KENAN EVREN’İN 12 EYLÜL DARBESİYLE GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

KENAN EVREN’İN 12 EYLÜL DARBESİYLE GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

18.05.2015

KENAN EVREN’İN 12 EYLÜL DARBESİYLE GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ 12 Eylûl 1980 darbesi öncesinin son Genelkurmay Başkanı, darbe sonrasının Devlet Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 7’nci Cumhurbaşkanı Em. Org. Kenan Evren’in hem de seçim sath-ı mâilinde olduğumuz bu günlerde ölümüyle Türkiye bir kere daha onun baş mimarı olduğu darbeye odaklandı. Oysa ben yaklaşan 27 Mayıs 1960 ihtilâlini […]

KENAN EVREN’İN 12 EYLÜL DARBESİYLE GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

12 Eylûl 1980 darbesi öncesinin son Genelkurmay Başkanı, darbe sonrasının Devlet Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 7’nci Cumhurbaşkanı Em. Org. Kenan Evren’in hem de seçim sath-ı mâilinde olduğumuz bu günlerde ölümüyle Türkiye bir kere daha onun baş mimarı olduğu darbeye odaklandı. Oysa ben yaklaşan 27 Mayıs 1960 ihtilâlini Kırşehirli gazeteci gözüyle bir kere daha “Kırşehir Çiğdem” sütunlarında ele almak, o günleri öncesi ve sonrasıyla genç kuşaklara ve yakın tarihi bilmeyenlere anlatmak, Kırşehir’i ilçeliğe mahkûm eden, sonra da kolu kanadı budanmış olarak Kırşehir’e sözüm ona haklarını iade eden Demokrat Parti iktidarını kendimce yeniden yargılamak istiyordum. Darbe cuntasından geriye bir tek eski Hava Kuvvetleri Komutanı Em. Org. Tahsin Şahinkaya kaldı. Onun da ölümüyle 12 Eylûl’ü yapan beş darbeci orgeneralden hayatta kimse kalmayacak.

Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin ülkeyi kaosa sürükleyen darbeler ve darbe girişimleri 55 yıl önce gerçekleştirilen 27 Mayıs 1960 ihtilâliyle başlamıştı. 27 Mayıs öncesinde Kırşehir’de yaşananlar, Demokrat Parti iktidarının Kırşehirlilere reva gördüğü görülmemiş zulümler sözde demokrasiyle yönetilen ülkemiz için yüz karasıdır. 27 Mayıs’ı şimdilik bir tarafa bırakıp Kenan Evren’in ölümüyle güncelleşen 12 Eylûl darbesi üzerinde durmak istiyorum. Önce darbenin geride bıraktığı acı bilânçoya göz atalım:

İşte, 12 Eylûl darbesinin acı bilânçosu

Gözaltına alınanlar: 650.000 Fişlenenler: 1.683.000 Açılan dâva sayısı: 210.000 Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.000 Bunlardan 141-142-163. maddelere göre yargılananlar: 71.500 Sivil mahkemelerde açılan dâvalar (1980-88): 9.508 Yargılanan “örgüt üyesi”: 98.404 Hüküm giyen “örgüt üyesi”: 21.764 “Yurda dön” çağrısı yapılanlar: 29.000 Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000 Pasaport verilmeyenler: 388.000 Faaliyetten men edilen dernek: 23.700 Toplam 644 cezaevindeki hükümlü-tutuklu: 52.000 (1990’da kalanlar) Eceliyle ölenler: 229 Kuşkulu ölümler: 144 Açlık grevinde ölenler: 14 Kaçarken vurulanlar: 16 “Çatışma”da öldürülenler: 74 Doğal ölüm raporu verilenler: 73 “İntihar” ettiği bildirilenler: 43 “Nedeni belirsiz” ölümler: 2 İşkence sonucu öldürülenler: 171 Açılan işkence soruşturma veya dâvası: 9.962 (1982-1988 arası) İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlileri: 544 1981 yılı Nisan-Mayıs aylarında ödüllendirilen güvenlik görevlileri: 1.002 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na göre yapılan işlemler: 18.525 Hakkında işlem yapılanlar: Memurlar 7.245, öğretmenler 3.854, güvenlik görevlileri 988, din görevlileri 266, öğretim görevlileri 120, mülkî âmirler 35, hâkimler ve savcılar 47 Bölge dışına sürülenler: 7.233 Görevlerine son verilenler: 4.891.

517 ölüm cezasından 50’si infaz edildi

Geride yüzlerce ölü ve acı bırakan 12 Eylûl’ün bilânçosu bitecek gibi değil. Devam ediyoruz: Cezaevlerindeki gazetecilerin aldıkları ceza toplamı: 3.315 yıl, 3 ay İstanbul gazetelerinin yayın yapamadıkları gün sayısı: 300 gün Gazetecilere istenilen hapis cezası: 4.000 yıl Cezaevlerindeki gazeteciler: 31 Polisçe aranan gıyabî tutuklu gazeteciler: 13 Silâhlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3 Yalnızca 1989’da 16 günlük gazeteye açılan dâvaların sayısı: 394 Tazminat dâvalarının sayısı: 211 İstenilen tazminat miktarı: 12 milyar 848 milyon lira Yakılarak yok edilen gazete, dergi, kitap: 39 ton Yok edilmek üzere depolarda bekleyen yayın: 40 ton Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151 Yasaklanan yayın sayısı: 927 Yasaklanan film sayısı: 927 1980-1985 yılları arasında verilen cezalar: 22.912 kişiye 0-1 yıl, 10.784 kişiye 1-5 yıl, 6.186 kişiye 5-10 yıl, 2.396 kişiye 10-20 yıl, 939 kişiye 20 yılın üzerinde, 630 kişiye müebbet hapis, 517 kişiye ölüm cezası Haklarında idam cezası istenenler: 7.000 Ölüm cezası verilenler: 517 Askerî Yargıtay’ın onayladığı idam cezası: 124 Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü: 259 İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkûmu 18, infaz edilen sağ görüşlü idam mahkûmu 8, infaz edilen yabancı (Ermeni) 1, infaz edilen adlî suçlu 23, infaz edilen toplam idam cezası 50.

Yeri gelmişken Kenan Evren’in 17 yaşında astırdığı devrimci Erdal Eren’in annesinin Kırşehirli olduğunu da belirtelim. Adalet Bakanlığı’ndan alınan bu bilgiler TBMM arşivlerinde de mevcuttur. Gerçek durumun rakamsal ifadesi çok daha yüksektir. Darbe ile birlikte kapatılan partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve yine tüm bu kuruluşların gözetime alınan, sorgulanan, siyaset yasakları getirilen başkanları, yönetim kurulu üyeleri ile ilgili rakamlar eklenmemiştir.

30 Ağustos Zafer Bayramı’ndaki etnik yürüyüş

Ülkeyi 12 Eylûl 1980 darbesine götüren olaylar Kırşehir’de resmen dört yıl öncesinden başlamıştı. 1976 yılının 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda “Faşizmi ve Pahalılığı Protesto Yürüyüşü” adı altında yapılan yürüyüşle anarşi tırmanışa geçti. Bu tarihte mitinge katılanlar -ki çoğunluğunu dışarıdan otobüslerle getirilen solcu gençler oluşturuyordu- Askerlik Şubesi önünden hareketle Ankara Caddesi’nden şehre doğru yürüyüşe geçmişler, hükûmet binası önüne yaklaştıklarında koyunlarında sakladıkları “Kürdara azadi”, yani “Kürtlere özgürlük” yazılı bez afişleri ve pankartları çıkarıp başları üzerinde yükselterek ve de hükûmet binasının pencerelerinden kendilerini izleyen Vali Mehmet Emin Dündar’la aynı binada görev yapan İl Jandarma Komutanı’na, Emniyet Müdürü’ne ve diğer müdür ve memurlara doğru sallayarak devlete kafa tutarcasına asıl niyetlerini ortaya koymuşlardı. Yürüyüşten dokuz gün sonra Emekli Albay Refik Soykut sahibi ve yazı işleri müdürü olduğum “Kırşehir Haber” gazetesinin 7 Eylûl 1976 tarihli sayısında yürüyüşe katılanların davranışlarını, 30 Ağustos gibi son derece anlamlı ve kutsal bir bayramda yürüyüşe izin vermekten çekinmeyen Vali Mehmet Emin Dündar’ı eleştirmiş, siyasî partileri ve diğer kuruluşları kınama bildirileri yayınlamaya çağırmış, bu arada yürüyüşçüler arasında kız kardeşinin bulunduğu söylenen bir milletvekilini de açıklamaya davet etmişti. Ancak yürüyüşü ne kimse kınadı, ne de milletvekili bir açıklama yaptı.

Üniversiteli Ahmet Deveci’nin ölümü anarşinin fitilini ateşledi

Fransa’daki bütün dünyayı etkileyen öğrenci hareketleri yıllar sonra Kırşehir’de etnik gösteriye dönmüş, ilk kurbanını da yine 1976’da Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde okuyan Değirmenkaşı (Hıralı) köyünden Ahmet Deveci’yle vermişti. Hürriyet gazetesinin Kırşehir muhabiri olarak bağlı olduğum Kayseri bürosu muhabirlerinden İsmail Sabah’ın Kırşehir’den geçerken Özbağ’da ârıza yapan otomobilini eski Sanayi Çarşısı’nda tamir ettirdiğimiz sırada Postane karşısında yine olaylar olmuş, çıkan kargaşada Ahmet Deveci kim vurduya giderek hayatını kaybetmişti. Ölümü legal ve illegal örgütlere iyi bir malzeme olan Ahmet Deveci’nin yürüyüşlerde taşınmak üzere büyük boyda bastırılmış posterini o günlerin anısı olarak kırk yıldır saklıyorum.

Ahmet Deveci’nin öldürülmesini protesto etmek için “Ahmetler ölmez” sloganıyla düzenlenen yürüyüşlerden birinde okunan şu slogan-şiir o günlerin atmosferini yansıtması açısından ilginç ve ibret vericidir:

Gün doğdu, hep uyandık / Siperlere dayandık / Bağımsızlık uğruna al kanlara boyandık / Yolumuz devrim yolu / Gelin gardaşlar, gelin / Yurdumuza faşist dolmuş / Vurun kardaşlar, vurun / İşçi, köylü hep hazırız bozuk düzene karşı / Halk savaşı vereceğiz emperyalizme karşı / Yolumuz devrim yolu / Gelin gardaşlar, gelin / Yurdumuza faşist dolmuş / Vurun gardaşlar, vurun”.

12 Eylûl öncesi Kırşehir’de dışarıdan yönlendirmelerle birer anarşi yuvasına dönmüş eğitim kurumlarının başında Eğitim Enstitüsü ve Sağlık Koleji geliyordu. Tabiî anarşist hareketlerin arkasında da siyasî güç olarak CHP’de kümelenmiş her fraksiyondan solcular vardı.

Marksist-Leninist solcular ülkücüleri yıldırmak için ellerinden geleni yaptılar. Sol görüşlü aileler ülkücülerden o kadar korkar duruma gelmişlerdi ki Terme Caddesi’ndeki Hukukçular Apartmanı’nda sol görüşlü komşularımız bile herhangi bir baskın olasılığına karşı can korkusundan kapılarındaki isim levhalarını bile sökmüşlerdi.

12 Eylûl’le ilgili klasör dolusu belgelerin arasında Sağlık Koleji’nde yaşananlarla ilgili belgeler ağırlıktadır. Özellikle yoksul ve kimsesiz kız çocukların kısa yoldan meslek sahibi olarak hayata atılmak için tercih ettikleri bu okulda öğrenciler üzerinde kurulan ideolojik tezgâhlar ürkütücü boyutlara varmıştı. Fırsat buldukça arşivimdeki o belgeleri karıştırırken hâlâ ürperirim.

Sağlık Koleji’nde yaşananları yazınca tutuklandım

12 Eylûl’den sonra Sağlık Koleji Müdürlüğü’nden alınarak Afyon’a sürülen müdürün Danıştay kararıyla göreve dönmesi ve öğrencileri toplayıp “Kaldığımız yerden aynen devam edeceğiz” şeklinde konuşma yapması üzerine yayınladığım “Kılıçözü” gazetesinde 27 Şubat 1981 günü “Suçlu, Ayağa Kalk! Bir Müdür – Bir Tablo” başlığıyla bir yazı yazmış ve müdüre karşı tepkimi ortaya koymuştum.

Bu yazım ordunun 12 Eylûl müdahalesiyle hevesleri kursaklarında kalmış azgın solcuları çileden çıkartmıştı. Sol görüşlü bir savcı yardımcısının da onlara katılmasıyla 13 Mart 1981 günü “Adliye’nin mânevî şahsiyetini tahkir ve tezyif ve kamu görevlilerine basın yoluyla hakaret ve tehdit”ten kamu dâvası açılması istemiyle çıkarıldığım Sulh Ceza Mahkemesi’nce tutuklandım, ancak itirazım üzerine üç gün sonra serbest bırakıldım. Zaten hakkımda dâva açılabilmesi için Adalet Bakanlığı Cumhuriyet Savcılığı’na gerekli izni vermemişti. Tutuklu iken itiraz dilekçemin hazırlanmasında okul arkadaşım Avukat Muzaffer Önen’in kardeşim Faruk Yastıman’la birlikte ve gösterdiği üstün gayreti unutamam. Önen’i rahmetle anıyorum.

Darbeden 13 yıl sonra Kırşehir’de patlatılan saatli bombalar

Kırşehir’de 1976’daki Zafer Bayramı’nda “Faşizmi ve Pahalılığı Protesto Yürüyüşü” ile başlayan eylemler sonunda etnik terörizme dönüşmüş, darbeden 13 yıl sonra 1993 ve 1994 yıllarında art arda patlatılan saatli bombalarla Kırşehir bir kere daha sarsılmıştı. Yasa dışı bölücü ve bölgeci terör örgütüne yönelik olarak yürütülen istihbarat çalışmaları sonucunda Kırşehir ve Ankara İl Emniyet Müdürlüklerince müştereken düzenlenen operasyonlarda örgütsel faaliyetler ve silâhlı eylemlerde bulunmak üzere bölgeye gönderilmiş olan terör örgütünün sözde “Orta Anadolu Eyâleti” (Ankara-Yozgat-Kırşehir-Konya-Kırıkkale-Kayseri illeri) sorumlusu “Hoca” kod adlı İbrahim H. A. (Kaman Endüstri Meslek Lisesi’nde Almanca öğretmeni), koordinatör “Doktor Kemal” kod adlı İ. A., aynı eylem grubunda yer alan teröristlerden Kırşehir Barosu’na kayıtlı bir bayan avukat, herkesin tahmin edebileceği bir partinin örgüte yardım ve yataklık yapan Kırşehir Belediye Başkan adayının da aralarında bulundukları 11 kişi yakalanarak adalete teslim edilmişlerdi. Örgüt militanlarının Kırşehir’de gerçekleştirdikleri ses getiren eylemler de şöyle sıralanmıştı: 29 Eylûl 1993’te Adliye binasına saatli bomba konulması, 1 Ekim 1993’te Emlâk Bankası’na saatli bomba konulması, 14 Ekim 1993’te Vilâyet binasında iki ayrı yere saatli bomba konulması, 24 Ocak 1994 tarihinde Adliye Lojmanı’na iki saatli bomba konulması.

12 Eylûl darbesi ülkeyi uçurumdan kurtardı, fakat…

12 Eylûl konusunu şimdilik bitirirken şu kadarını belirteyim ki Kenan Evren’in önderliğindeki darbeyle Türkiye korkunç bir uçurumun kenarından dönmüştür. 12 Eylûl cuntasının Temsilciler Meclisi’ne hazırlattığı anayasayı şimdi beğenmeyip gayrimeşru olarak niteleyenler o günlerde ihtilâlcilere alkış tutmuşlardı. 12 Eylûl sabahı uyanan masum vatandaşlar olayların bıçakla kesilmiş olduğunu görünce derin bir nefes almışlardı ve bunu da Kenan Evren’e borçluydular. Kenan Evren’in bilerek, ya da bilmeyerek yaptığı büyük hatalar yok mudur? Yazımızın başında verdiğimiz bilânço darbeden kaynaklanan hataların özetidir. Ayrıca ülkeyi komünizmden kurtaracağım derken Amerika ve Batı emperyalizmine teslim etmiş, PKK ve irtica konularında da yanlış adımlar atmıştır. Hiçbir şey 12 Eylûl’le başlayan ve Turgut Özal dönemiyle devam eden darbe döneminde yaşanan ölümleri, acıları, insanlık dışı işkenceleri affettiremez. Allah Türk milletine o günleri bir daha yaşatmasın.   

 



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .