MUSTAFA KEMAL’İN GELİŞLERİNİ BİZLER BÖYLE KUTLAMIŞTIK

MUSTAFA KEMAL’İN GELİŞLERİNİ BİZLER BÖYLE KUTLAMIŞTIK

23.12.2015

Büyük kurtarıcı Atatürk’ün Mustafa Kemal adıyla anıldığı ve henüz bu soyadını almadığı Kurtuluş Savaşı öncesi vatanı işgalci düşmanlardan temizlemek azim ve kararlılığı ile Samsun’dan yola çıkıp Erzurum ve Sivas kongrelerini topladıktan sonra Hey’et-i Temsilîye’nin başında Ankara’ya giderken Kırşehir’e gelişlerinin bir yıldönümünü daha kutlayacağız iki gün sonra… Türk inkılâp tarihinin kilometre taşlarından olan bu tarihî yolculuğun […]

Büyük kurtarıcı Atatürk’ün Mustafa Kemal adıyla anıldığı ve henüz bu soyadını almadığı Kurtuluş Savaşı öncesi vatanı işgalci düşmanlardan temizlemek azim ve kararlılığı ile Samsun’dan yola çıkıp Erzurum ve Sivas kongrelerini topladıktan sonra Hey’et-i Temsilîye’nin başında Ankara’ya giderken Kırşehir’e gelişlerinin bir yıldönümünü daha kutlayacağız iki gün sonra… Türk inkılâp tarihinin kilometre taşlarından olan bu tarihî yolculuğun yüzüncü yılını kutlamamıza dört yıl kaldı şunun şurasında…
Benim de İstanbul’un Anadolu yakasında konuşlanmış 2’inci Zırhlı Tugay’a bağlı tank teğmeni olarak görev aldığım 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesine kadar Atatürk’ün sadece başkent Ankara’ya gelişlerinin yıldönümleri kutlanırdı. İlk yıllarında “Ak Devrim” diye nitelenen ve yıldönümleri yirmi yıl boyunca “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlanan 27 Mayıs ihtilâlinin getirdiği geniş özgürlük ortamı içinde Mustafa Kemal’in Ankara’dan üç gün önce Kırşehir’e de gelişlerinin yıldönümlerini kutlama fikrini 1960 yılında Kırşehir gençliği adına biz ortaya attık. İhtilâl yönetiminin Kırşehir Valiliği’ne getirdiği Hakkı Nevzat Baykal da Atatürk ilke ve inkılâplarını yeniden hâkim kılmaya and içmiş ihtilâlci subayların ülke çapında estirdiği rüzgâra uyarak fikrimizi kabul etti ve bu yıldönümlerini kutlama geleneği 1960 yılından başlayarak bu günlere kadar geldi. Kırşehir’den sonra diğer iller de bizim bu girişimimizden esinlenip Atatürk’ün gelişlerini kutlamaya başladılar.
İlk yıllarda Kırşehir’deki kutlamaları hatırlıyorum da çok daha heyecanlı ve şaşaalı geçerdi. TRT daha kurulmamıştı. Ülkemizin tek sesli yayın organı olan Ankara Radyosu Kırşehir’deki 24 Aralık törenlerine başlangıçta büyük önem verirdi. 24 Aralık 1961’deki ikinci tören çok daha canlı ve heyecanlı geçmişti. O gün Türk şiirinin önemli isimlerinden, şiirlerinde çokça Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Atatürkçülüğü işlemiş Ceyhun Atuf Kansu’yu da ağırlamıştık. Gerek 27 Mayıs’çılarla, gerek ikinci darbe girişiminden sonra idam edilen Ankara’daki Harp Okulu’nun ihtilâlci komutanı Kurmay Albay Talât Aydemir’le yakın ilişkiler içinde olduğu bilinen, koyu bir Atatürk milliyetçisi olan Kayseri Doğu Menzil Komutanı Tuğgeneral Faruk Güventürk de 24 Aralık sabahı erkenden bandosunu yanına alıp Kırşehir’e gelmiş ve Mustafa Kemal’in Kırşehir’e ayak bastığı Kılıççı Köprüsü’nden başlayan yürüyüşe katılarak törenimize ayrı bir heyecan katmıştı. Kortejin en önünde de lise resim öğretmeni Ahmet Hidayet Sezgin’in Mustafa Kemal’i Kocatepe’ye çıkarken gösteren resimden esinlenmek suretiyle günlerce çalışıp bire bir boyutlarda hazırladığı temsilî silûeti açık bir kamyonete bindirilmiş olarak yürütülüyordu.

24 ARALIK’IN ÖNEMİNİ CEYHUN ATUF’TAN DİNLEYELİM

27 Mayıs ihtilâlini gerçekleştirmiş subayların Demokrat Parti iktidarı tarafından CHP’nin mallarına el konulması sonucu kapatılarak binasız bırakılan Halkevleri’nin yerine kurdurduğu Türk Kültür Dernekleri’nin yayın organı “Dernek” dergisi -ki Halkevleri’nin yayın organı “Ülkü” dergisine özenilerek çıkarılmıştı. Sahibi yine Atatürkçü ünlü şairlerimizden Behçet Kemal Çağlar, yazı işleri müdürü Şevket Evliyagil, yayın müdürü Ceyhun Atuf Kansu idi- Atatürk’ün Hey’et-i Temsilîye Reisi sıfatıyla Kırşehir’e gelişlerini ikinci kez kutladığımız 1961 yılındaki töreni Ceyhun Atuf Kansu gözlemlerine dayanarak “Türk Kültür Dernekleri’nden Haberler” başlığı altında şöyle değerlendirmişti:
Kılıçözü bağlarından doğru bir kalabalık geliyordu. Tavanına iri kavaklar atılmış toprak Kırşehir evlerinin kapılarından kadınlar ve çocuklar dışarıya uğramıştı. Anadolu’nun derin gökyüzü Kırşehir’in payını da esirgememiş, kardeşlik ve uygarlık örtüsüyle doğudan batıya mavi yaygısını sermişti. Başta Kocatepe’ye çıkarken durgun, düşünceli ve kararlı haliyle o Mustafa Kemal vardı. Ardından Kırşehir’in Atatürkçü valisi, öğrenciler ve halk geliyordu. Kapıların önüne çıkan kadınlar ağlıyordu. İşte, dedim, dernekçi arkadaşa, halk eğitimi için bir konu. Ne iyi ettiniz de Atatürk’ün Kırşehir’e ilk geldiği günü kutlamayı akıl ettiniz. Vali’nin de dediği gibi bu günü bir halk bayramı haline getirmek böyle bir günün kutlanması için bir halk eğitimi dersidir.
Anılar canlanıyor, gençler Atatürk üzerinde düşünüyorlar. Öğrenciler Atatürk’ün bağımsızlık ve kurtuluş savaşı için seçtiği yolu öğreniyorlar. Dernekçilere diyoruz ki: O günü yaşayan kadın ve erkeklerden kalan anıları toplayamaz mısınız? Türk Kültür Dernekleri’nin önemli görevlerinden biri budur: Halktaki değerleri toplamak.

AHİLİK EKONOMİK TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİDİR

Kalabalık Cumhuriyet Alanı’na geliyor. Öğrenciler, memurlar, halk… Vali Hakkı Nevzat Baykal güzel bir konuşma yapıyor. Kırşehirli bir genç Sivas’tan Ankara’ya gelirken 24 Aralık 1919’da Kırşehir’e uğradığında Mustafa Kemal’in Kırşehir Gençler Derneği’nde verdiği söylevi okuyor. Bu söylevde öyle temelli düşünceler var ki… Bakınız, devrim ateşini daha orada Kırşehirliler’in yüreğinde nasıl yakıyor, dâvasını nasıl halka mal etmek istiyor:
“Milletimiz teşkilât fikrini henüz zihnine sokmamıştır. Fakat zaman, hâdiseler ve tecrübeler gösterdi ki milletin doğrudan doğruya kendisinin duymuş ve düşünmüş olması gerek.”
Milletin duyması, milletin düşünmesi… Orada Atatürk halk eğitiminin temel ülküsünü de söylemiş oluyor. Atatürk Kırşehir’de demek istiyor ki: Olaylar karşısında milletin tepki gösterecek bir bilince ulaşması gerekir. Ulusal savaşı açan Atatürk yer yer Anadolu’da milletin duygu ve düşüncesini bir ülküde toplalmak istemiştir. Bağımsızlığa hak kazanmak için bir milletin bu isteğini duygu ve düşünce ile yeryüzüne haykırması gerekir.
Bu kısa Kırşehir söylevinde Atatürk ulusun bir ülkü çevresinde birleşmesi, kendi varlığını duyması, aydınların ulusun alın yazısı karşısındaki kutsal görevleri üzerinde durmuştur.
Kırşehirli genç Atatürk’ün bu sözlerini okuyor. Öğrenciler şiirler okuyorlar. Davullar döğülüyor, zurnalar havayı titretiyor. Selçuk-Ahi karması eski Uygur gökyüzü altında Türk Kültür Derneği’ne gidiyoruz. Bir kitaplık kurmuşlar, kitap istiyorlar. Yağmalanmış Halkevi kitaplarından bir bölüğünü bulup dolaplara yerleştirmişler. Kırşehir dernekçileri bir avuç, ama ülkücü, canlı, uyanık gençler… Gazeteci, öğretmen… Oturup Kırşehir tarihinden, Kırşehir’in uygarlık tarihinden, halk hayatından konuşuyoruz. Bir ekonomi tarihçisini bütün ömrünce doyuracak bir konu: Ahilik. Ahiliğin başkenti Kırşehir imiş bir zamanlar. Ünlü Ahi önderi Ahi Evran Kırşehirli. Ahilik bir çeşit ekonomik Türk milliyetçiliği. Türkler Anadolu’ya yerleştikleri ilk yüzyıllarda kültürlerini, varlıklarını diri tutabilmek için kendi gelenek ve göreneklerine göre birtakım kurumlar kurmuşlar: Ekonomik milliyetçilik, dinsel milliyetçilik, dil milliyetçiliği. Türkler’in Anadolu’ya yerleşmelerinde etkisi olan bu ulusal dayanışmanın, bu ulusal kültür birliğinin üç öğesi: Ekonomi, din, dil…

ASIL OLAN MUSTAFA KEMAL’İN DÜŞÜNCELERİMİZDEN GEÇMESİDİR

Kırşehir topraklarında en büyük yapı ustalarını konuklamış: Yesevî’nin öğrencisi ve Anadolu Türklüğünün din milliyetçisi Hacı Bektaş-ı Velî, Ahilik kurumu içinde o çağlardaki çarşı ve küçük sanat töresini ve ekonomisini düzenleyerek ulusal ekonominin yaratılmasını sağlayan Ahi Evran ve Türkçenin âşığı Âşık Paşa… Kırşehir toprağında türbeleri ve anılarıyla bu büyük kültür ustalarını adım adım izlemek, yaşamak mümkün. Alın diyorum Kırşehirli genç dernekçilere, size bir hazine: Kendi yurdunuz, Kırşehiriniz… Ahiliği işlerken, incelerken birdenbire halk eğitiminin tâ içine düşeceksiniz: Esnaf eğitimi. Kültür değerlerini kendi çevrenizden yaratacaksınız.
Dernekçilerle böyle tatlı, derin konuşuyoruz. Gündelik hayatın o boş değersizlikler havasından bir dernekçi şevkiyle geçmişin zenginliklerine ve ilerinin uygarlık topraklarına geçiyoruz. Yeni bir Anadolu uygurlığı yaratmanın temellerini en eski, en sağlam uygarlığın beşiği Anadolu’nun kültür temellerinde arıyoruz. Üzerimizde 24 Aralık 1919’dan kalma bir Atatürk güneşi, bir umut örtüsü, Kırşehir’in sevgili gökyüzü, kavaklar, toprak evler ve hep birlikte ülkümüzün ateşini yakarak bir avuç dernekçi diyoruz ki: Evet, Mustafa Kemal Kırşehir’den geçmişti, ama bu eni sonu bir anıdır. Asıl olan Mustafa Kemal’in ilkeleriyle her zaman bizim yüreklerimizden ve düşüncelerimizden geçmiş olmasıdır.

ATATÜRK’ÜN HALKEVLERİ HDP’YE TESLİM OLDU

Bu arada 27 Mayıs’tan sonra kurulan ve önemli etkinliklerle bulunan Türk Kültür Derneği Kırşehir Şubesi konusunda da kısaca bilgi vermek istiyorum. 27 Mayıs ihtilâliyle ülke yönetimini eline alan albay ve daha alt rütbedeki subayların oluşturduğu Millî Birlik Komitesi’nin direktifleri doğrultusunda Halkevleri’nin yerine ülke çapında Türk Kültür Dernekleri kurulmuş, kısa sürede şube sayısı 75’e ulaşmıştı. Biz de 18 Mayıs 1961’de Türk Kültür Derneği’nin Kırşehir şubesini açmıştık. 4 Kasım’da yaptığımız ilk kongrede yönetim kurulu şu isimlerden oluşmuştu: Dursun Yastıman (Başkan), Talât Alçıtepe (Başkan Yardımcısı), Rıza Baran (Sekreter), Mehmet Boyacıoğlu (Muhasip), Ali Yaparel (Veznedar). Rıza Baran’ın tahsilini tamamlamak için Ankara’ya gitmesi üzerine sekreterliğe lise müdür yardımcısı Nuri Orbay getirilmişti. Vali Hakkı Nevzat Baykal da il bütçesinin derneklere yardım faslından çeşitli müzik âletleri alınması koşuluyla derneğe 1500 lira yardımda bulunmuştu. Ne yazık ki güzel amaçlarla kurulan Türk Kültür Dernekleri cuntacı subayların aralarında anlaşamayarak bölünmeleri sonunda çok yürümedi, bir süre sonra kapandı.
Halkevleri ise 21 Nisan 1963’te dernek statüsünde bağımsız demokratik kitle örgütü olarak tekrar kuruldu, toplumsal muhalefetin merkezlerinden biri haline geldi. Kırşehir Halkevi’nin çatısı altında toplanan gençler Nisan 1964’te “Kervansaray” adıyla bir dergi çıkarmaya başladılar, dergiyi ancak dokuz sayı sürdürebildiler. Derginin sahipliğini lise öğrencisi Tuncer Ergüler üstlenmişti. Tuncer üniversiteyi bitirdi, Dazkırı kaymakamlığında bulundu, Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı iken 12 Eylûl’den sonra asker tarafından tutuklandı, hâlen Afyonkarahisar’da avukatlık yapıyor. Halkevleri 12 Eylûl 1980 darbesiyle bir kez daha kapatılarak bütün mallarına el konulmuşsa da yargılanma sürecinin ardından beraat ederek tekrar faaliyete geçti. Son seçimde de AKP’ye karşı Kürtler’in partisi HDP’yi destekleyecek konuma düştü.

CACABEY’DE TANIŞTIĞIM GÜRSEL’LE DERNEKTE BULUŞTUK

Talihin cilvesine bakınız ki Kırşehir’de liseyi bitirir bitirmez ilk adımı attığım gazetecilik hayatımın ilk yılı olan 1958’de Kara Kuvvetleri Komutanı olarak dört yıldızlı resmî otomobiliyle Kırşehir’den geçip memleketi Erzurum’a giderken ziyaret ettiği Cacabey Camii’nde tanımak ve müezzin Sırrı Hoca ile birlikte camiyi gezdirmek onuruna erdiğim Orgeneral Cemal Gürsel’le 27 Mayıs 1960 ihtilâlinin ardından dördüncü cumhurbaşkanı seçilmiş olarak Türk Kültür Dernekleri’nde buluşmuştuk. Yukarıda da belirttiğim gibi Kırşehir’de kurucusu ve başkanı bulunduğum “Türk Kültür Dernekleri”nin yayın organı “Dernek” dergisinin Kasım 1961 tarihli ilk sayısında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel derneğin kurucusu ve fahrî başkanı sıfatıyla biz dernekçi gençlere şu mesajı vermişti:
Uzak yıllar ötesinden bize ışığını göndermekte devam eden Yeni Mecmua’yı, birkaç sene çıkabildiği halde edebiyatımızda bir çığır açmış olan Servet-i Fünun’u düşünüyorum da niçin bu yılların böyle kandırıcı ve coşturucu bir fikir ve sanat dergisi yok diye üzülüyorum. Ulusal birliğimizi bir fikir etrafında kurmak ve sanat coşkunluğu ile yoğurmak için bir dergi… Bir dergi ki her sayfasında bir ulusal kaynaktan, bir yeni değerden, bir usta düşünür ve yazarın coşturucu ve yapıcı düşüncelerinden ve duygularından haber versin, müjde taşsın… Bakalım “Dernek” bu dergi olacak mı? Başındakilerin bunu başaracağına güveniyorum. Başarmalarını istiyor ve bekliyorum.
Geçen on yılın en büyük fenalıklarından biri parti rekabeti ve hırsı yüzünden Halkevleri’nin kapatılması oldu. Atatürk eserlerine ve devrimlerine yeniden hız ve hayat verirken Halkevleri’ni unutmamıza, ihmal etmemize imkân yoktu. Son yıllarında yalnız bir partinin gençlik ve sanat kolu haline gelmiş bu müessesseyi yeni diriliş ve kuruluşunda bütün millete mal etmek gerekti. Halkevleri’ni kritik bir zamanın ilham ettiği bu endişe ile “Türk Kültür Dernekleri” adıyla diriltip yürütmeyi daha uygun bulduk.
İşte, bu gün 75 yurt köşesinde 75 kültür derneği meş’alelerini yakmaya, sanat ve fikir ufuklarını aydınlatmaya girişmiş bulunuyor. Halkevleri’nin “Ülkü” dergisi yerine de “Dernek” dergisi… Resmî nutukların, ısmarlama yazıların koleksiyonu olmayacak bir dergi olsun istiyorum.
Bu satırları bir dernekçi olarak yazıyorum. Sevdiğim, özlediğim bir yoldasınız; sizinle yürümek, sizinle coşmak istiyorum çocuklar! Kolaya ve ucuza kaçmadan, yılmadan, yorulmadan yürüyün.
Kalemi de silâh kadar sayan ve seven bir asker sizi sevgiyle selâmlıyor ve başarılar diliyor.

İLK KUTLAMA TÖRENİ BÖYLE YAPILMIŞTI

Atatürk’ün Kırşehir’e gelişlerinin ilk yıldönümünü kutlama haberini “Kırşehir Vilâyet Gazetesi” 28 Aralık 1960 günlü 136’ncı sayısında şöyle vermişti:
Kırşehir 24 Aralık Cumartesi günü tarihî bir gün yaşadı. Büyük Atatürk Sivas’tan Kırşehir yoluyla Ankara’ya geçmişti. O zamanlar Kırşehir’in kahraman halkı büyük kurtarıcıyı Kılıççı Köprüsü’nde büyük bir sevinçle karşılamıştı. Şehre kadar da halkın coşkun tezahüratı arasında “Yaşa, var ol Kemal Paşa!” avazeleriyle gelmişti. O müstesna günü Aralık ayının yine bu güzel gününde 41 sene sonra aynı heyecan, aynı sevinç içerisinde kutluladık.
Kafilenin Kılıççı Köprüsü’nden şehre gelişi çok heyecanlı oldu. Başta Valimiz, askerî ve mülkî erkân, izciler, şehrimizdeki bütün okullarla kalabalık bir halk kitlesi kafileyi Gazi İlkokulu’nun önünde karşıladılar. Atatürk’ün Kocatepe’de çekilmiş büyük resmi araba üzerinde iki gencin arasında ağır ağır şehre gelirken öğrencilerle Kırşehirliler “Dağ başını duman almış” marşı ile “Osman Paşa” türküsünü söylüyorlar, karşılayıcıları şiddetle alkışlıyorlardı. Evlerin, apartmanların pencerelerinden kadınlar ve çocuklar da kafileyi alkışlıyor, “Yaşa! Var ol!” diye tezahürat yapıyorlardı. Şehre giriş çok daha heyecanlı oldu. Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk büstünün etrafını dolduran binlerce kişi ulvî bir manzara arz ediyordu. Kırşehir halkı aynı o günkü gibi heyecanlı ve coşkundu.

GENÇLER REŞAT NURİ’NİN “İSTİKLÂL”İNİ TEMSİL ETTİLER

Kafileyle meydana gelenler Atatürk büstünün etrafında yerlerini aldılar. Merasim İstiklâl Marşı ile başladı. Daha sonra memleketimizin bilgin ve kıymetli evlâdı üstad Cevat Hakkı Tarım o mesut günlere ait hâtıralarını anlattı. Halkın üzerinde çok iyi bir tesir yapan konuşmaya Atatürk’ün Nutuk’undan bazı parçaları Nejat Sülükçü’nün okuması da üstadın konuşmasına ayrı bir özellik verdi. Sırası ile liseden Nurten Eröz, Tanfer Göğüş ve Bengi Babaç konuştular, Atatürk’e ait güzel şiirler okudular ve çok alkışlandılar. Merasim böylece sona erdi.
Öğleden sonra spor alanında kız ve erkek öğrenciler arasında koşu ile maçlar yapıldı. Akşam saat 20’de Erkek Sanat Enstitüsü salonunda ilk önce Nevzat Ulucan’ın refakatinde yine memleketimizin kıymetli evlâdlarından Nejat Sülükçü, Ali Yaparel, Orhan Karataş, Ali Varol, Cemal Kınacı, Hacı Baş, Mehmet Karadeli, Nevzat Tolunay’dan müteşekkil saz ve söz topluluğu tarafından Kırşehir’in mahallî türküleri çalınıp söylendi, gençler davetliler tarafından şiddetle alkışlandılar. Lise tarih öğretmeni kıymetli hemşehrimiz Osman Erbaş günün mâna ve ehemmiyetini çok veciz bir şekilde anlattı, alkışlar arasında sahneyi terk etti. Müteakiben büyük edip Reşat Nuri Güntekin’in “İstiklâl” adlı piyesi gençler tarafından başarı ile temsil edildi. Sonra “Boyacı” şairimiz Hüseyin Canıtez “Kırşehir Radyosu” adlı mizahî konuşmasıyla davetlileri kahkahalara boğdu. Memleketimizin kıymetli şairi ve güzide yazarı Şükrü Afşin Atatürk’e ait şiirlerini kendine özgü heyecanla okudu. Gençlerin sazlarıyla çalıp söyledikleri türkülerden sonra müsamereye son verildi.

Not: Ahmet Şükrü Taşkın’ın anılarına gelecek yazımızda devam edeceğiz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .