SENİNLE NE OYUNLAR OYNARLAR…

SENİNLE NE OYUNLAR OYNARLAR…

20.08.2019

Kurban Bayramı’nın dördüncü günü eşimle birlikte bayramlaşmalar, düğünler derken akşama doğru eve geliyorduk, baktım ki bize ait araba garajının önünde ki yolda çocuklar top oynuyorlar, çocukların oyunlarını bozmamak için elli metre ileri giderek arabayı uygun bir yere park ettim. Arabadan inip, biraz yürüyünce altı veya yedi yaşlarında erkek çocuğunun ağladığını gördüm. Yanına giderek ” Güzel […]

Kurban Bayramı’nın dördüncü günü eşimle birlikte bayramlaşmalar, düğünler derken akşama doğru eve geliyorduk, baktım ki bize ait araba garajının önünde ki yolda çocuklar top oynuyorlar, çocukların oyunlarını bozmamak için elli metre ileri giderek arabayı uygun bir yere park ettim. Arabadan inip, biraz yürüyünce altı veya yedi yaşlarında erkek çocuğunun ağladığını gördüm. Yanına giderek ” Güzel bir bayram günü ağlanır mı, bayramlar sizler içindir, sevinmeniz, neşelenmeniz içindir, sen neden ağlıyorsun? ” dedim. “Arkadaşlarım beni top oynatmıyorlar ” dedi. Arkadaşlarının yanına giderek “Çocuklar neden arkadaşınızı top oynatmıyorsunuz? ” dediğimde “Onu aramıza alınca bir taraf eksik oluyor” dediler “Bir arkadaşınız daha gelirse ikisini birlikte oynatırsanız iki tarafta eşit olur ” dedim ve ağlayan çocuğu teselli ederek eve geçtim.
Bir bayram günü sevinmesi, neşelenmesi, gülmesi gereken bu çocuğun ağlaması Cemal Süreyya’nın “Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk; sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar seninle” sözü aklıma geldi ve “Evet çocuk, insanların acımasız olduğu dünyada hele sen bir büyü ne oyunlar oynayacaklar sana, nelerle uğraştıracaklar seni, nasıl yoracaklar, arkandan ne dümenler çevirecekler, ne ihanetler edecekler, iftiralar atacaklar büyüdükçe sana oynanan oyunları öğreneceksin” dedim.
Okula başlamadan arkadaşların oynamazlar seninle birde babasız ve annesiz büyürsen bırak oynamayı yüzüne dahi bakmazlar.
Okula başlarken Kırşehir’ de herhangi bir ilkokula kayıt olduğunda zengin ve fakir çocuklarını ayrı, ayrı sınıflara koyarak başlarlar seninle oynamaya. Zengin çocuklarının sınıflarında her imkân fazlasıyla olur, fakir çocuklarının sınıfları kara düzen olur. Birde zengin çocukları için özel öğretmenler vardır, bu öğretmenler gökten zembille indikleri için zengin veliler tarafından özellikle istenirler. Okul idarecileri, öğretmenleri zengin çocuklarına ses çıkaramayıp, veliler önünde el pençe dururlarken, fakir öğrencilere gelince en ufak bir şeyde sinirini fakir çocuklarından alır, fakir veliye veryansın ederler, garibim fakir veli ellerini önüne bağlar “Hocam sen ne dersen doğrudur, haklısın, eti senin, kemiği benim der.”
Birde babanı küçük yaşta kaybetmişsen, sahipsizsen yandın be ağlayan çocuk her zaman sen suçlusun, tüm vukuatları sen yaparsın, yapmazsın da yaparsın. Çünkü sen günah keçisi ilan edildin haberin yok. Dersine gelen her yeni öğretmen ” Baban ne iş yapıyor diye sormaması için dişlerini sıkarsın ” ama nafile çok küçük yaşlarda öldüğünü söyleyemezsin. Ancak öğretmen sordu cevap vermek zorundasın ve babanın öldüğünü söylersin işte bundan sonra sınıfta arkadaşlarının arasında ” Aaa! Babası ölmüüüş ” diye mırıldanmalar başlar, sana acımaya çalışırlar lakin hepsi boş. Bundan sonra yandın be çocuk, nasıl olsa babasızsın, sahipsizsin, gelen vurur giden vurur, şamar oğlanına öğretmenlerin sinir alma tahtasına dönersin, anlatamazsın derdini kimseye, okula gitmekle gitmemek arasında planlar yapmaya başlarsın.
Cumartesi – Pazar günleri sen ayakkabı boyar evine ekmek götürmenin derdinde olursun, diğer arkadaşların güle oynaya tatil yaparlar, seni görünce sanki ayıplı bir suç işlemiş gibi Aaa! Bizim arkadaş ayakkabı boyacılığı yapıyor diye bağırırlar, aşağılamaya çalışırlar, Pazartesi okula gelindiğinde öğretmen dahil herkese ilan ederler, ellerine bakarlar boyanın izi kalmış mı diye. Oysa senin elindeki ayakkabı boyası izinin utanılacak bir iz olmadığını, ekmek olduğunu, alın teri olduğunu, emek, şeref, namus olduğunu bilmezler. Onlar üç aylık yaz tatilinde baba parasıyla şehir şehir gezerler, denize tatile giderler, sonra dershaneye giderler sen ekmek parası için, açılacak olan okulun ihtiyaçları için, eve alınacak odun – kömür parası için, evinizin ihtiyaçları için pazarcıların yanında çalışırsın, çaycılık yaparsın, garsonluk yaparsın lakin bu bile alay konusu olur ağlayan çocuk.
Yaşadıkların bunlarla da bitmez hayata daha yeni başladın, dur bakalım daha neler yaşayacaksın. Hayat tüm acımasızlığıyla devam ediyor. Sen büyüdükçe senin arkadaşlarında büyür, arkadaşların büyüdükçe fırlamalıklarıda büyür, arkandan yapılan planlarda büyür, kimse senin iyi olduğunu istemez.
İş hayatına atıldığında karşına yüz yılın en geçerli mesleği yalakalık kadrolarında çalışanlar çıkar. Bu meslek erbablarından Türkiye’de ve Kırşehir’ de faaliyet gösteren özel ve resmi kurumlarda çok sayıda vardır. Sen istediğin kadar saf, dürüst ve çalışkan ol, alın teri dök hiç önemli değil, akşama kadar eline iş almayan ama yönetim kademesinden birini görünce şipşak ayağa kalkıp, poposunu bir sağa, bir sola kıvırtarak koşup, “Buyurun efendim”, “Tamam efendim”, “Emriniz olur efendim, “Hallederim efendim”, “O iş benim işim, bitti bilin efendim” diyerek atılabilecek tüm taklaları atıp, üst düzey yönetici gittikten sonra “Aman canım, neme lazım taarruz geçti rahatımı bozmaya gerek yok, sallar başımı, alırım maaşımı benim görevim yalakalık onuda layıkıyla yerine getirdim ” derler.
Kurumda aynı odada, sekiz saat birlikte çalıştığın, sohbet ettiğin, çay içtiğin, yemek yediğin sözde mesai arkadaşın, senin yüzüne güler, övgüleri dizer ama kendi menfaati uğruna, yaranmak uğruna, puan kazanmak uğruna bir yerlere gelebilmek için hoş görünmek uğruna seni aslı astarı olmayan ve seninle alakası olmayan, haberinin dahi olmadığı konularda itham ederek puan kazanmaya, şirin görünmeye çalışırlar.
Biliyor musun ağlayan çocuk? İş hayatında şerefsizin birisi çıkıp, senin için “Çok çay içiyor, çok misafirleri geliyor, misafirlerine çay ikram ediyor ve giderken kapıya kadar uğurluyor” diyen bir zat ve onun bu söyledikleriyle geldiği yere siyasilerin sayesinde hak etmeden gelen, senin tırnağın olamayacak basiretsiz bir şef seni uyarmaya gelirse sakın şaşırma. Burası Türkiye olmayacak bir şey değil bu!
Neden şaşırma diyorum biliyor musun ağlayan çocuk? Bu yazdıklarımı ben bire bir yaşadım.
Sana son günlerde şahit olduğum olaylardan örnek vereyim mi?
31 Mart mahalli idareler seçimlerinden önce kimler Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’ye, Başkan Yardımcılarına, Müdürlere ve diğer yöneticilere övgüler dizip, yalakalık yapıp, takla atarak makam mevki sahibi oldu. Bu Aynı kişiler 31 Mart seçimlerinden sonra değişen Kırşehir Belediye Başkanı, Başkan Yardımcılarına, Müdürlerine takla atarak yalakalık yapmaya devam ettikleri gibi bir önceki yönetime selam dahi vermiyorlar, gördüklerinde yollarını değiştiriyorlar, yeni yönetime onların döneminde çok eziyet gördüklerini haklarının yendiğini anlatarak karalama yoluna gidiyorlar ve şimdi çok rahatladıklarını belediyeye huzur geldiğini söylüyorlar.
Ağlayan çocuk şunu iyi bilmelisin yalakalığın, şerefsizliğin, kibrin, şişkinliğin, kendini beğenmişliğin okulu, mektebi, siyaseti yoktur o ayrı bir sanattır ve dürüst, namuslu, şerefli insanların yapabileceği meslek dalı değildir. Bunlar erzak dolu bir gemiye önce fareler biner, erzak biten gemiden önce fareler kaçar misali her dönem iktidardan yana olurlar ve işlerini de çok rahat hallederler. Tıpkı bugün Kırşehir Belediyesi’nde geçtiğimiz dönem AKP’li olanların şimdi CHP’li veya İYİ Partili olup işlerini yürüttükleri gibi.
Bu yalakalıklar, bu planlar arkadan oynanan oyunlar, her zaman iktidardan taraf olmak sadece Kırşehir Belediyesinde değil, Kırşehir ve ülkemizde ki tüm kurumlarda yapılmaktadır. Hani son günlerde Türkiye’de bazı belediyelerde hiç çalışmadığı halde maaş alan kişiler ortaya çıktı ya işte bu yalaka kesimini de iş yapmadan maaş alan bankamatik memurlarının arasına koymak gerek.
Benimle kimse oynamıyor diye ağlayan çocuk bırak kimse seninle oynamasın, yarın büyüdüğünde seninle çok oynayacaklar, arkandan öylesine alavere, dalavere çevirecekler ki başın dönecek, inanamayacaksın. Böyle olunca da keşke kimse benimle oynamasaydı diyecek ve yazdıklarımı daha iyi anlayacaksın.
İnsanları tanıdıkça tiksineceksin.
İnsanları tanıdıkça yalnızlığı seveceksin.
İnsanları tanıdıkça nankörlüğü öğreneceksin.
İnsanları tanıdıkça ihaneti öğreneceksin.
İnsanları tanıdıkça vefasızlığı öğreneceksin.
İnsanları tanıdıkça kötülüğü öğreneceksin.
“İnsan bu birinden nur akar, birinden kir ” sözündeki nur akmaz oldu, yerine olabildiğince kir akan insanlar geldi.
Yazdıklarımdan sonra artık ağlama çocuk insanlar öyle bir hal aldı ki rakı içende aynı zemzem içen de aynı, hacı hoca da, sakalı uzatan da aynı, top sakalı uzatan da aynı, kot pantolon giyen de aynı şort giyen de aynı, kapalısı da aynı açığı da aynı, gazinoya giden de aynı hacca giden de aynı. Kısacası, yok aslında birbirlerinden farkları al birini vur ötekine işin içine menfaat, çıkar girdiği zaman herkes aynı.
Sakın benimle kimse oynamıyor diye ağlama çocuk büyüdüğünde seninle öyle oyunlar oynayacaklar ki başın dönecek ve bu kez oynamasınlar diye insanlardan kaçacaksın!..



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

M.Ç

Hem duygu yüklü hem toplumsal sorunun anlatım bakımından, hem devlet dairelerinde kanayan yara olan yalakalığı içtenlikle ve cesaretle yazmanız bakımından güzel ve ibret verici bir yazı. Kaleminize , yüreğinize sağlık.

22.08.2019, 9:53

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .