Seçim şamatası

Seçim şamatası

09.05.2018

Böyle bir seçim kampanyası yaşamadı Türk halkı şimdiye kadar. Karalamalar, iftiralar ve bu arada olmayan kaynaklardan seçmenlere ulufe sözü vermek, yani küçük büyük, emekli, işçi ihtiyacı olan veya olmayan kim varsa herkesin cebine bir şeyler sıkıştırmak. Sözler ve vaatler gırla. Tam bir curcuna ve evlere şenlik. İktidar partisi syeni bir propaganda geliştirdi, “benden başkasına oy […]

Böyle bir seçim kampanyası yaşamadı Türk halkı şimdiye kadar.
Karalamalar, iftiralar ve bu arada olmayan kaynaklardan seçmenlere ulufe sözü vermek, yani küçük büyük, emekli, işçi ihtiyacı olan veya olmayan kim varsa herkesin cebine bir şeyler sıkıştırmak. Sözler ve vaatler gırla. Tam bir curcuna ve evlere şenlik.
İktidar partisi syeni bir propaganda geliştirdi, “benden başkasına oy veren Fetöcudur, teröristtir. Beni desteklemeyen vatan hainidir!”
Böyle propaganda mı olur?
Bu tür karalamaların nerelere varacağını ve toplumu nasıl bir girdaba sokabileceğini düşünen var mıdır?
İktidarı da, muhalefeti de kimseyi ötekileştirmemeli. Yapacaklarını ve yaptıklarını anlatarak, halka kendilerini anlatmalı. Bu halk ta sandığa giderek kimi seçerse o hepimizin baş tacı olmalı.
İnsanları düşüncesiyle, diniyle ötekileştirip kamplaştırmak bu millete en büyük kötülük olsa gerek.
Fetö denen hain örgütün ülkemize, milletimize verdiği zararlar hiç unutulmayacak. Bu hainlerin ülkemize verdiği zararların hangi birini sayalım ki? İktidar bu hainleri devletin her kademesinden temizlemek için büyük çaba harcadığı ortada olsa da benim gibi milletimizin en büyük endişesi hala bu hainlerin kendilerini gizledikleridir.
Peki, ben kimim?
Yıllardır Fetö hakkında yazılar yazdım ve bazı yazılarda başım da ağrımadı değil. Devletin mekanizması işliyor düşüncesiyle defalarca dilekçe verdim, uğradığım mağduriyetten dolaylı ve bizzat bir savcıyla görüştüm, (Bir savcı beni kapıdan kovdu ve sonra Fetöcu çıktı. Şimdi nerede bilmiyorum)
Hatta bir olaydan dolayı bir emniyet müdür muavini ile, başımdan geçen olayı detaylı olarak değerlendirdik (bu arkadaş bildiğim kadar Atatürkçü ve ülkesini seven biri olarak tanınıyor ve genç yaşta emekli edildi) bir neticeye ulaşamadık ve müdür olarak o çetenin sitesine giremedik.
Ben ne tarikatçıyım, ne aşırı dinci ve İslâmcıyım ve dini vecibeleri kendimce yerine getirmeye çalışıyorum, herkesin inancına son derece saygılıyım.
Kaynağını sağlam bildiğim dinle ilgili kitapları okurum. Kendisini Allah’ın temsilcisi konumuna koyan, babam da olsa sevmem, karşısındayım ve de her fetvayı dinlemem.
Fakat maalesef Fetö örneği, propaganda ve faaliyet gösteren pek çok guruplar var, bunların daha fazla taraftar ve sempatizan toplamaya yönelik, zararsız gibi görünen faaliyetleri bilinir ve nedense bunlara taviz üstüne taviz verilir. Çok güzel de kamufle oluyorlar. Bunların yarın ülkemizin ve milletimizin başına bela olmayacağına kim garanti verebilir?
TÜRKSAT uydusunu kullanan ve 24 saat yayın yapan guruplarda bunların içinde ve pek çok saçma sapan yayınlar sunarlar taraftar ve müritlerine. Bunların kendisini kuvvetli hissettiği zaman Fetö örneği faaliyette bulunmayacağının garantisini kim verebilir?
Nedense bunlara müdahaleye kimsenin gücü yetmiyor. Cennet gömleği satanlar, Tanrıyla irtibata geçenler ve sipariş üzerine muska, büyü yapanlar. Grup grup günübirlik, ne olduğu belli olmayan ocak adı altındaki yerlere ziyaretler düzenlemeler, bu gibi turlara devletin üst düzey bürokratlarının da düzenli olarak belli zamanlarda katıldıklarını duyuyoruz.
Memleketimizde kurt pek çok, hayli kurt çeşidi var memlekette, hem de eğitilmiş ve deneyimli, tecrübeli yoktan var edecek cinsten. Kurt bulanık havayı sever derler, bu havayı seven kurtlar seçim havasını çok önceden sezerler ve fırsat kollarlar, nitekim de öyle olduğu görülüyor.
Emlak rantından geçinen, vergisini yıllarca vermeyenler, (tabi bu arada benim gibi enayiler vergisini zamanında ödediği için pek çıkarı yok) işçi sigorta paralarını ödemeyenler, devletin dolayısıyla halkın malı olan arazilere kaçak gecekondu villaları yapanlar, seçim atmosferinde beklentilerine kavuşurlar.
Benim Kırşehir’de bir edebiyat hocam vardı, Allah rahmet etsin, “bu memlekette namuslu yaşamak suç addediliyor” derdi. Bence namuslu ve dürüst yaşamak düsturumuz olsun. Dünya malına doymayanların iki metre bezle, iki metrekare yere nasıl sığdığını hep düşünmüşümdür.
Benim hakkımı gasp edenler, benim iki metrekare yerime göz dikenin, gözüne diken otursun.
Beton lobisi ve sağlıksız yapılarda mesken sahibi olmak isteyenlerin sırtından inmeyenler, yoksulun ağzına gem, sırtına eğer geçirmeye hazır ve nazır bekliyorlar.
Dövizde kaybedilen fark, kamu bankaları aracı edilerek halkın sırtına yüklenirse hiç şaşmayalım.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .