Sizin hayatınız, sizin dünyanız

Sizin hayatınız, sizin dünyanız

27.10.2016

Bu ülkenin en sakin ve barışkan kenti Kırşehir diyorum; o da yara aldı geçenlerde, yakılan yıkılan işyerleri haberleri ile. Dehşetle izledik o sahneyi ve hala kurtulamadık bu ülkenin bir başka yarasına eklemlenen bu soğuk savaşı, Kırşehir olarak ülkenin benzer acılarına bizlerde katıldık. Ne olurdu savaşın enkazlarında büyümeseydi çocuklar. Sağdan sola tek barış kuşatması içinde kucaklaşsaydı […]

Bu ülkenin en sakin ve barışkan kenti Kırşehir diyorum; o da yara aldı geçenlerde, yakılan yıkılan işyerleri haberleri ile. Dehşetle izledik o sahneyi ve hala kurtulamadık bu ülkenin bir başka yarasına eklemlenen bu soğuk savaşı, Kırşehir olarak ülkenin benzer acılarına bizlerde katıldık.
Ne olurdu savaşın enkazlarında büyümeseydi çocuklar. Sağdan sola tek barış kuşatması içinde kucaklaşsaydı bölgeler, halklar, insanlar, bütün diller. Savaşın o eşsiz çirkinliği içinde tedirginliklerini entarisinin, fistanının içine saklamasaydı kadınlar. Tanklar, toplar, barut kokan makineler sokakları ürkütmeseydi. Ne olurdu, kurtuluş ve barış savaşlarla değil, özgürlükle yıllanıp, olgunlaşsaydı. Ve cehenneme dönmeseydi kalbi ülkenin.
Siyasetlerini ve sermayelerini halkın yaşam hakkından almaya kalkan korkaklar her geçen zamanda çoğalıyor. Paranın kantarında ne çok tartılıyor değeri insanlığın. Sonu olmayan bir tükenişe, bir vatansızlık endişesine, en derin psikolojik üşümeye yol alıyoruz. Cinayetler, tecavüzler, çatışmalar, ayrışmalar, katliamlar, kin/öfke, savaşlar bu ülkenin en temel kaderiymiş gibi çıt çıkarmıyoruz tarihe. Dinimizden, sosyal sürecimize dek korku dolu, dehşet ve kederli bir Anadolu’nun beşik öyküleriyle büyüyüp göçüyoruz dünyadan. Sabah ve akşam televizyonlarında karanlık ekran haberleri; palet gıcırtıları, kurşun sesleri, çocuk çığlıkları, ölüm haberleri, gözü yaşlı analar, tecavüze uğramış kadınlar, Allah’ına kadar ilişmiş dramatik yoksulluk hikâyeleri. Böylesine bir buğuda ne çok öldürüyoruz bir birimizi. Dahası anamıza, atamıza, tarihimize, geçmişimize kadar uzanıp; kin ve hakaret yayınlarıyla güne uyanıyor, geceye uzanıyoruz. Kimimiz kaçıyor gelişen tehlikelerden, kimimiz ‘‘başımıza bir şey gelmesin’’ istiyoruz. Kulaklarımızı tıkayıp, ağzımızı kapatıyoruz, gözlerimizi kaçırıyoruz ezilen insanlığımızdan. Ancak en çok kendimiz ölüyoruz, o farkına varmadığımız insanlığın onur ve vicdan duvarları altında.
Zaman ilerliyor, çağ ilerliyor ama bizler kala kalıyoruz yaşamın en gerisinde. İktidarın, muhalefetin, zerrelerin gelişen entelektüel nutukları yetmiyor; ne bu ülkeyi, ne de halkı bu karanlıktan kurtarmaya. Bilin istiyorum, bu şehzadelerin esaretiyle satılıyor, ateşe atılıyor, harcanıyoruz. Ama görmüyoruz, görmek istemiyoruz. O bildiğimiz onursal bir geçmiş yok artık, karşılıklı tasarlanmış siyasi oyunlar, politik pazarlıklar, paylara ayrılmış en lüks yaşamcılar karşısında bir halk olarak, kadın kadın, çocuk çocuk, toprak toprak işgal ediliyor, öldürülüyoruz. Savaşmıyoruz ve yenemiyoruz bu Allah’sızlar kuşatmasını, tükeniyoruz.
Ayınlar aydınlığını,
Özgürlükçüler özgürlük savunmasını,
Yeşilciler yeşil kavgasını,
Hukukçular hukuk savunmasını,
Siyasetçiler siyaset yapmasını,
İmamlar imamlığını,
Medyacılar şeffaf medyacılığını,
Kürtçüler Türkiye’ciliğini, Türkiye’ciler Kürt kardeşliğini,
Bürokratlar vatandaşlık haklarını insanca yaşama dönük yapar, onur ve vicdanın en üst düzeyde tutarlarsa sanıyorum kan ve barut içinde bir yaşam kaderimiz olmayacak, barışı hep birlikte inşa edeceğiz. Keza ölümün, cinayetin, çekilmez bir yaşamın kucağına oturtulan bir ülke olmaktan çıkacak, yaşanan tüm olumsuzlukların asıl sorumluları olmayacağız. İnsanca yaşam için insan insana bir mücadele bu anlamda şarttır.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .