Nereden nereye…

Nereden nereye…

23.05.2015

Üç gündür kapağını açamadığım günlük gazetemde tesadüfen E. Aysever’in “Eyyyy” başlıklı bir yazısını okudum. Ardından hülyalara daldım. Bir fötr şapka ile meydanları yıllarca dolduran lider ve ardından beyaz gömlek döner ve kontur ile yüzde sekiz oy almalar falan çok eskilere kadar gittim. Eski kampanyaları da hatırlamaya çalıştım. Evimize sürekli Tercüman gazetesi girerdi okumayı sevmeyi, gazete […]

Üç gündür kapağını açamadığım günlük gazetemde tesadüfen E. Aysever’in “Eyyyy” başlıklı bir yazısını okudum. Ardından hülyalara daldım.
Bir fötr şapka ile meydanları yıllarca dolduran lider ve ardından beyaz gömlek döner ve kontur ile yüzde sekiz oy almalar falan çok eskilere kadar gittim. Eski kampanyaları da hatırlamaya çalıştım.
Evimize sürekli Tercüman gazetesi girerdi okumayı sevmeyi, gazete okumayı, karikatür çözmeyi, bulmaca çözmeyi ve bir zamanlar siyaseti de Tercümandan öğrendim diyebilirim. Hatta ilk arabamızı da (Murat 124) araba kampanyasından çıkan kura ile satın aldık.
Hürriyet Gazetesi ile dedemin berber dükkanın da çıraklık yaparken tanıştım. Magazini ve bulmaca çözmeyi ilerlettim. Milliyet Gazetesi’ni Aykut arkadaşımın dayısının dükkanın da tanıdım. Cumhuriyet Gazetesi’ni lise yıllarımda tanıdım ardından Yeni Ortam Gazetesi ve daha sonra Vatan Gazetesi, Güneş Gazetesi. Bir ara yanlış çizgisinden dolayı Cumhuriyet’e tavırda geliştirdik. Şu an Mahir’i anlatıyormuş merak ediyorum ne yazmışlar. Geçenlerde A. Taş’a Birgün ile bağlantınız var mı diye. O da gülümsemiş yok ilgimiz demiş. Gerçekten doğru.Ne yandaş,ne Candaş. Dosdoğru ve bir çok çevre tarafından sevilmeyen sürekli yeni köylere sürülmek istenen bir essahtan gazete işte.
Buralara nereden geldim şimdi? Eveet seçimlerde yerel ve ulusal bazda bir sürü naylondan gazetelerde çıkar. Her biri kendi cemaati için bedava basılır ve dağıtılır. Öylesi gazetelerin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Zira amacı bellidir.
Beni bu yazıyı yazmaya iten, essahtan gazetenin yazarlarından Aysever’in yazısını alıyorum, bakalım beğenecek misiniz? “Eyyyyy!
Döner ekmek, kontör, Mahsun Kırmızıgül konseri, beyaz kıvrılmış gömlek, milliyetçilik ve bol yaygara yüzde 8 civarında oy aldı bizim memlekette. O günlerde ‘dehası’ ortaya çıktı Ali Taran’ın! Amerikancı kampanya yaparak, halka zokayı yutturmaya kararlıydı “Genç Parti”. Berlusconi olacaktı, kapıdan döndü Uzan; tüydü memleketten, şimdi götürdüklerini çatır çatır nispet yaparak yiyor. O iktidara gelmedi diye ‘vah’ çeken çok gördük.
Kimi kadınlar yakışıklı diye bayıldı Uzan’a, kimi ‘ABD’yi dolandıran ne hayırlı işlere imza atar’ diye bekledi durdu… Kimse nasıl zengin olduğunu, ne tür dil kullandığını sormadı! Dahası medyasını tetikçilerle donattı ve karşıt görüşte olan herkese sıktı kurşunlarını; ‘Millet’ fark etmedi bile, alabildiğine alkışladı Uzan’ı!
‘Millet’ Uzan’a niye oy verdi? Çünkü ne olursa olsun köşeyi dönmek istiyordu ‘Millet’. Hiçbir ahlak, kural, koşul, ilke işlemiyordu ‘Millet’e. Bunun sembolüydü Uzan. Ne yapsa yanına kar kalıyordu. İdeolojiye gerek yoktu. Ne plana, ne programa! Sadece ‘Millet’e nasıl götürüleceğini öğretecekti Uzan. Külahı ters giydirmeyi, tehditle, şantajla iş görmedeki mahareti paylaşacaktı ‘Millet’iyle Uzan. Yani bir mafya devlet istiyordu.
Nitekim zemin uygundu. Fakat başaramadı, kıl payı fırsatı kaçırdı. Eğer yüzde on barajına takılmasa Meclis’te olacaktı ve servetinin büyüklüğü oranında güçlenmeye devam edecekti. ‘Acaba ortada bir fikir vardı da, benim mi haberim yok?’ diye epeyi sordum kendime. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” öğretisi bizim coğrafyada böyle işliyordu. Liberalizmin bize uygun hali… ‘Millet’ fetişizmi!
Sokağa çıkan, isyankâr olanlar; elbet ‘Millet’in parçası değildi, olamazdı. Gereken şikâyet yapıldı ‘Millet’e… O ‘Millet’ ki daha dün yere yatırılıp dövülen çocuğuna ağlamadı, tekme yiyen köpeğini korumadı; elinde pala, demir sopa saldırdı ‘Millet’ten olmayanlara… O ‘Millet’ yıllarca: “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”, “Dereyi geçene kadar ayıya dayı diyeceksin” sözünü alkışladı, felsefe saydı. Belgeli hırsızlığı meşru gördü: “Çalıyor ama çalışıyor” diye ilkeler edindi ‘Millet’. Tecavüz edilen çocuklarına, öldürülen kadınlarına, kovulan işçisine, yakılan köyüne, düşman görülen katırına sahip çıkmadı o ‘Millet’! Deresi için kavga veren öğretmeni öldürüldü, sustu ‘Millet’; çocukları sokakta vuruldu, kafasını çevirdi ‘Millet’; mahkeme kapısında analar yerlerde sürüldü, cumartesileri bağrı yanık haykırdı kılını kımıldatmadı ‘Millet’!
Şimdi ben bunları yazınca tepeden bakan, seçkinci, kibirli olurum değil mi?
Haklısın be ‘Millet’…
Nasılsa kafa kapanınca ‘namuslu’, ‘cumaya’ gidince dürüst olunuyor değil mi?
Göm kafanı kuma ‘Millet’!
Sözün özü bu günlerde seçim tahmini yapanlara şaşıyorum.
Kolları kıvrık beyaz gömlek, döner ekmek, kontör, Mahsun…”
Seçimlerde yaklaşıyor sevgili millet artık siz ne yapacağınızı iyi bilirsiniz…Yolunuz ve solunuzun daim açık olmasını dilerim…
Kırşehir’de, geleneksel hale getirdiğimiz, 19 yıldır üyeliğinden gururlandığım siyasal yapım ve daha öncesi sendikam döneminde başlattığımız dayanışma pikniklerinden birini daha yaptık 19 Mayıs, Atatürk’ü Anmak, Gençlik ve Spor Bayramı günü, gençlerimiz ile. Bir gün öncesi de Cacabey Meydanı’nda Başbakan’ın düzenlediği miting vardı. Her ne hikmetse ertesi gün ikindi vaktine kadar asılı kaldı iktidar partisinin tüm bayrakları caddelerde… Bu işlerle kim ilgilenir? Neden o bayraklar iki gün caddelerde asılı bırakılır? Neyse bizim pikniğimizde yaşadıklarımızı söyleyeyim de gülün halimize. Daha çayımızı dahi hazırlamamıştık ki emniyet güvenlik güçleri tepemize dikildiler. Yaklaşık yirmi tane bir karışlık bayrak iki tane bir metrelik bayrak asılı tam sırtımızda. Dışarıdan gelenlerin çabuk bulmaları için temsili olarak asıldı. Burası kamusal alan ve kanun maddesi gereği siz bu bayrakları asamazsınız buyurdu güvenlikçiler. Bu ne hız arkadaşlar dedik, hiç tartışmadan asılı küçük bayrakları topladı gençler. Yemek sonrası halay çeken gençler büyük gençlik bayrağını da ellerine almışlar. Bundan vazife çıkaran mahalle gençleri gençlere uzaktan laf atmışlar, sonra da, acele ile buldukları Türkiye Bayrağı’nı ağaca asıp alkış tuttular. Bizlerde alkışladık doğal olarak. Aradan on dakika geçmeden güvenlik şube cümbür cemaat piknik alanına geldiler. İnsanlar eğleniyormuş bizim halayımız onları rahatsız etmiş. Doğrudur halay da türküde devrimci bir iştir. Herkes halay çekemez.Herkes bayrak bulunduramaz. Aslında anayasaya göre herkes eşittir de bazıları çok çok daha fazla eşittir. Yirmi yıllık geleneksel pikniğimize ilk kez güvenlikçiler pervasızca müdahalede bulundular. Ve ilk kez halayımız ideolojik bulunarak imdat hattına şikayette bulunuldu. Dört siyasal partinin akıl almaz bayrak yarışını kimse görmüyor. İktidar partisi indirecek insan bulamadık diyerek iki gün bayrak indirtmiyor caddelerden. Muhalif parti bayrakları anında indirilebiliniyor Kırşehir’de. Benim bayrağım ile uğraşmayın, gidin iktidar partisinin bayraklarını indirtin kamusal alandan dediğimizde, “insanlar sizden rahatsız olmuşlar şikayet ettiler, onun için sizi uyarıyoruz”,dediler nazikçe. Hatta gelirken boşta gelmemişler, kamera ile tespit edildik topluca… Onlar bayrak indirecek adamları çok yorgun olduğu için indirememişlermiş bayraklarını. Ya işte böyle. Yeni demokrasi ve Yeni Türkiye dedikleri bir partinin demokrasi anlayışı kadar olacak bundan sonra anlaşılan. Hayri Kozanoğlu’nun bu haftaki yazısında bahsettiği Vietnam veya Pakistan örneği hiçte yabana atılacak gibi değil “Vietnamlaşmak ya da Pakistanlaşmak. Vietnamlaşmaktan Suriye’ye doğrudan müdahale ederek kolaylıkla çıkamayacağımız bir bataklığa saplanmayı anlayabiliriz. Pakistanlaşmak ise, Cihatçılara kucak açarak, “savaşın içsel bir olgu” haline gelmesi demek.”
Beni bilmiyor bellemeyin de pekmezinizin hiç tadı yok… Nereden nereye?



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .