Para hırsına kapılanlar!

Para hırsına kapılanlar!

19.10.2017

Hani Türkiye’nin en zengin işadamı Vehbi Koç’un bir zarf hikâyesi var. Rivayete göre, Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç’a ölümünden kısa bir süre önce 2 adet zarf bırakır ve “Bunlardan birisini ben öldüğümde, diğerini ise defin edildikten sonra açmanı istiyorum” der. 25 Şubat 1996’da Vehbi Koç vefat eder. Rahmi Koç, babasının vermiş olduğu ilk zarfı açar […]

Hani Türkiye’nin en zengin işadamı Vehbi Koç’un bir zarf hikâyesi var.
Rivayete göre, Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç’a ölümünden kısa bir süre önce 2 adet zarf bırakır ve “Bunlardan birisini ben öldüğümde, diğerini ise defin edildikten sonra açmanı istiyorum” der.
25 Şubat 1996’da Vehbi Koç vefat eder. Rahmi Koç, babasının vermiş olduğu ilk zarfı açar ve şöyle bir not görür:
“Evlâdım! Söyle beni çoraplarım ile gömsünler.”
Rahmi Koç, cenazeyi yıkayan imama durumu söyler, fakat böyle bir şeyin dinen uygun olmadığı cevabını alır.
Bunun üzerine Rahmi Koç durumu müftüye iletir. Fakat müftüden de mümkün olmadığı yönünde cevap alır.
Mecburen vasiyetten vazgeçen Rahmi Koç, babasının defin işlemleri tamamlandıktan sonra ikinci zarfı açar.
Zarfta şöyle yazmaktadır:
“Bak oğlum, ahirete bir çift çorap bile götüremedim.”
Belki de Vehbi Koç, oğlu Rahmi’ye şunu anlatmak istemiştir, “Bak oğlum ben zenginim, ama hiçbir şey götüremiyorum. Sen de götüremeyeceksin ona göre…”
Evet işte böyle…
Hiçbirimiz öldüğümüzde öbür dünyaya bir şey götüremeyeceğiz. O halde bunun bilinci içinde hareket etmek gerekmiyor mu?
“Ne verirsen elinle, o gider seninle” diyen atalarımızın bu sözüne uygun yaşaşacak, çevremizdeki fakir ve kimsesizleri sevindirsek olmaz mı?
Ama ne gezer, bencillik ve tamahkârlık insanların gözünü karartmış, mal, mülk, para, servet sahibi olmak için kırıyor, döküyor, üç kuruşluk menfaat için kırk takla atıyor!
Geçmişte kendisine, çocuklarına destek olanları unutuyor, inkâr edebiliyor.
Adamın bir ayağı çukurda ama, hala para-mal-mülk hırsı içinde!
Yalan, dolan, inkâr, riya diz boyu!
Şöyle Kırşehir’de çevrenize bir bakın, bu tip mal-mülk-para sevdalılarını göreceksiniz ki!
Neye yarar ki?
Yukarıdaki hikâye bilmem bu tipleri kendine getirir mi?
Ben sanmıyorum, çünkü hırs, para, mal, mülk gözlerini bürümüş, kanser gibi tüm hücrelerini sarmış, gerçekleri görmezden, kendilerine söylenenleri duymazdan geliyorlar, gözlerini yumup, öbür dünyaya göçene kadar da öyle devam edecekler!
O halde bildiklerini yapmaya devam etsinler!
İşte önceki gün şehrimiz Yenice Mahallesi’nde hemşehrimiz İsmet Yapıcı’nın öncülüğünde yaptırılan Hamidiye Camii’ne gittim. İsmet ağbi bu caminin yapılması için büyük uğraşlar verdiğini ve hiç kimseden para toplamadığını söylerken, bir yaşlı kadının kendisine geldiğini ve hiçbir talepte bulunmamasına rağmen 110 bin lira bağışta bulunduğunu anlatırken, “Şöyle yaşlı ablama bir baktım, hiç zengin ve varlıklı hali yoktu. Ama gönlünün zengin olduğunu gösterdi. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır” diyordu.
İşte mal-mülk zenginliği değil, insanların gönül zenginliği her şeyin önüne geçiyor böyle.
Hazreti Mevlana’nın şu söze ne kadar anlamlı değil mi?
“Ne insanlar gördüm üstlerinde elbise yok, ne elbiseler gördüm içlerinde insan yok. “
Hayatımızda her şeyin para olmadığını, bazı değerlerin parayla satın alınamayacağını herkes biliyor, ama hiç kimse de bunu değiştirmek için bir çaba harcamıyor.
Kırşehir’de milyonlarca lira paranız olabilir, yüzlerce eviniz, arsanız, apartmanınız, işyeriniz olabilir. Ama gönlünüz zengin değilse, fakir-fukarayı gözetmiyor, hayır hasenet bilmiyorsanız mal-mülk zenginliğiniz boşunadır.
Bazen Kırşehir’de böyle zengin dost ve arkadaşlarıma takılırım, “24 saat para sayıyorsunuz. Tapu üstüne tapu koyuyorsunuz. Yorulmadan mı para saymaktan!” diyorum, gülüyor, inkâr ediyor.
Sonra bir başka gün kendisi anlatıyor, “şurda arsa aldım, şurda dükkân!” diyor!
Ne diyelim Allah daha çok versin!..
İşte böyle çok zengin olup parasının, pulunun hesabını bilmeyen insanların bazı durumlarda bu servetinin hiçbir işe yaramadığını görebiliriz.
Nice zengin varlıklı insanların paralarının onları kurtarmadığını, bir hastalıkla yatağa düşüp, parasını ve malını yiyemediklerini bilmem hatırlatmaya gerek var mı?
Para hırsı, kazanma hırsı her insanın içinde mutlaka vardır. Ne kadar çok kazanırsa biraz daha fazlası olması için uğraşır. Sonu yok!
Şurası da bir gerçek ki günümüz şartlarında para güç simgesidir, adamlık göstergesidir! Aslında simge değil, gücün ta kendisidir…
Mutluluk, sağlık, hanımefendilik, beyefendilik gibi manevi değerler ne kadar varlığın olursa olsun kazanamayacağımızı bilmemiz gerekir…
Bizim bizden sonrasına bırakabileceğimiz en güzel miras adamlığımız, ve gösterdiğimiz insani değerlerimizdir.
Çocuklarınıza çok varlık, mal, mülk bırakabilirsiniz, fakat her şey para, her şey maddiyat değildir hayatta..
Tabi gerçekler bazen öyle olmuyor. Toplumumuzda ne yazık ki insanlar birbirlerini parasına göre değerlendiriyor, ne kadar paran varsa, o kadar adamsın ne yazık ki!..
“Ne kadar paran varsa, o kadar adamsın, eğer paran yok ise adam değilsin!” diyorlar ya, maalesef paran varsa, adalet var, saygı var, güzellik var, insanca yaşamak var, adamlık var!
Yok mu?
Bir şey yok!
Evlenip yuva kuramaz, iş kuramaz, iş bulamazsın.
Çünkü işi ve parası olmayana bu haklar yok!
Oysa hayat böyle olmamalı.
Para, günümüzde her ayıbı örtüyor, adam olmayanları adam yapıyor ne yazık ki!..
Oysa para her şey değildir. Önemli olan paranın en hayırlı harcanması ve manevi değerleridir.
Maalesef günümüzde parayı güç olarak benimseten bir sistemin içindeyiz.
Umarız bu sisteme fazla kaptırmadan gerçekler daha erken görebiliriz.

Biraz da gülelim!
Beş kuruş

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam.
Nasrettin Hoca sormuş:
– Ne cüretle vuruyorsun!..
– Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.
– Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!
Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış:
– Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa, kabul eder misin?
Nasrettin Hoca ısrar etmiş:
– Olmaz, mahkeme yapılsın.
Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp kararını vermiş:
– Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!..
Nasrettin Hoca, para almaya giden genç adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş. Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasrettin Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki:
– Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememem, gelirse söyle ona; 5 kuruşu sana versin!..

***

HİÇ SEVMEM

– Sürekli dedikodu yapıp, onun bunun hakkında konuşup, sonra dedikodusunu yaptığıyla sarmaş dolaş gezip, yılışanları…
*
– Arkadaş ve dostuz deyip, kuyu kazanları…
*
– Sürekli paradan konuşan, parayla yatıp, parayla kalkanları…
*
– Her akşam kafayı çekip, dinden imandan bahsedenleri…
*
-Hak-hukuk, adalet deyip, haksızlık, hırsızlık yapıp, toplumun kendine ne söylediklerini duymazdan gelenleri…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .