Onların dostluğu kim bilir Romeo-Juliet gibiydi!..

Onların dostluğu kim bilir Romeo-Juliet gibiydi!..

25.05.2015

KIRŞEHİRLİ büyük siyasetçi Osman Bölükbaşı’dan dinlemiştim. Devrin iki ayrı ruhtaki ve iki zıt görüşteki yazar-şair Necip Fazıl Kısakürek ile Nazım Hikmet’in mücadelelerini… Her devirde iktidar yanlısı gazeteciler ile karşı taraftan mücadele verenleri bugün dahi görmek bizi yanıltmıyor. Necip Fazıl, “Cenazeme çiçek ve bando-mızıka gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malûm. […]

KIRŞEHİRLİ büyük siyasetçi Osman Bölükbaşı’dan dinlemiştim.
Devrin iki ayrı ruhtaki ve iki zıt görüşteki yazar-şair Necip Fazıl Kısakürek ile Nazım Hikmet’in mücadelelerini…
Her devirde iktidar yanlısı gazeteciler ile karşı taraftan mücadele verenleri bugün dahi görmek bizi yanıltmıyor.
Necip Fazıl, “Cenazeme çiçek ve bando-mızıka gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malûm. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malûm. Çiçekler çamura ve bando yüz geri koğuşuna…”
Necip Fazıl’ın “Çile” şiirindeki şu şatırlar vasiyetini teyit eder niteliktedir:
“Son günüm olmasın çelengim, top arabam
Beni alıp götürsün inanmış tam dört adam”
Bundan tam 111 yıl önce 26 Mayıs 1904 tarihinde doğan Necip Fazıl Kısakürek’in vasiyetindeki bu cümlelerle şaşırmamak lâzım aslında.
Said-i Nursi’ye yakınlığı ve İsmet İnönü’ye yaptığı muhalefet nedeniyle çıkardığı Büyük Ortadoğu Dergisi 16 kez kapanan, aylarca hapis yatan, üstadı zaten hiç kimse o merasimde top-tüfek sesleri arasında defnetmeyi aklına getirmemişti. Çünkü ünlü şairin hayatı, kavgalar, hapishaneler arasında geçmişti.
Tıpkı çağdaşı Nazım Hikmet gibi…
Biri sağın, diğeri solun iki kahramanı zaman zaman birbirlerine pençelerini gösterseler de aralarında adı konmamış bir saygı varmıştı.
Nazım Hikmet, İstanbul’da Sultan Ahmet Cezaevi’nde yatarken Necip Fazıl Kısakürek onu ziyarete gitmiş ve şöyle demiş:
“Benim rejimimde olsak seni asardım Nazım. Fakat bu hiçlik rejiminde fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmesinden müteessir oldum, onun için ziyaretine geldim.”
Nazım da, Osman Bölükbaşı gibi durur mu, bu lafın altında kalmamış, cevabını yapıştırmış:
“Benim rejimim başta olsa ben de seni asardım. Sonra da darağacının başında oturur ağlardım. Bil ki bu soylu tarafının daima takdircisi kalacağım.”
Necip Fazıl, yine bir röportajında kendisine Nazım ile ilgili bir soru soran muhabire sinirlenip şu cevabı vermiş:
“Yahu sen ne diyorsun, ben sağcıymışım da, Nazım solcuymuş da, yok daha neler neler… Ulan hıyar, biz Nazım’la bütün gün siyaset tartışır, akşam olunca da Beyoğlu’nda kafamız bir alem, kız tavlardık be!”
Fakat sanmayın ki hep böyle tatlı-sert yürüdü gitti işler.
Aralarındaki çatışmanın doruğa vardı günlerde Necip Fazıl, şöyle seslenmiş Nazım’a:
“Nazım Hikmet!
“Nafile çabalıyorsun.
“Sana kızmıyorum, kızmayacağım.
“Hiçbir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklayan kanserliye, hiçbir gardiyan parmaklığın içinden kendisine ‘deli’ diye bağıran çılgına, hiçbir hâkim darağacı önünde kendisine küfürler savuran mahkûma kızamaz (…..). İşte açıkça söylüyorum: Ben senin kabûsun, geceleri uykularına giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanım. Sana acıyorum. Fakat elimden ne gelir?”
Tabi ki Nazım’dan cevap gecikmez.
“Sevgili Necip, ismin temiz demek, Necip temiz demektir, benden iyi bilirsin… Necip’i necis (pis) yapma. Sen en cihanşumul (evrensel) eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolaşırken vermiş bir şairsin, cebin para dolacak diye ruhun pare pare olmasın.
“Bilirim kalemin kıvraktır, lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kâğıda. Bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin Seddi’ni, o lisanı mücerret dilinle Bab-ı Ali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.”
Türk siyasetinde Bölükbaşı-Bayar, Bölükbaşı-Menderes, Bölükbaşı-İnönü ne siyasi mücadeleler vermişlerdi.
Örneğin Bölükbaşı-İnönü arasında siyasi mücadeleler unutulacak cinsten değildi. Ama dostlukları halâ anlatılır, söylenir. Nerde böyle yiğit adamlar, yiğit siyasetçiler…
Bölükbaşı sohbetlerinde bizim dostluğumuz “Romeo-Juliet aşkı gibiydi.” Yani kavuşamamış aşıkların bir hikayesi olduğunu vurgulardı.
Bunu ister siyasi olarak iktidara gelememiş bir aşkın bitmez tükenmez heyecanı, ya da rakipleri için kullansın.
Necip Fazıl da, Nazım da, nice siyasetçiler geldi geçti bu dünyadan… Mekanları cennet olsun. Taban tabana zıt görüşteki Necip Fazıl’la, Nazım, bu usta iki şairin birbirlerine duyduğu derin saygı da bugünün siyaset arenasının sığ aktörlerine bir ders olsun.
Gelin yine onların mısralarıyla noktalayalım yazımızı…
“Ne kervan kaldı, ne at hepsi silinip gitti
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.”



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .