Seçimde son viraja girilirken…

Seçimde son viraja girilirken…

29.05.2015

Son zamanlarda saray tartışması iyiden iyiye alevlendi. Bu tartışmanın ne kadar süreceği de belli değil. Kırşehir’de de caddelerde, sokaklarda, parklarda herkesin dilinde saray dolaşıyor. Kimi övüyor, kimi yeriyor… Önümüzdeki bir seçim var. Ülkemiz açısından da Kırşehirimiz açısından da son derece önemli. İnsanlar bir hafta daha düşünecek ve son kararını vererek sandığa giderek oylarını kullanacak. 70-80 […]

Son zamanlarda saray tartışması iyiden iyiye alevlendi. Bu tartışmanın ne kadar süreceği de belli değil. Kırşehir’de de caddelerde, sokaklarda, parklarda herkesin dilinde saray dolaşıyor. Kimi övüyor, kimi yeriyor…
Önümüzdeki bir seçim var. Ülkemiz açısından da Kırşehirimiz açısından da son derece önemli.
İnsanlar bir hafta daha düşünecek ve son kararını vererek sandığa giderek oylarını kullanacak.
70-80 sene önce alınan bilardo masasının tartışması hala güncelliğini koruyup tartışması yapılıyorsa bu sarayında tartışmasının uzun süreceğinin işareti gibi geliyor. Saray polemiği hem muhalefetin, hem de iktidarın işine geliyor. Muhalefet bir öneri sunamadığı için hükümeti eleştirecek başka konuları da dile getiremiyor zaten saray duvarına onun için kırlangıç gibi yapıştı, kendi aralarında doğru dürüst anlaşamayanların bir araya geldiği (güya ana muhalefet partisi imiş) ve siyasi görüşlerinin bile bir birini tutmadığı bir topluluk, çıkar ve aylıklarını iyileştirici herhangi bir yasa olunca ana, baba muhalefeti kalmıyor hemencecik bu konuda anlaşıveriyorlar.
Zaten anlaştıkları tek konu bu. İktidarda başarısızlığın üstünü örtecek gündemi değiştirmeyi çok güzel beceriyor ve tartışılacak konuyu çabuk yaratıyor, her an topluma doğru düşünme fırsatı ve zamanı tanımıyor, bir kör dövüşüdür gidiyor. Milletin maymuna bakmaktan başı dönmüş, sağa sola bakacak yetisini yitirmiş. Bu memleketin konuşulacak tartışılacak çok meselesi varken, halkın anlamadığı konularla zaman kazanmak yakışır bir politika olmamalı.
Senede 40 miyar dolar borç faizi ödeyen bir ülkenin, saray için harcadığı bir milyar devede kulak bile değil. Maşallah ve inşallah politikasıyla devlet idaresi ancak bu kadar olur. Devletin toplaması gereken vergisini toplayamayıp ben borcu olanları affediyorum demesi, kendi acizliğini gösterir.
Peki zamanı gelince tıpış tıpış ödeyenlerin zekalarında bir sorun mu var, onların kabahati ne? Askerliğini yapamayana paralı askerlik kıyağı ne demek? Parası olmayanlar ne yapsın? Banka kredi kartlarının bankalarda geri ödemesini istiyorsun, finans sisteminin % 60 yabancı kuruluşların elinde olduğu bilinirken, bu kuruluşlara ne gibi bir taviz verilecek. Paraların on sene geriye doğru ödenmesini isterken, bunun getirisi ve götürüsü kimin yararına veya zararına, hizmet olarak kimlerin kasasına aktarılacak? Piyasa ekonomisine ne gibi bir etkisi olacak?
Bunların ayrı ayrı hesaplanması lazım değil mi? Herhalde yetkili kurumlar hesabını yapmışlardır. İktidarın kendi beceriksizliğini kapatmak için, özerk olan Merkez Bankası’na baskı yaparak faiz indirimine zorlamak, yatırımın önünü kesmek değil midir? Bu konular uzmanların işidir onlarda bunun hesabını yapıyor olmalıdır. Sosyal kurumların amaçları dışında harcama yapması, emeklinin tek güvencesi olan bu kurumları zor duruma soktu. Özel hastanelere hasta vatandaşı teslim ederken, sosyal kurumların ve emekli kasalarının anahtarını iyi niyet taşımayan kimselere vererek, köşeci sınıflara ilaç firmalarını, dağıtıcıları ve bazı özel hastaneleri ekledin.
Bugün Türkiye’nin dış borçlarını kesin olarak kimse bilmiyor, devlette zaten açıklayamıyor, yalnız sıcak paranın emisyonda çok rahat dolaşmasıyla ekonomi tıkırında yürüyor görünse de ileriki zamanlarda sıkıntı çekileceği ekonomistler tarafından yavaş yavaş dile getirilmekte. Osmanlının Türkiye Cumhuriyeti’ne bıraktığı kısa vadeli borç miktarı 156 milyon Osmanlı lirası idi, bu borcu fakir ve yeni Cumhuriyet 1954’te ödemiştir.
Türkiye, Cumhuriyet döneminde ilk dış borcu 1930’da 10 milyon Dolar olarak ABD’den almış ve zamanımıza kadar tefeci kuruluşlardan yakamızı kurtaramamışız.
Biz artık IMF´ye borç para veriyormuşuz, yok bizim şu kadar kredi hakkımız varmış falan bunlar hep hikâye. Bu tür beyanlar politikacının kendisi ile halkı da kandırmasıdır. Eskisi gibi değil, saklısı gizlisi kalmadı, aç interneti bak aynaya tara saçını, gör tıraşını. Vida sıkma barakalarıyla kalkınılmaz. Sanayileşmede, dünya çapında öncü kuruluşlarımız var fakat yeterli değil daha daha fazla olması lazım. Biz Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz diyerek hava atmayla iş bitmiyor ve yabancılarda buna pek gıptayla bakmıyor. O nüfusa nafakasını kazanacak işyeri açtın mı, o zaman mangala yellersin yoksa kimse seni kaleye almaz. Türkiye nüfusunun % 60´dan fazlası borçlu ve % 20´den fazlası sosyal yardım parasıyla yaşamını devam ettiriyor. Üretmeden tüketmenin halkı nereler getirdiğinin açık bilançosu. Türkiye’nin şu andaki dış borcu kesin olarak açıklanmamasına rağmen 400 milyarın üzerindedir.
Cari açık ve bütçe açığının nasıl kapanacağı, kışın sert geçmesine bağlı. Çünkü halk ısınmak için yakacağı doğalgazın içine sızan vergiyi doru dürüst öderse ve trafik cezalarını biraz daha artırırsa, yırtık cebin deliğini biraz kapatmaya çalışır. Tam kapatır diyemiyorum seçimin ne getireceği henüz belli değil. Bu kadar borç ve açık Allah’a yalvarmakla pek kapanacağa benzemiyor. Allah aklımızı havluya alsın, yoksa akılı yerinde tutamayacağız.
Kırşehir’de hangi parti ve kişiler kazanır onu da bir hafta sonra göreceğiz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .