Siyasette kimlikleşme sorunu

Siyasette kimlikleşme sorunu

18.05.2017

Siyaset yapmak, toplumsal bir sanat olayıdır. Sanat olayına ve sosyolojik gerçeklere aykırı politik eylemler gerçekleştirmenin (yalan söylemek, tutarsız olmak, aldatmak gibi…) esasen siyaset yapmak ile hiç bir bağı yoktur. Kültür, sanat, emek ve yoldaşlık odaklı siyasal bir mücadele vermek isteyen bireylerin talebi, gerçeklik üzerindedir ki; siyaseti yozlaştıran, sömüren, amaçtan çok araç haline getiren sistem cambazlarıyla, […]

Siyaset yapmak, toplumsal bir sanat olayıdır.
Sanat olayına ve sosyolojik gerçeklere aykırı politik eylemler gerçekleştirmenin (yalan söylemek, tutarsız olmak, aldatmak gibi…) esasen siyaset yapmak ile hiç bir bağı yoktur.
Kültür, sanat, emek ve yoldaşlık odaklı siyasal bir mücadele vermek isteyen bireylerin talebi, gerçeklik üzerindedir ki; siyaseti yozlaştıran, sömüren, amaçtan çok araç haline getiren sistem cambazlarıyla, gerçeği ve doğruyu talep edenler hiç bir zaman barışık olamamışlardır. Bu yolla, ‘iktidar’ ve ‘muhalefet’ dediğimiz kavramlar çirkinleşmekte, kontrolsüz bir güç haline gelmekte, nicelik ve niteliğini yitirmektedir. Sonra, kavramların sonuçları her ne kadar somut başarılara ulaşsa da, bireylerin mutsuzluğu tırmanışa geçmekte, ‘siyaset’ kavram ve ahlakı öznelliğini yitirmektedir.
Ülkemiz siyasal gelişmelerinden örnekler vermek gerekirse;
Türkiye’de siyasallaşmanın kimlikleşme bedeli çok ağırdır.
Mesela, siz dün her hangi kendi doğallığı ve doğruluğunda bir birey, tertemiz bir kimlik iken; herhangi bir siyasal kurumda parti başkanı, parti yöneticisi, o partinin o ildeki belediye başkanı, milletvekili veya aday olmuş o temiz kimliğinizi kaybetmiş oluyorsunuz. Ya da, gerçekten de temiz bir kimlik değil, popüler olduğunuzda vicdanınızın, aklınızın gerçeği su yüzüne çıkmış oluyor.
Nasıl mı?
Dün hiç bilinmeyen, tertemiz bir kimlik iken; bugün bir siyasal parti yolu ile bir kentin belediye başkanı oluyorsunuz, zaman size ”Yolsuzcu Belediye Başkanı” kavramını yüklüyor. Torpilci, ihaleci, yancı, adamcı, rüşvetçi kavramlarının sahibi oluyorsunuz bir anda. Yahut, belediye başkan adayı oluyorsunuz, seçim sonuçlarıyla seçimi kazanamamış bir belediye başkanı adayı; o hiç bilinmeyen kimliğiniz popülerliğinizle; geçmişten getirdiğiniz hataların bedelini tam da bu esnada ödüyorsunuz. Mesela; ”şurada hırsızlığı var, burada vurgunu var, şuraları dolandırdı” gibi…
Ya sizin gerçeğiniz, ya da iftiralar çıkıyor karşınıza bir an.
Aptallaşıyorsunuz, şaşırıyorsunuz, utanıyorsunuz sonra belki, belki daha da arsızlaşıp örtbas ediyorsunuz karanlığınızı, duymamazlıktan geliyorsunuz, kişiliğiniz giderek kirleniyor, hakkınızda çoğalan dedikodulara kaşı, medyayı, ayaklı adamlarınızı, dedikodunun merkezini parayla, kaba kuvvetle satın alıyorsunuz.
Artık kirlenmiş bir siyasetçi, talihsiz bir isim olarak tarihin sayfalarına çivileniyor, siyasetin tüm duruluğuna ve doğruluğuna bulaşkan bir çamur gibi siniyorsunuz. Ve artık siz bu dünyadan göçüp gitseniz de, tarih, mezar taşınızın üzerine, o karanlık ruhunuza, küfür ve ihanetinizi kusuyor durmadan.
Sonra kavramların adamı oluyorsunuz. Beceriksiz il başkanı, yolsuzcu belediye başkanı, torpilci milletvekili, yalaka danışman, partici vali, hırsız belediye başkanı/milletvekili adayı, dolandırıcı parti yöneticisi, emir kulu kurum bürokratları derken, çıkılmaz bir batağa, daha derinlere doğru laçkalaşıyor, siyaset kavramının gerçeğini yok ediyor, itibarsızlaşıyor, karanlık kimliğinizle devleti ve halkı yönetirken, onulmaz kargaşaların eşiğine geliyorsunuz. Aynaya bakmadan siyasallaşıyor, aynaya bakmadan asılsız bir kimliği kazanıyorsunuz.
Bilgi, bilim, felsefe, kültür, sanat ve ahlak sağlıklı sosyal bir insan olabilmenin temel faktörleridir. Kimlikleştirir, kişilikleştirir, insan yapar, yenilmezsiniz. Topluma ve halka vicdanınızla, mantığınızla bakarsınız. Sorumluluk genleriniz gelişir. Utancın, bir yıkım ve hiçliğe doğru kopuş olduğunu öğrenirsiniz. Karakterinizi tamamlar ve kazanacağınız had oranı ile siyasallaşır, siyasallaşırken ikinci bir değer kimliğiyle kendinizi kanıtlarsınız. Önce kendinizin, sonra toplumun ve sonra halkın adamı olursunuz. Mesela; Mustafa Kemal Atatürk gibi, Bülent Ecevit gibi..
Zira, günümüz siyasallaşması oldukça derin yaralar almıştır. Yalanın, talanın, düşmanlaşmanın, aldatmanın ötesinde bir şey değildir siyaset. İnsanı, toplumu ve halkı düşürmek isteyen o kadar çok kötü, cahil, pervasızlar var ki; yenmek hayli güç, gerçekten duru manada siyasallaşmak zor. Bu haydutlar ve haramiler topluluğunu gördükçe beziyorsunuz, yılıyorsunuz, umudun kıyılarında tükeniyorsunuz. Edindiğiniz itibarlı ihtişam, bilgi ve deneyiminizle kirlenir, yok olur, dönüşürüsünüz, değişirsiniz, çirkinleşirsiniz, mutsuz olursunuz korkusuyla siyasallaşmak istemiyorsunuz.
Onursuz olmayı ve tarihe onursuzlukla yazılmayı istemiyorsunuz. Halkı aldatmayı kendinize yakıştıramıyorsunuz, ”yoksulun hakkını kursağınızdan geçirmek intihar etmektir” diyorsunuz, “devleti dolandırmak vicdanı dolandırmaktır” diyorsunuz, “Mustafa Kemal Türkiye’sine sadık kalmak, ahlaklı durmak yakışır, Tanrı’nın yasaklarına karşı gelmek günahtır, ayıptır” diyorsunuz; geriden, gerilerden duruyor, siyaseti bataklaştıranlara lanet okuyor, ülkeniz adına üzülüyorsunuz.
Bireylere hayatınızı siyasallaştırın derim. Ömrünüzü birilerinin karanlık dünyalarıyla harcatıp, siyasallaştırıp, kullandırmayın. Yaşamınızı buruşturup atmayın. Kendiniz olun, duru olun, mutlu olun.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .