KURANCILI GÜNLÜĞÜ

KURANCILI GÜNLÜĞÜ

26.12.2018

Kurancılı’da yaşıyorum. Önümüz kış. Eski karlar yağmasa da gecenin ve sabahın ayazı yoğun bir yerdeyim. Bıçak gibi keskin bir soğukla karşılaştığımız oluyor. Yüzyıllar boyunca atalarımız deneye yaşaya kerpiç evi bulmuşlar. Bizler dünyayı dolaşmış güya çağdaş insanlarız ya, betona soktuk kendimizi. İki göz odada yaşıyorum. Ara yok ısıyı hapsedemiyorum. Çatı kata çıkan kapıyı da sayarsak üç […]

Kurancılı’da yaşıyorum. Önümüz kış. Eski karlar yağmasa da gecenin ve sabahın ayazı yoğun bir yerdeyim. Bıçak gibi keskin bir soğukla karşılaştığımız oluyor. Yüzyıllar boyunca atalarımız deneye yaşaya kerpiç evi bulmuşlar.
Bizler dünyayı dolaşmış güya çağdaş insanlarız ya, betona soktuk kendimizi. İki göz odada yaşıyorum. Ara yok ısıyı hapsedemiyorum. Çatı kata çıkan kapıyı da sayarsak üç kapı bir odada. Isınmak sorun. Bacalar sağlıklı değil. Alt kata indim. Salon geniş ısınmaz deyip, araya bir soba kurup boruyu kapı üzerinden delik açarak dışarı verdim, hani sanayi işyerlerinde görürüz ya onun gibi. Ama benim soba rüzgarlı günlerde geri tepiyor. Isınmadan geçtim, zehirleneceğim.
N’olacak?
Face’de bir paylaşımda gördüm. Şimdi bulamıyorum. Profesörün dediği şu, bizi hasta eden açlık değil, çok yememizdir. İnsanın bilgi açlığı vardır, ruhsal, cinsel, kültürel, sanatsal açlığı vardır. Biz her açlığımızın kökenini ve nasıl giderileceğini düşünmeden hemen her fırsatta elimiz yiyeceklere gider. Her türlü açlığı yiyerek gidereceğimizi sanırız.
Oysa bu bizi hasta eder. Bu yazı beni düşündürdü. Bacası çekmeyen soba ile ısınmaya neden ısrar ediyordum. Saatler geceyi gösteriyordu. Hemen radikal bir karar verdim. Sobayı söküp attım. Baca deliğini kapattım. Ortalığı temizledim, kapıyı pencereyi açıp havalandırdım. Ortada ne is kokusu, ne de sobanın kalabalığı vardı. Gün boyu çektiğim baş ağrısı cip diye kesilmişti. Moralim yükseldi, gözümün önü açılıverdi. Küçücük odama geçip elektrikli ısıtıcıyı açtım. İçerinin soğuğunu kırmıştı. Isıtıcıyı kapatıp sıkı giyinerek yatağa girdim. Sonunda deliksiz bir uyku çekebilmiştim. Ama bu kalıcı çözüm olamazdı. Ara dardı görünü kapalıydı. Dar odada ruhum da daralıyordu. Ben hep çevreni açık, yüksek, havalı yerlerde yaşamıştım. Köye gelip bu dağın eteğine ev yapmamın nedeni de buydu. Isıtamam diye korktuğum salona geçtim. Sobayı yaktım… ısındı içerisi şimdi burada yazıyorum. Odam geniş önüm açık. Şimdi buldum çözümü dedim. İnsan kendini sınırlamamalı, ısınma şu bu nedenlerle korkup kaygılanmamalı.
Hepsi biraz devinmek, sobayı harlamaktan geçiyor. Ama kesintisiz çay, geniş oda, eşsiz görünü insanın ruhunu… gönlünü sağaltıp esen kılıyor. İnsan başka ne ister ki… Bunları paylaşayım istedim okurlarımla…
Sağda solda “Orda Bir Köy Kurancılı” kitabıma eleştiriler geliyor. Kimi yanlışımı gösteriyor, kimi falancaya az yer vermişin, kimi fotoğraflar eksik, bana gelseydin verirdim diyor. Çok güzel benim aradığım da o. Eleştirin, elinizdekini verin, çağırın ya da bir yerde toplanalım konuşalım, yeni baskısını daha yanlışsız daha yetkin ve genişlemiş olarak hazırlayabiliriz diyorum. Ama olmuyor, her şey orda kalıyor. Kimse ne albümleri karıştırıyor, ne eline kağıt kalem alıp yazıyor, ne de telefon açıp gel diyor. Bu kayıtsızlık, bu boş vermişlik beni kahrediyor.
Geçen yaşıtım Nebi arkadaşla fırında -evet köyde fırınımız var- karşılaştık. Kitabı okuduğunu, üç dönem başkanlık yapmış bir başkana az yer verdiğimi söyledi. Şu fırın bile onun döneminde yapıldı dedi. Haklısın dedim. Ben öyle düşünmemiştim, şimdiki belediye çalışmalarına yer vermeyi uygun bulmuştum dedim. İstersen derneğimizde ya da çağır evinizde buluşup görüşelim, hem ailenin ya da Kurancılıspor’un eski fotoğraflarını da verirsin dedim.
Tamam uygun bir zamanda ben seni arayacağım, dedi. Bunun üzerinden bir aya yakın zaman geçti. Hâlâ arayacak. Diyeceksiniz, adamcağızın hiç uygun zamanı yoktur. Nerde, ne zaman köyün içine çıkıp dolaşsam onu kahvede taş oynarken görüyorum. İşte buna bir anlam veremiyorum. Başka biri Veli abimize, bir konuda araştırma yapıyorum, senin o konuda düşünce ve anılarını öğrenmek istiyorum bana uygun olduğunuz bir zamanda alo de geleyim konuşalım, dedim. Tamam dedi, ama dediğiyle kaldı…
Biz niye böyleyiz. Neden verdiğimiz sözleri tutmayız. Bence bunun bir nedeni inançsızlık… ikinci bir nedeni kendi çıkarına bir konu görmeyişi… Olsa da olur olmasa da… adam sen de anlayışı… Bir nedeni de alışkanlıklar… kimse alıştığınız dışına çıkmak istemiyor. Böyle gelmiş böyle gitsin diyor.
Baran Dağının eteğinde köyümüz. Soğuk olmasının bir nedeni de bu. Olsun bu soğuk diri tutuyor insanı, çelikleştiriyor. Savaşımı çağrıştırıyor… hiçbir şeyi hazır bulma, hazıra el sürme. Hak etmediğin hiçbir şey senin olamaz diyor.
İki fotoğraf. Biri duman bürümüş Baran Dağının tepesine çavmış güneşi, ötekisi üretimi simgeleyen tavuk, horoz, hindileri gösteriyor. Benim tepem burası… İşte Kurancılı günlüğünden kareler…
Yeni yılın sağlık, mutluluk, esenlikler getirmesini dilerim okurlarıma… 25.12



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .