PAZARDAKİ YALANIN ZARARLARI

PAZARDAKİ YALANIN ZARARLARI

05.01.2016

KIRŞEHİR’DE benim eskileri hatırlattığım anılar insanların hafızlarında yıllardır anlatılır durur. Demek ki yazdıklarım insanlar okuyor, unutamıyor. Bugün Kırşehir’de yaşanan bir hikayeyle karşınızdayım. Tabi bu öykümde de şahısları küçük düşürmek, mirasçılarını rencide etmek için yazmıyordum ve yazmam da… Mustafa Çavuş, Halil köyünde kimseye zararı olmayan herkesçe sevilip sayılan bir kişidir. Tek geçimi olan çiftçilik ve hayvancılık […]

KIRŞEHİR’DE benim eskileri hatırlattığım anılar insanların hafızlarında yıllardır anlatılır durur. Demek ki yazdıklarım insanlar okuyor, unutamıyor.

Bugün Kırşehir’de yaşanan bir hikayeyle karşınızdayım. Tabi bu öykümde de şahısları küçük düşürmek, mirasçılarını rencide etmek için yazmıyordum ve yazmam da…
Mustafa Çavuş, Halil köyünde kimseye zararı olmayan herkesçe sevilip sayılan bir kişidir. Tek geçimi olan çiftçilik ve hayvancılık gibi fazla girdisi olmayan, sadece çocuklarının karnını doyuracak işlerle uğraşmıştır. Öyle malda, mülkte gözü yoktur. Kanaatkar bir kişidir. Herkes Almanya’ya işçi olarak gitmeye uğraşırken o kılını dahi kıpırdatmamıştır. Geçim ehlidir, dövüş, çekiş nedir bilmez biridir. Hanımı göğ kızla Almanya’ya giden kardeşi İhsan’ın hanımı bazen birbirlerine küserse pilav pişirip onları bir sofrada oturtup barıştıran alçak gönüllü yapıya sahipti.
Zamanla oğulları iş, güç sahibi olmuşlardı. Oğlu Duran okumayı yarıda kesmiş yıllarca şehirde bir halı, mobilya mağazasında çalışmış, ticaretin bütün meziyetlerini öğrenmişti. Askerden sonra eş dost yardımıyla köy okullarından birinde odacı olarak işe başlar, bir iftira ile (güya sol kitaplar onun eliyle dağıtılıyormuş) ekmeğinden olur. Suçsuzluğu sonradan anlaşılsa da bir daha işine başlayamaz. Gerek babasının yardımı, gerek kendi tırnağıyla kazandığı üç-beş kuruşla geçinmeye gayret eder. Bir arkadaşına yardım maksadıyla gidip gelmekte olduğu pazarlarda bu işi kendisinin de yapacağı kanısına varmıştır. Zaten yıllarca müşterilerle (halı mağazasında) haşır neşir olmuş, esnaflık ruhuna işlemişti.
Kendi kazancı, eşin dostun yardımı derken toplanan parayla Ankara, Kayseri toptancılarından alışverişini bir pazarcı arkadaşının hem kefilliğiyle, hem çeşit seçimindeki yardımıyla temin etmişti.
Biraz borçlandım diye daha çok gayretle işine sarılıyordu. Sabah çok erken kalkıp pazarlara gitmeye zaten alışkındı. Çeşidini dizmiş gittiği ilçelerin pazarlarında tanıdık pazarcılar kendisine bir tezgâhlık yer vermiş, işler iyi de gidiyordu.
Arabası olmadığından yakın köylüsü Horlalı Mustafa diğer pazarcıların olduğu gibi Duran’ın da eşyalarını taşıyor, yalnız ondan ücret almıyordu.
Mustafa’nın babası aslen Medetsiz köyünden olup Horla’da bir ağaya çiftçi durmuş, orda evlenip, yerleşmiş, oralı olmuştu. Horlalılar her köyde olduğu gibi önceleri onu yadırgasalar da zamanla kabullenmişlerdir. Mustafa iyi saz çalan, türkü söyleyen, ortaokulu, liseyi okumuş, giyimine kuşamına özen gösteren bir gençti. İşe falan girmemiş, nereden aklına geldi bilinmez birden kendisini pazarcı buluvermişti. Arabasına toptancılardan aldığı erkek-bayan giysisi, bunun yanında çorap çeşitlerini doldurur, pazar pazar gezerdi. Öyle her pazara gitmezdi. Belki uzaktaki pazarlar masrafı çıkarmayabilirdi.
Pazarcı arkadaşlarını ücret karşılığı arabasına mallarıyla birlikte karışık olarak doldurur, yolda trafik polisleri görüp ceza yazmasın diye camlarının boyasını arada tazelerdi. Bir gün pazara giderken bir virajda pusu kuran trafik polislerine yakalanmaktan kurtulamamış, bu kadar insanı arabanın içine doldurmanın suç olduğunu niye bilmiyorsun diyen polislere, “Bunlar insan değil, pazarcı” cevabıyla polisleri gülmekten kırıp geçirmişti.
Pazarlar genelde üç bölümden meydana gelir. Meyve-sebze satanlar, hayvansal yağ, peynir, yoğurt gibi ürünlerin yanında iğneden ipliğe, giyimden kuşama, hırdavattan plastik eşyaya, camdan yapılma ürünlerden ayakkabı terlik gibi ihtiyaçların satıldığı bölümlerden oluşur. Sabah evinden ve köyünden gelen müşteriler orada büyük bir kalabalığın oluşmasına neden olur. Pazarcı ve müşteri pazarlığının bağırtısına çığırtkanların sesi karışır, adeta kulakları tırmalayan gürültüler oluşur.
Pazara herkes ticaret ve alışveriş yapmaya gelir, ama bazıları da helalin dışında kazanca göz diker.
Cepçisi, hırsızı, düzenbazı, koluna beyaz bir bez dolayıp vatandaşın acıma duygusundan istifade edeni, kucağında çocukla merhamet dileyenin, yer kavgası karışır gider. Kimi emanet bıraktığı paketini kaybeder, kimisi kuşlara kader kısmet çektirir, kimisi boynuna doladığı kenger sakızını zorla satmaya çalışır, kimisi bir anlık dalgınlıkta tezgahtan boncuğunu çaldırır, bazıları paranın üstünü vermeyi unuturken, bazı açık gözlerde esnafı lafa tutup aldığının parasını vermeden kaytarırken pazar da günler böyle devam eder gider.
Duran’la Mustafa o gün çok erken kalkıp çadırlarını kurdular. Tezgâhlarına mallarını dizerken birbirlerine yardımcı oluyorlar, aynı zamanda da ağızlarına alelacele bir şeyler atıştırıyorlardı.
Eylül ayının sonlarıydı. Kimi çocuğuna defter, kitap, önlük alıyor, kimi bol gelen çorabı değiştiriyor, öbür tarafta kışlık kurutmalıklar, turşuluklar acele acele torbalara doluyordu.
Duran’la Mustafa tezgahları karşı karşıya olduğundan müşterisi az olan diğerine yardıma koşuyor, bozuk para sorunu pazarlarda çok olur. Birbirinin parasını bozmada kızmaca olmuyor, işleri öyle iyi ki birbirlerini takip etmeye, kafayı kaldırmaya fırsat bulamıyorlardı. Çeşidi az olana çok olan ödünç veriyor.
Genelde Mustafa eski pazarcı olduğundan her çeşide cevap verecek yeterli malı bulunuyordu. Bunun aksine Duran kıt geçindiğinden, maddiyaten zayıf ve az çeşidi olduğundan müşteriye satış yapmada zorlanıyordu. Elindeki malı olmazsa değişirim diye satıp paraya çeviriyor ertesi hafta değişmeye gelen müşteriyle ufak tefek ihtilafı oluyordu.
Müşteriyi, edi-büdü bahanelerle başından savıp ertesi hafta mal geleceği, çeşitleri çoğalacağı yalanlarıyla sepetlemeye çalışıyordu. Zaman zaman bu tartışmalara ister istemez kulak misafiri olan Mustafa, içten içe Duran’a kızıyorsa da durumunu bildiği için bunu ona belli etmemeye çalışıyordu.
Sabır sabır derken bir gün Mustafa “Duran yaptığın bence ayıp, müşteriye çok yalan atıyorsun, söylemeyim diyorum ama duramadım bir daha olmasın” der. Duran zaten durumundan memnun değil, ama ne yapsın, o da “MUSTAFA BENİM YALANIMIN SANA NE ZARARI VAR?” diye bildi.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .