Sevgisizlikle SÖNÜYORUZ!..

Sevgisizlikle SÖNÜYORUZ!..

29.09.2016

Barut kokusu bir yaşam, yüzlerce insan iniltileri, kan kokan toprak, çoğalan tetik elleri; zaman hayatı parçalayarak ilerliyor yarına. Ne çok umut bekliyoruz öldürmekten, yok etmekten, yanı başımızda sızlayan bir hayatı kaldırıp kenara atmaktan. İçimizde sivrilen bir kötülük ve barış içinde bir yaşamı ısıran acımasızlıkla her birimiz kendi kıyılarında ölenlere, öldürülenlere, kararmış tabutlara gülüşüyoruz. O dağınık […]

Barut kokusu bir yaşam, yüzlerce insan iniltileri, kan kokan toprak, çoğalan tetik elleri; zaman hayatı parçalayarak ilerliyor yarına.
Ne çok umut bekliyoruz öldürmekten, yok etmekten, yanı başımızda sızlayan bir hayatı kaldırıp kenara atmaktan. İçimizde sivrilen bir kötülük ve barış içinde bir yaşamı ısıran acımasızlıkla her birimiz kendi kıyılarında ölenlere, öldürülenlere, kararmış tabutlara gülüşüyoruz. O dağınık ruhumuzdan ısrarla kopuyoruz.
Öldürmek için yarışıyoruz, yok etmek için…
Sevgisizlikle büyüttüğümüz düşmanlaşma derin pusular kuruyor ilişkilerimize, ömrümüze.
Sevebilmeyi zor koşuyoruz, kucaklaşmayı tabutlara çivileyerek. Yaşamın her alanında kurduğumuz kutuplaşma ile bakın neleri yaratıyoruz…
Ben bir devrimciyim, sağcı yurttaşım düşman,
Ben bir Atatürkçü’yüm dindar yurttaşım düşman,
Ben bir gazeteciyim, devlet düşman,
Ben bir devletçiyim, vergi kaçıran yurttaş düşman,
Ben bir yurtseverim, ülkemin pınarlarını içen yurttaş düşman,
Ben bir doğruyum, eğri bana düşman,
Ben bir CHP’liyim, CHP’li yoldaş düşman, AKP’li gardaş ta bana düşman,
Ben bir Türk’üm Kürt bana düşman, Türk Kürt’e düşman,
Ben bir Sünniyim Alevi bana düşman, Sunni Aleviye düşman,
Ben bir entelektüelim şalvarlı bana düşman,
Ben milliyetçiyim, azınlık bana düşman, milliyetçi azınlığa düşman,
Ben bir Kırşehir’liyim Kırşehir’de zaman zaman yazıyoruz diye yarasına bastıklarımız da bana düşman. Sırtını dön diyorlar dönüyoruz, sırtını döndün diye yine düşman.
Ne çok düşmanlık duygularıyla çoğalıyoruz.
Ne çok öldürüyoruz birbirimizi. Bir arada yaşamı kuramamanın geriliğini ne çok yaşıyoruz.
Ne çok ayrışıyor ve sokakları ne çok yabancılaşmayla dolduruyoruz.
Bir toplumun ve o toplum devletinin nasırlaştırdığı sevgi sorunu çözülmeden, bu ülkede; terörden, katliamlardan, suikastlardan, ölümlerden, göçlerden, savaşlardan asla kurtulma şansımız yoktur.
Yetmiyor insan kalabalıklarına kuru laflar bırakmak, kuru laflarla barışı ve huzuru beklemek yetmiyor. Bu ülkede tabutlar çoğaldıkça travmalar daha bir kuvvetle büyüyor.
“Öldürdük, bombaladık, yakaladık, hapse attık…”
Ne hastalıklı bir mücadele şekli!
Peki geride darmadağın bir psikoloji ve bir daha asla iyileşemeyecek insan travmaları nasıl iyileşecek?
Bu iyileşmeye müdahale var mı, tedavi önerileri, bu ülkede yetişmiş ala psikiyatrisiler.
Toplumundan devletine doğru kararan bir ruhla koşuyoruz. Aciz, yalnız, terk edilmiş. Sevgisizlik sonumuz oluyor. Sevgisizlik daha çok bıçaklıyor, ülke kıyılarında ağlaşan kadın yüreklerini, yar yüreklerini, çocuk yüreklerini, yurttaşlık gerçeğini ne etsek örtemiyoruz. Kendi coğrafyamızda ölüyor, öldürülüyoruz. Hızla sönüyoruz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .