler.
-Türkiye’nin ilericileri “sağ” cenahta görülen İslamcı halk kitleleridir. Onlara bu niteliği kazandıran onların gelişmeye ve değişmeye açık olan sosyal ekonomik istekleridir.Bu istekler üretim güçlerini geliştiricidir.
-1960 Anayası’sının gerici ve anti demokratik bir anayasa olduğunu belirterek MGK’nun da anti demokratik bir oluşum olduğunu söyler.
-Son yüzyıl içinde Türkiye’de “Doğucu – İslamcı oluşum” ile “Batıcı-laik” oluşum şekillenmiştir.
-Köklerini yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden alan “doğucu-islamcı oluşumun” u Jön Türkler’in Prens Sabahattin kanadı, Hürriyet ve İtilaf Partisi,Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka,Demokrat Parti,Adalet Partisi “sol yan” olarak belirtir. Ona göre “sağ yan” ise: “Batıcı-laik-Bürokrat” gelenekten gelmektedir. Kökleri Jön Türk’lerin İttihat ve Terakki kanadı, İttihad ve Terakki (Önce cemiyet sonra fırka) daha sonra mecliste C.H Fırkası (partisi) CHP, MBK (Milli Birlik Komitesi) CHP (ortanın Solu) dur.
-Batıcı-laik-bürokrat akım, batılılaşma ile devleti kurtarmak isterken,yeterli derecede üretim güçleri yaratamadığından tarihi büyük halk cephesi ile ters düşmektedir.
1909-1911 yılları arası olaylarını detaylandırır bu kitabında. Bab-ı Ali Vakası ile Nazım Paşa’nın öldürüldüğünü, İttihatçıların iktidarı ele geçirdiğini belirtip; bunların emperyalist dünya koşullarında harbe girmeye mecbur olduklarını söyler.
Osmanlı’dan gelen bu yapının cumhuriyet döneminde de laik ve dinciler adı altında bir üst yapı kavgası şeklinde devam ettiğini belirtir.
Pek çok deneyim sonrası gerçek bağımsızlığın ekonomik bağımsızlık olduğunu gören Atatürk’ün geçerli, tutarlı ve devamlı bir yol bulamadan öldüğünü vurgular.
Türkiye analizlerinin uzun uzun anlatıldığı bu kitapta günümüzde de geçerli olan ve hala gündem oluşturan bir mücadeleyi o günden teşhis eder: “Türkiye’nin kurtuluşu için üretim ilişkilerinde esaslı değişiklik düşünülmediği için mücadele laiklerle İslamcıların yüzeydeki Türkiye’yi bölücü mücadelesine dönüşüyor” tezini vurgular.(s114)
Gene günümüze de damgasını vuran bir diğer saptaması daha vardır: “ABD ve emperyalistler,kendi çıkarları için,bizde olduğu gibi tarihi tarihi İslamcı- doğucu cephe potansiyelini kullanabilmek için buna uygun tarikatların örgütlenmesine yardım edebilirler” der.(s.129)
Son tezinin ne kadar geçerli olduğunu yaşamış ve yaşamakta olduğumuz olaylarda bir kere daha görüyoruz.
Bu tezlerin ne derece geçerli olduğunu tekrar tekrar sorgulayıp düşünerek yazımızı sonlandıralım.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .