SİYASİ AHLÂK EROZYONU

SİYASİ AHLÂK EROZYONU

08.02.2017

Türkiye bir referanduma hazırlanıyor. Kırşehir ve ülke insanı bu referandumda ne karar verecek bilinmez ama, siyasi ahlak erozyonu giderek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Kırşehirliler ve ülke insanı bu durumdan çok rahatsız. Ama nedense ellerinden fazla bir şey de gelmiyor. Siyaset çıkarcıların mekanı haline gelmiş. Dürüst olanlara oralarda yer yok. Öyle olunca siyaset ve siyasetçilerin […]

Türkiye bir referanduma hazırlanıyor. Kırşehir ve ülke insanı bu referandumda ne karar verecek bilinmez ama, siyasi ahlak erozyonu giderek içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Kırşehirliler ve ülke insanı bu durumdan çok rahatsız. Ama nedense ellerinden fazla bir şey de gelmiyor.
Siyaset çıkarcıların mekanı haline gelmiş. Dürüst olanlara oralarda yer yok. Öyle olunca siyaset ve siyasetçilerin bildiğiniz gibi.
Romen yazarı Panait Istrati’nin “bütün sorun, siyasalcıların ulusun basına bela kesilmesinden ibarettir” (*) şeklinde özetlenen sözü, günümüz politikacılarının da bir bakıma niteliğini ortaya koyuyor.
Elbet de bunun istisnaları vardır. Örnek politikacılar, örnek devlet Ve siyaset adamları bu belirlemenin dışında kalır. Zaten demokrasimizi iyi-kötü geliştiren de bu örnek devlet ve siyaset adamlarıdır. Meşrutiyet. yıllarının İttihat Ve Terakki Partisi’nin iktidarını eleştiren şu dizeler de Romen yazarı ile aynı odak noktasında buluşuyor.

Vatanı bin yılan gelmiş sokuyor
Mahmut Paşa küpe altın takıyor
Zahmet çekme padişahım
Balık baştan kokuyor!

İktidara gelen siyaset adamlarının ilk işi, eş, dost, yâran kayırmak. Kendi çıkarıyla özdeş olarak yakın çevresinin de çıkarını kollamak, kayırmak. Cep doldurmak torununun torununun da hayatını garanti etmek. Açlıkmış, sefaletmiş, işsizlikmiş. Gelir dağılımındaki adaletsizlikmiş, aylık ve ücretlerdeki dengesizlikmiş, haksızlıkmış, yolsuzlukmuş kimsenin umurunda değil.
Her Allah’ın günü yeni bir yolsuzluk! Yeni bir talan vurgun!
Amerika’ya kaçan eski belediye başkanının yerine gelen başkan da kaçak belediye başkanının izinden gidiyormuş. Talanda ve vurgunda ona ulaşmaya çalışıyormuş. Yani kötülükte onu geçmeye and içmiş. Hizmette, olumluda, yapmada, çatmada başarmada değil!
Ziya Gökalp’e politikaya niçin girdiğini sormuşlar. Ahlâk anıtı büyük sosyolog Türk’ün altın kitabını yazar adam şu yanıtı vermiş:
“Ben politikaya politikacıların fenalıklarını tahdit sınırlama için girdim.”
İttihat ve Terakki Partisi’nin yolsuzluklarını yaşamış bir adam, kendi sorumluluğunu bu şekilde ifade ediyor.
Fenalıklara sınır çizmek. Mümkün olduğunca aza indirgemek.
1924’te ölen bu büyük fikir adamı yaşasaydı, hele hele günümüzün politik yolsuzluklarını görseydi kim bilir neler yazar, neler söylerdi.
İktidar uğruna her şeyi göze alanların suratına İsmet İnönü’nün sözü bir tokat gibi iniyor:
“İktidarı kaybetmek önemli değildir. Önemli olan itibarı kaybetmemektir.”
Toktamış Ateş, bu yaraya şu şekilde parmak basıyor:
“Siyasetçiye duyulan güvenin böylesine azalmasının ilk ve önemli sorumlusu, hiç kuşkusuz “bizatihi” siyasetçinin kendidir. Siyaseti bir hizmet aracı olarak gören ve siyasal iktidarın olanaklarını ekonomik bir yağmanın aracı olarak kullanan kimi siyasetçiler, halktaki güven duygularını ortadan kaldırmışlardır.”
Topluma örnek olması gerekenler toplumun ahlâk değerlerini parçalarsa, bu durum demokrasinin de, devletin de zaafa düştüğünü gösterir. İlk didişme, ilk parçalanma partilerin yarışıyla başlıyor. Partiler gerçekçi bir tutumla değil, palavrayla başlıyorlar seçim propagandalarına. Söylediklerinin binde birini dahi gerçekleştiremedikleri için de halk nazarında değersizleşiyorlar. Hizmet yerine cep yarışına giriyorlar. Bir iki katır yükü ile de yetinmiyorlar. Yüz katır yükü para, pul, servet istiyorlar. Yüz katırı elde edince de iki yüz katırı hedefliyorlar. Demokrasi, talan yarışı demek değildir.
İnsanların ahlâki davranışlarını düzeltmediğiniz sürece dünyanın en iyi anayasasını yapsanız, en iyi seçim yasasını çıkarsanız başarılı bir yönetimi gene yaratamazsınız. Çünkü yasaları uygulayan toplumsal vicdandır. Hiçbir yasa kendiliğinden gidip gerektiği yerde müeyyide olarak birinin yakasına yapışmaz. Kötülüğü bertaraf etmez. Odak noktası insandır. İyi polis, iyi öğretmen, iyi yargıç, iyi savcı, iyi esnaf, iyi işçi, iyi subay, iyi çiftçi yetiştirmediğiniz sürece toplumun yüksek ahlâki değerlere göre biçimlenmesini, hukuk devletini gerçekleştirmezsiniz.
Siyasetin oyuncuları, rollerini, sanatçılardan daha iyi oynamalıdırlar. Siyaset sahnesindeki oyun, göze kulağa, işe, aşa, ekmeğe, sofraya, kafaya hitap ettiği için daha çok kalıcı bir özellik taşır. Siyaset ahlakını yaratan da toplumsal ahlâktır. Toplumsal ahlâk tarlasından yetişecek insanlardır, siyaseti de yönlendirenler. Siyasi cehalet, toplumsal cehaletin ilk gıdasıdır.
“Cahil toplumların, cahil siyasetçileri olur. Siyaset dünyamız, üzülerek söylemeliyiz ki bu siyasi eğitime dayanıyor! Eğitimdir ki; Bir milleti ya özgür, bağımsız, yüksek bir topluluk halinde yaşatır, ya da bir toplumu esaret ve sefalete terk eder!” (Atatürk)
Adını yukarıda andığımız Ziya Gökalp, ahlaki değerleri şöyle sınıflandırır.
1) Bireysel ahlâk,
2) Aile ahlâkı,
3) Milli ahlâk,
4) Milletlerarası ahlâk
Ve…
5) İş ahlâkı
Özellikle siyasetçilerin bu ahlak disiplininden geçmeleri gerektir! Bu hiyerarşik ahlâki düzen okulların eğitim programlarına girmelidir.
Ama bunu uygulayacak Milli Eğitim’i ara ki bulasın!…

(*) Yazarın yakında çıkacak olan ‘’Edebiyat Çemberi’’ adlı eserinden.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .