“Sen ne vereceksin?”

“Sen ne vereceksin?”

30.04.2015

7 Haziran seçimlerine yaklaşık bir aylık bir süre kaldı. Siyasi partiler tempo arttırdı, seçmenle buluşmaya devam ediyor. İki hafta sonra Kırşehir’de kutlanacak Ahilik Haftası etkinliklerine Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gelmesi beklenirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da bu ay Kırşehir’e gelerek halka hitap edecek. Yani Mayıs ayı Kırşehir’de yoğun geçecek. Hem […]

7 Haziran seçimlerine yaklaşık bir aylık bir süre kaldı. Siyasi partiler tempo arttırdı, seçmenle buluşmaya devam ediyor.
İki hafta sonra Kırşehir’de kutlanacak Ahilik Haftası etkinliklerine Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gelmesi beklenirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da bu ay Kırşehir’e gelerek halka hitap edecek.
Yani Mayıs ayı Kırşehir’de yoğun geçecek. Hem adaylar, hem de parti liderleri Kırşehir’e gelecek.
Her parti ve aday seçimi kazanmak için ellerinden gelen bütün çabayı harcayacak. Kırşehirli seçmende kendisine hizmet edebileceğine inandığı partiye, adaya ve lidere bakacak ve 7 Haziran sabanı sandığa giderek oyunu verecek.
Kırşehir’de yaklaşık 160 bin seçmen var. Bunların 140 bininin sandığa giderek oyunu vereceği hesaplanırken, ben buradan bütün seçmenlere bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bir oy deyip geçmeyin, ya da benim bir oyumla ne olacak demeyin. Vatandaşlık görevini yerine getirin, gidin hangi partiye inanıyor ve seviyorsanız oyunuzu verin. Çünkü bir oy bir oydur.
Ne demiş atalarımız “Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir er kurtarır, bir er vatan kurtarır.”
Kaldı ki oy kutsaldır. İnsanlar için namustur. Bu bilinçle oyunuzu gidin, kullanın, ama satmayın.
Bugünlerde Kırşehir’de adaylar seçim çalışmaları için yoğunlaştıklarını belirttim yukarıda. Bir milletvekili adayı anlattı gazetemize yaptığı nezaket ziyaretinde…
Bu aday hemşehrimiz bir mahalleye gitmiş ve seçmenlere kendisini ve yapacağı çalışmalar hakkında bilgiler verirken, bir hemşehrimiz çıkmış ve adaya demiş ki “Siz bana ne vereceksiniz?”
Aday hemşehrimiz “Ne istiyorsunuz?” diye sormuş.
O da “Şu parti bana yiyecek veriyor, kömür veriyor yardım yapıyor. Sen ne vereceksin?”
Bakmış hemşehrim, düşünmüş nasıl cevap verecek ki:
“Bak hemşehrim hiç kimse cebinden sana bir şey vermiyor. Devletin bütçesinden yapılan yardımı bir parti dağıtıyor diye düşünmeyin. Sana verilen her şey devletin yardımları…”
Seçmen hemşehrim “Olsun, sen ne vereceksin?” diye ısrar edince, “Biz seni böyle el açtırmayacağız. Sana devlet bir kart verecek, bu karta da yardım miktarı kadar para koyacak. Sen de kimsenin kapısında odun, kömür, makarna, yağ olmak için beklemeyeceksin. Gidip eşinle, çoluk çocuğunla her şeyi alacaksın. Bu senin için en büyük onur olacak…” karşılığını vermiş.
Evet demem o ki toplum bu hale gelmiş.
Bir poşet için, bir ton tozlu kömürü almak için namus sayılan oyunun tercihini o yönde kullanacak.
Bu durum toplumumuzun ne hale geldiğinin açık göstergesi olsa gerek.
Seçmen nerden nereye geldi?
Artık ülke, millet, bayrak, gelecek düşünen yok!
İlle de para, ille de yardım!
Ülke mi, millet mi, bayrak mı? Geçiniz.
Yazık, çok yazık düştüğümüz ve düşürüldüğümüz duruma…

* * *
Aslı temiz olandan etmem asla şüphe şek!

KIRŞEHİR’DE basının ayaklar altında olduğunu bilmem anlatmama, yorumlamama gerek var mı?
Bir kez daha altını çizerek söylüyorum, acı ama gerçek mesleğimiz, yani gazetecilik ayaklar altında!..
Menfaat için, köşe dönmek için her yolu mubah gören, tehdit ve şantajla geçimini sağlamaya çalışanlar ne yazık ki “gazeteciyim!” diye ayaklar altında dolaşıyorlar.
Başka illeri bilmiyorum, ama tarih ve kültür şehri Kırşehirimizde ne yazık ki bu tablo daha fazla…
Yıllardır menfaatine zarar verenleri yazıp karalamakla bilinen birisi çıkıyor, günlerce, aylarca devleti temsil eden Valiye demediğini bırakmıyor, hakaret ediyor, nedense kimse “yaa ne oluyor?” demiyor!
Yasa ve yönetmeliklere uymadığı için devletin verdiği resmî ilânları kesilince, Valiye, ilgili Basın Müdürüne, gazetelere ve sağa sola çamur atıyor, iftira ediyor.
Bu tür insanları görünce, biz “gazeteci!” değiliz diyoruz.
Allah bu türlerine akıl, fikir versin ne diyeyim.
Sadece bu tür adamlar mı var “gazeteciyim!” diye geçinen.
Elbette ki hayır.
Yallandığı kişi ve kuruluşları göklere çıkaran, yallanmadığına saldıran nice zavallılar var bu memlekette…
Zaten onlar bizim mesleğimizi bu hale getirmediler mi, güven ve itibarını sarsmadılar mı?
Hani bir söz vardır, dost meclislerinde sıkça anlatılır.
Adamın birinin bir eşşeği varmış, inat mı inat. Ayağa kalkmaz, kalksa gideceği yere gitmezmiş.
Sahibi de ne yapsın ayağa kaldırmak için dövermiş eşeğini, yürümesi için imballarmış her zaman.
Her gün böyle eşeğiyle kavga edermiş.
Bir gün eşeğine çok sinirlenmiş olacak ki kafasına kafasına geçirmiş değneği… Bir de ne duysun eşek zart diye çekmiş.
Adam kendi kendine düşünmüş “Allah Alahaa ben nereye vurdum, nerden ses çıktı!” diye…
İşte bu hikâye gibi ben de geçenlerde bir yazı yazdım bu sütunlarda “gazeteci değilim!” diye…
Ayağını sürüyüp gezen zavallı birisinin çok zoruna gitmiş olmalı ki benim bu yazımı üstüne alarak küçük beyniyle beni eleştirmeye kalkmış!.
Ne diyeyim ben bu gibi küçük beyinlilere…
Okuduğunu bilmeyen, anlamayanlar benim mesleğimi yaptığını zannediyor!
Çobanın köpeğini övdüğü gibi kendini övmeye kalkmış kendince…
Bu tür küçük beyinlileri Kırşehir’de birileri “gazeteci” görebilirler, bu zavallılar da elinde fotoğraf makinesi, gözünde kara gözlükle dolaşıp kendisini “gazeteci” sanabilirler.
Hatta hatta kurum ve kuruluşları dolaşarak, sabahtan akşama kadar bir bardak çay ve bir lokma yemek için müdürlerin makamlarını işgal edip tehdit ve şantaj yaparak, arada sırada sözde bir haber yapıp kendini “gazeteciyim!” diye gösterebilirler.
Bunlar sadece kendini tatmin edebilirler!
Eğer onlar adam olsalardı, adam gibi görevlerini yapıp gazeteci olsalardı sanırım hasbelkader çalıştıkları kurumlardan kapının önüne konulmazlardı.
Bizim gibi her gün onlarca Kırşehir haberini yazmaya, Kırşehir’in sorunlarını gündeme getirip çözme gibi dertleri yok zaten bu soytarıların.
Onlar geçim kaynağını yağcılık, yalakalık ve yağdanlık üzerine kurdukları için biz zaten onları muhatap olarak görmüyor ve dikkate almıyoruz. Çünkü Kırşehir bunları da, bizleri de çok iyi biliyor. Uzun lâfa gerek yok!..
Yazıma bir eşek hikâyesi ile başladık. Bu kez de bu zavallıların bilip tanımadığı, hiç görmediği, Kırşehirimizin yetiştirdiği ve herkesin yakından tanıyıp sevdiği “Şair Boyacı”, rahmetli Hüseyin Canıtez’in bir dörtlüğü ile tamamlayalım:
“Aslı temiz olandan etmem asla şüphe şek!
Teperse katır teper, çünkü babası eşşek!
Eşşeğin altına serseler çifte döşşek!
Berbat eder çünkü aslı öyledir!”

* * *

Biraz da gülelim!

Fark etmez!

Bir gazinodan çıkarlarken karı-koca kavga etmeye başladılar.
Erkek “Sen beş para etmeyen bir kadınsın” dedi.
Kadın bağırdı:
“Öyle mi? Kanıtlasana!”
Erkek “Dur, kanıtlayım” dedi ve bir taksiyi çağırdı:
“Pıer Loti’ye kaça götürürsün?”
Taksici “İki milyona bayım.”
“Ya karım da birlikte olursa?”
“Fark etmez, aynı fiyat.”
Erkek karısına dönerek:
“Gördün mü? dedi. Seni hesaba bile katmıyor.”

* * *

Sevdiğim bir söz!
Şansı değerlendirin! Hayat sadece bir şans. En uzağa giden adam, en çok şeyi yapan ve en çok cesaret edendir. ‘Her şeyden emin gemisi’ kıyıdan hiçbir zaman fazla uzaklaşmaz.
Dale Carnegie



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .