ŞAŞKIN ÇERÇİ

ŞAŞKIN ÇERÇİ

23.08.2017

Temmuz ve Ağustos ayları Kırşehir’de çko sıcak geçti, kavurdu diyebiliriz. Tabi bağı, bahçesi olanlar bu sıcaklardan az etkilendi. Apartmanda oturanlar için uykusuz geceler geçirdi diyebiliriz. Kurban Bayramına sayılı günler kala Kırşehir’de hava sıcaklığının biraz azaldığını görüyoruz. Şimdiden bütün okurlarımın mübarek Kurban Bayramı’nı candan kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Kırşehir’de, köyünde, kasabasında ne günler yaşadık, ne […]

Temmuz ve Ağustos ayları Kırşehir’de çko sıcak geçti, kavurdu diyebiliriz. Tabi bağı, bahçesi olanlar bu sıcaklardan az etkilendi. Apartmanda oturanlar için uykusuz geceler geçirdi diyebiliriz.

Kurban Bayramına sayılı günler kala Kırşehir’de hava sıcaklığının biraz azaldığını görüyoruz. Şimdiden bütün okurlarımın mübarek Kurban Bayramı’nı candan kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Kırşehir’de, köyünde, kasabasında ne günler yaşadık, ne günler gördük?  Yokluklar, sıkıntılarla geçen bir ömür…

Ayşe kadın köyde mutena birisiydi. Yepelek gelini ile çok güzel geçinir, emsallerini kendisine imrendirirdi. Suna gelin pirüpaktı, hane halkının bütün ihtiyaçlarını usanıp gücenmeden yerine getirirdi. Ayşe kadının herifi Çilli Veli, oldukça kuruntulu, vehimli bir adamdı. Suna gelinin eşi Süleyman ise, embesil birisi idi. Verilen işleri zamanında yapmadığı için tutma gittiği yerlerde fazla bekletmezler alacaklarını dahi vermeden geri gönderirlerdi.

Çilli Veli geçimini çerçilik yaparak sağlardı. Boz eşeğine kırık leblebi, harnup, iğde, akide şekeri gibi malzemeler yükler, onları köylerde yün, naylon gibi malzemeler karşılığında satardı. Çilli Veli hayvanına hiç bakmaz, başkalarının tarlalarında otlayan hayvan çoğu zaman da Veli’yi dinlemeyerek anırıp kaçardı. Veli malzemeleri dağıtıp gelmiş, yine köylere çıkmak istiyordu. Embesil oğlanı yanına çağırdı. Hayvanın heybesini ve içinin malzemelerini koymasını söyledi. Oğlan sadece yiyerek boyun kalınlaştırmayı öğrenmişti. Suna gelin herifine söz gelmemesi için küllükte ağnıyan eşeği elindeki sopa ile çırpıştırdıktan sonra getirdi.

Ayşe kadının yemek düşüncesi yoktu. Bir gün önceden gelini ile birlikte dürme yapmışlar, evde yedikten sonra artan dürmeyi de Çilli Veli’nin çantasına koymayı düşünüyorlardı. Ayşe avrat dürmeyi ortaya getirdi. Gelini Suna ise yanına diğer malzemeleri hazırlıyordu. Yılışık, yüzsüz oğlu Süleyman babasını beklemeden dürmeye döşenmeye başladı. Sokumla alıp alıp mideye indiriyordu. Bu haris oğlan sofrada ne var, ne yok sildi süpürdü. Kartaloş Veli yemek için içeri girdi. Sofrada bir şey kalmamıştı. Ayşe kadına neler demedi ki? Ayşe boyun keserek oğlu Andız Süleyman’a döndü. Gözleri ile iyice süzdükten sonra bu perdesi patlak, utanma ve arlanmayı bilmeyen oğlanı iyice haşladı. Andız Süleyman’ın yalandan ağzından pis kokular geliyordu. Kadın birden celallenerek bu gülünç giyimli oğluna bağırdı. “Ulan serseri! Ağzını temizle gel. Yoksa bir daha bu sofrayı ve evi rüyanda görürsün” dedi.

Algın oğlan terbiyesizin birisi idi. Bu bayır turpu gibi kaba, yırtık oğlan kendisini ibraya çalışıyordu. Andız Süleyman larpadan ayağa kalktı. Güzeller güzeli Suna geline açtı ağzını, yumdu gözünü. Sanki dürmeleri Suna gelin yemişti. Bu kadar muammanın arasında Çilli Veli eşeğinin palanını taktı. Heybesini üzerine attı. Eşeğin ayakları da yeni kayar edilmişti. Aç kalarak acırga yemişe dönen Çilli Veli eşeği ile birlikte hızlı bir şekilde uzaklaştı. Köylerinden uzak bir köye vardı. Orada fırın vardı. Fırından, has ince undan yapılmış bir fırancala aldı. Satış yapacağı köye gelirken bağlara uğrayıp biraz parmak ve dilmit üzümü arakladı. Fırancala fırından yeni çıkmıştı. Ekmekten sürekli buhar çıkıyordu. Üzüm ile ekmeğe döşendi. Ağzını sildikten sonra köyün ortasında bir yere heybesini indirdi.

Oradaki insanlar Çilli Veli’nin çerçilik yaptığını ve iyi mallar sattığını biliyorlardı. Birden doluştular. Zaman çok geçmedi. Bütün mallarını sattı. Hepsinden parasını peşin alarak cebine indirdi. Yalnız orada sürekli müşterisi olan aşüfte bir kadın vardı. Ondan sattığı malzemelerin bedelini almadı. Kadın giderken etrafına seyretti. Kimsecikler yoktu. Bacağına tuman giymiş yelloz kadın eli ile bir buse gönderdi.

Süfli, yelloz kadın tatlı dille konuşan çok dilbaz birisi idi. Çilli Veli’nin bu köye gelip sık sık malzeme satmasının sebebi şimdi anlaşılmıştı. Veli görevini yerine getirmenin rahatlığı ile köyüne döndü. Ayşe kadın koyunlardan alınan yünleri kirmen ile eğiriyor, kışın üşümesin diyerek, herifine çorap ve kazak örmeye çalışıyordu. Çorap ve kazağın yapılmasına da büyük ihtimam gösteriyordu. Herifinin geldiğini gören Ayşe kadın hemen gelini Suna’yı çağırdı. Şimdiye kadar gelinine hiç ekşi yüz göstermemişti. Nasıl olurdu kendilerine hizmet eden herifinin yemeği hazırlanmazdı? Gelinin canını acıtmak için sıra bekliyordu. Suna gelin, kayın validesi Ayşe avradın bu çıkışını itidal ile karşıladı. Kafasını sallayarak, “Bu işin içinde mutlaka bilinmeyen bir sebep vardır” diyerek dövündü.

İşine bağlı, vazifeşinas Ayşe kadın ile gelini, kusursuz, Çilli Veli’nin yemeğini hazırladılar. Yemekte neler yoktu ki? Veli yemeği hiç görmüyordu. Ayakta düşünceli bir şekilde gidip gelerek volta vuruyordu. Aklında yılışık, sırıtan, yapışkan, pis, bulaşık, yelloz kadın kalmıştı.

Gelen siniye bir tekme savurdu. Yüzünü ekşitti. Çehre astı. Göğsü kalaycı körüğü gibi kalkıp iniyordu. Yelloz kadın kendisine duyulan sevgi yüzünden gönül maskarası yapmıştı. Her nedense Çilli Veli aşırı öfkelenerek burnundan soluyordu. Ayşe kadın ile Suna gelin katır tepmişe döndüler. Çilli Veli’ye bir şeyler olmuştu. İçi daralıyor, heyheyleri tutuyor, sinir buhranı geçiriyordu. Artık Ayşe avradı iplemiyordu. Hâlbuki yaptığı bütün işleri kadına sorar, onun fikirlerine hürmet ederdi. Artık kadına saygı göstermiyor, bütün saygı ve sevgisini ayaklar altına alıyordu. Çilli Veli bir anda sebepsiz korkulara kapıldı. Vehimlendi. İçi daraldı, çıkıp dışarılarda bağırıp, çağırmak istiyordu. Artık zorbalığı iyice artmış, bıyığı balta kesmiyordu. Ayşe kadın yatak odasına girdi. Gelini Suna’yı çağırdı. Dertlendi. Yıllardır emek verdiği herifi bir fırıldak mı çeviriyordu?

Ayşe kadın, herifinin sıkıntıları geçmiştir diyerek içeriden çıktı. Yanına yaklaştı. Bir kedi gibi mırıldanarak yalandı. Çenesinin altına sokuldu. Göğsünün üzerine yattı. Neden yapmasın? Çilli Veli’nin ilk göz ağrısı değil miydi? Nedendir bilinmez günlerdir uyku uyumayan Ayşe kadının içi geçti. Herifinin göğsünün üzerinde uyudu. Çilli Veli gıdıklanıyor, vücut bölgelerine dokunuldukça sinir tepkisi ile gülüyordu. Yavaşça kadının başını çul minderin üzerine koydu. Acele ederek Suna gelini çağırdı. İçerisine malzeme doldurulmuş heybeyi boz eşeğinin üzerine attı. Evde artık harıltılı, gürültülü it dirliği yaşanıyordu. Hatanın kendisinde olduğunu bir türlü kabul etmiyordu. Kin ve öfke ile geline eğri baktı. Göz patlatarak hemen evinden ayrıldı. Yine yelloz kadının köyüne vardı. Malzemeleri satıyordu. Etrafında etkisi olmayan kuru kalabalık vardı. Malzemeleri sattı. Biraz elinde kalan malzemeler için yine yelloz kadını bekliyordu. Kadın fıkır fıkır, cilveli ve oynak bir şekilde geldi. Gerdan kırdı. Yüzüne yılıştı. Cilve yaptı. Dangalak, kalın kafalı Çilli Veli, bu çapaklı murdar suratlı yelloz kadına nasılda kendisini kaptırmıştı?

Her şey yolunda gidiyordu. Çilli Veli yeteri kadar para kazanmış, arta kalan paralarda yelloz kadına gitse ne olur diyerek kendini avutuyordu. Kadına anlaşılmaz, dolambaçlı sözlerle gıcırtılı kelam ediyordu. Veli için işler oldukça yolunda gidiyordu. Bir iş yolunda değildi. Yaptığı deyyuslukları kimse bilmez diye fikir yoruyordu. Dışarı vurulmayan gizli din taşıyan barbata yapılı Kaba Osman, Çilli Veli’nin tüm yaptıklarını penceresinden gözetlemiş, fırsat kolluyordu. Veli işlerini tamamlamış, yılışık kadına eli ile bir buse daha gönderdikten sonra yola koyulmuştu.

Kadın her ne kadar yelloz ise de barbata yapılı Kaba Osman, Çilli Veli’nin yaptıklarını kabullenemiyordu. Kimseye gözükmeden Veli’nin önüne çıktı. İçinde dokunaklı anlam bulanan kinayeli sözler söyledi. Kaba Osman daha da ileri giderek; “Bak Veli! Seninle kavga edip, bela çıkarmak istemiyorum. Seni severim. Uyarıyorum. Fena durumlara düşüp, ateşlere yanmak istemiyorsan bir daha kendine çeki düzen ver” dedi.

Çilli Veli’nin bir anda fiyakası bozulmuştu. Bol atıyordu. Sattığı malzemelerle çulu düzeltmişti. Evinde ehli ırz avradı olduğu halde, neden böyle zamparalık yapıyordu kimse bilmiyordu. Veli’nin burnu kafdağında idi. Kaba Osman’ın sözlerini hiçe saydı. Evine geldi. Ayşe kadın yine eşine sadıktı. Çilli Veli’nin zırva sözlerine kafa yormuyordu. Veli şimdiye kadar ne kıtırlar atmıştı. Ayşe alışkındı. Yorgun herifine tumba döşek serdi. Rahat etsin diye. Ama Veli döşeği tekmeliyordu. Kadın ne kadar yalvardı ise Çilli Veli derdini bir türlü söylemiyordu. Üzüntüden mi nedendir? Veli sıraca illetinin er korkuncu olan Domuşbaşı hastalığına yakalandı. Ayşe kadın saçlarını ağ örerek gelini Suna ile birlikte yaralarını iyi ettiler.

Çilli Veli duramıyordu. Gece kimse görmeden yine eşeğini yükledi. Yelloz kadının olduğu köye vardı. Mallarını satıyordu. Kadını bekliyordu. Kaba Osman’ın söylediklerini kulak arkası etmişti. Veli malları satmış, ağzını şapırdatarak yelloz kadını beklerken, Kaba Osman tarafından ayartılan bir kaç zir zop adam doludizgin Veli’nin yanına geldiler. Hiçbir şey sormadan fışkının içerisine başını soktular herkesin gözünün önünde, sokak ortasında ayağındaki dona varıncaya kadar soydular. Veli’nin uzayıp giden, bir türlü sonuçlanmayan yılan hikâyesi sevdası, temekteki fışkının içerisine gömüldü. Kadın alacağını almıştı. Heybesini lime lime ettiler. Eşeğinin palanını soyarak bir çukura attılar. Zir zop adamlar daha öfkelerini alamamışlardı. Çilli Veli’yi kerpiç kesilen çamura belediler. Tekrar fışkının içerisine soktular. Sıra ile sopalar inip kalkıyordu.

Kaba Osman’ın adamları evlerinden kocaman bir urgan getirdiler. Veli’yi boz eşeğin üzerine sardılar. İki kıratlı adam, üzerinde Veli olduğu halde eşeği sürerek Veli’nin köyüne getirdiler. Köyün altına bıraktıktan sonra atlarını ılgara kendi köyüne doğru sürdüler. Veli’nin sesi bile çıkmıyordu. Köfteye çevirmişlerdi. Köyün altından geçen birkaç adam Veli’nin fecaat durumunu görerek evine haber bıraktılar. Oğlu Delişmen Süleyman, eşi Ayşe ve gelini Suna koşarak geldiler. Veli’nin hâlâ ağzından ve burnundan kanlar geliyordu. Zavallı kadın ve gelin oradaki insanların yüzüne bakmakta güçlük çekiyorlardı. Evlerin köşelerine sinmiş olan fesat cemiyetindeki insanlar Veli’nin ayıbını anlatarak fıkırdaşıp gülüşüyorlardı.

Utanç verici iş yapan Veli, kendisini kim veya kimlerin bu hale soktuğunu söyleyemedi. Yediği marizin üzerine bir bardak su içti. Ağzı sulanarak gittiği köyden, ağzının kanı ile döndü. Yenilen marizin kıymeti yoktu. Dilenci yırtıklığı ile bütün utanma sıkılmayı bırakmış olan kişiler dudak çatlatacak sözler söylüyorlardı. Akla uymayan sözde nedenlerle suç bulmaya çalışıp, öküzün altında buzağı arayan kişiler, Çilli Veli’yi gülünç duruma düşürerek maskaraya çevirdiler. Barbata Kaba Osman, Veli’nin yolunda giden gayri münasip işine çomak sokmuştu. Kaba Osman’ın iyi görmeyen tebeşire peynir bakışlı avradının söylediği sözler yenilir yutulur cinsten değildi. Çilli Veli alamayacağı hayvanın kuyruğunu tutmuştu. Ezilen yerlerine hardal lapası sardılar. İyi olması için çaba sarf ediyorlardı. Bir gün yatakta yatarken telaşla uyanan eşi Ayşe kadın, Çilli Veli’yi yanında bulamadı. Veli çok utanmış olacak ki uçurumdan atlayarak kalıbını dinlendirmeye gitmişti. Ayşe kadın, hâlâ eşi için dövünüyordu.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .