OKUMABİLMEK

OKUMABİLMEK

31.10.2015

KIRŞEHİR tarih ve kültür şehri. Okuma-yazma oranının yüksek olduğu, eğitimde başarılı olan iller arasında olan bir şehir. Kırşehir böyle kültür şehri ama ne yazık ki son yıllarda Türkiye’de giderek eğitimde yaşanan olumsuzluklar, beraberinde kültürümüzün de yozlaşmasına neden oluyor. İnsanlar artık kitap okumuyor, gazete ya da dergi okumaktan uzaklaşıyor Oysa okumayı bilmek, ele geçirilen bir kitabı, […]

KIRŞEHİR tarih ve kültür şehri. Okuma-yazma oranının yüksek olduğu, eğitimde başarılı olan iller arasında olan bir şehir.
Kırşehir böyle kültür şehri ama ne yazık ki son yıllarda Türkiye’de giderek eğitimde yaşanan olumsuzluklar, beraberinde kültürümüzün de yozlaşmasına neden oluyor.
İnsanlar artık kitap okumuyor, gazete ya da dergi okumaktan uzaklaşıyor Oysa okumayı bilmek, ele geçirilen bir kitabı, dergiyi, gazeteyi ya da herhangi bir yazılı kâğıdı, örneğin mektubu, senedi, vasiyetnameyi… Şeklen seslendirme ve başkalarına duyurma değildir. Okuma alışkanlığı kazanamamış bu alışkanlığı sürdürmeyen bir kişinin, üç günde beş günde birkaç sözcük, tümce okuması bir anlam taşımaz. Hiçbir amaca hizmet etmez. Eğer okulların, baskı makinalarının ereği bu ise hepsi sussun daha iyi. Uygarlığın eylemine ayak uydurmayan böylesi kişilerden toplumlara bin bir türlü zarar gelir. Biliyorum kanısına varırlar ama, bilmezler ki dünün bilgisiyle bugünkü arasında dağlar denli ayrım vardır.
Okumayı bilmek, okuma alışkanlığını yaşamın içine sokmak demektir. Aş gibi, ekmek gibi, su gibi, söyleyişi sevgi, saygı… gibi. Kendi istemiyle değil de bir başka nedenle, zorunlu olarak okuyan kişi, okumuyor demektir. Onu kulak ardı etmemektir. Günlük yaşantının koparılmaz parçası saymaktır. Varlığımızı okuma erdemiyle sürdürmektir okumayı bilmek. Nice diplomalılar, üniversite çıkışlılar bilirim ki, okuma bilmezler. Okumayı ancak, görevlerinin zorunlu kıldığı yazılı belgeleri incelemek sayarlar. Günlük gelen giden yazıları inceleyip imzaladın mı tamam. Okumuş sayılırsın ! Ciddi, düşünsel tarafı olmayan gazeteleri, dergileri okuyanlar da öyle… Beynimiz yorulmasın derler.Okuyoruz derler. Kandırırlar çevrelerini.Ömür boyu roman, öykü, deneme, şiir kitabı okumamış yüksek öğrenimliler var. Bunların diplomaları ancak gelir getirir kimi zaman. Ama bilgi getirmez. Işık getirmez ulusa. Cesaret, güven, özdenlik getirmez. Çevrelerine birşeyler vermezler. Geri kalmış kişileri aydınlığa çıkaracak yerde, kendileri onları çamuruna batar kalırlar. Onlara benzerler. Yaranmak, çıkar sağlamak için okul, üniversite görmemiş, kendini yetiştirmemiş kişilere dalkavukluk ederler. Onlara benzerler. Okumayı bilen insan, bilmeyene özenmez. Çıkarı yitse bile… Evinde kitaplık olmadığı halde yüzbinlere malolmuş mobilya bulunan dışı parlak içi kara insanlardan toplum ne bekleyebilir.
Üretim alanlarından kopuk gökdelenlerdeki kişilerin mobilyalarından, konforlarından ne hayır gelir. Onları böylesine gelişigüzel para harcamaya iten asıl neden, boşluklarda yüzen ulusal, kişisel sorumsuzluktur. Okuma bilen insan birgün egosuna gem vurur. Okumanın erdemi bunu yaptıracak güçtedir. Kötülüklerden, ikiyüzlülükten, yalandan, dolandan… sıyırır kişiyi. Bir ilçe, köy halkının sürekli olarak okumadığını düşünün, orda erdem yeşermez. İyilikler kök salmaz. Kötülüklerin kökü kazınmaz. Merhamet duyguları filizlenmez. Düşüncenin kutsallığı anlaşılamaz. Daralır, büzülür tüm insanlar. Meydan kitapsız ve beyinsizlere kalır.
Bizim okur-yazar olmayanlarımızdan vazgeçelim, yüksek öğrenim görmüş olanlarımız da okumuyorlar. Kulüplerde, lokallerde durmaksızın oyun oynuyorlar.İşleri dışındaki (varsa) tüm zamanlarını oyun masalarında geçiriyorlar.Saatlere kımıldamadan nasıl otururlar buna bir türlü akıl erdiremem.Ufaktan başlar, zamanla kumar olur bu. Birbirlerinin parasına göz dikerler. Daha da ileri gidecek münakaşa eder, kavga ederler. Evlerine giderken sinirleri gergin, yürek yorgundur. Arkadaşlarına dargın olanlar da vardır. Öyle ya, dört saat beş saat otur oyun oyna, para tüket, bir de yenil ! Salonun gürültü ve uğultusu, başkalarının öksürüğü, aksırığı, sigara dumanları, dedikodular da ayrı bir dert.Sonra da verimli ol, iyi düşün, doğruyu bul !.. Olacak iş mi bu ?
Acaba bu durum, okuma erdeminden daha mı iyi? Oyun masalarındaki zaman kitap masalarında geçse daha iyi olmaz mı?
Aydınlansa kafa, aydınlansa ev bark, çoluk çocuk, eş, dost, çevre, toplum, ulus… daha mı yorucu olur? Zannetmem.
Daha dinç, daha genç, daha sağlıklı olur kişi. Yararlı olması ise bambaşka bir kazanç.Hem öznel, hem nesnel yönden okuma bilmek dengeli kılar kişiyi. “Kitaplar çok pahalı” diyen okumuşlardan bir çoğunun sabaha dek içtiklerini, kumar oynadıklarını gördüm. Dergilerin yıllık abonesinden kaçan sözde aydınların sanat niteliği olmayan, üstelik daha pahalı resimli dergilere abone olduklarını görüyoruz. Bir yol okuma zevki almamışlar. Ders kitapları kalıp adam yapmış bunları. Yaşamanın özüne girmeyi bilememişler. Kabukta kalmışlar. Bilmenin kıvancına varamamışlar bir kez. Başlangıçta sıkar, üşendirir. Burar insanı.Yorar. Ama gün geçtikçe tatlı bir keyif, erdem dolu zevkler verir kişiye. Yalnız şu ayrımla: Şarap alışkanlığı bataklığa, kitap okuma alışkanlığı kitaplığa götürür.
Okumayı bilmek, bilgilerin en yücesidir. Bunu bilenin bilemeyeceği, ele geçiremeyeceği, çözemeyeceği hiçbir sorun yoktur.Kütüphanelere yönelmeyen toplum, elbette bocalar. Sersemlenir. Başı döner uygarlığın hızı karşısında. Kitapsız geçirdiğimiz hergün, bizi uygarlıktan, yaratıcılıktan uzaklaştıran sessiz bir teknedir. Kitleleri bu tekneden kurtarmaya çalışan bir avuç aydın da korkunç engellerle karşılaşırsa durum gittikçe acıklı bir görünüm kazanır. Korkuların en irkini, en küstahı, en adisi, en zalimi kitap korkusudur.Toplum bu korkuyu kusuyorsa, vay gelmiştir başına !
Bir derneğin kitap dolapları bir yıldır mühürlü duruyor. “Mühürlü dolaplar diyorlar”. Doğru gerçekten de mühürlüler ! .. İçlerinden “muzır kitapları var” diye basmışlar mühürü. Görevli arkadaş, “ah bir açılsa kitapların mühürü” diye iç çekiyor. “Dolaplara kaçak eşya mı koydunuz ? Barut, silah, bomba.. mı yerleştirdiniz” şeklinde takılıyolarlar diğerlerine. O da, “keşke öyle olsaydı, biraz yakışık bulurduk” diyor.
Öyle ya kitap ve mühür ne denli çirkin.Okuma bilmediğimizin sonucudur bu.Kitle halinde okuma tembelliği içindeyiz. Üstelik de okuma düşmanlığı… bir avuç kişiyi de okutmamak mı amaç ? Ah okumayı bir öğrenseydik !
Belki o zaman “şu kitabı alırsam acaba bana birşey derler mi?” diye kuşkulanmazdı kitapseverlerimiz. Zaten bu kuşkunun görüldüğü yerde okuma özgürlüğü yok demektir. O ruhsal baskı yaratılmış demektir. Teamüllleşmiş demektir. Zaten asıl yasada bir davranışın, anlayışın gelenekleşmesi değil midir? Kitap, okuma kuşkusu olan yerde düşünce gelişmez. Düşünce gelişmeyince yaratıcılık da olmaz. Çünkü yaşam, kitapla birlikte bir okuldur. Bu okula yazılmasını bilmeyenler yaratıcı olamazlar. Beyinlerle beynini döğüştüremeyenlerden akıllıca davranış beklenemez. Her türlü yayının korkusuzca okutulduğu ve okunduğu, aslında bir halk üniversitesi niteliğindeki halk kütüphanelerine kavuşmayınca okuma bile kuşaklar yetiştirmek oldukça zor olacaktır. Giderek kitleleri dar düşünceden, kısır döngüden kurtararak özgür düşünceye, hoş görüye ulaştırmak olanaksızlaşacaktır. Ve okuma bilmeyen toplumlarda da demokrasi kurulamaz. Eğitilmemiş kitlelerin kuracağı demokrasi susuz kalmış ağaçlar gibi sararır, solar, kurur gider. Her kitap bilgi aracıdır. Bunun da sınırı yoktur.
Tüm alışkanlıklar çocuklukta kazanılır.. Okuma alışkanlığı da bu yaşta verilmeli ve okulların her sınıfında beslenmelidir. Okul dışındaki yaşamı bundan asla ayrı tutmamak gerekir. Okuma bilmek, ancak böyle kazanılır. Okumayı bilen toplum düşünmesini bilen toplum demektir. Düşünen toplum da üreten toplum demektir.



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

YENİDOĞANLI

SİZE HAK VERMİYOR DA DEĞİLİM…OKUDUĞUMUZ KİTAPLAR İLE FİŞLENEN YILLARIN TEDİRGİNLİĞİ İNSANLARI KORKUTUYOR…VAR OLAN DEVLET İÇİNDEKİ SAHTE MİLLİYETÇİ YAPILAR AYDINLIK GÖKYÜZÜNÜ KARARTMAYA DEVAM ETMEKTE….

06.11.2015, 10:16

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .