Kul hakkı ve haram yiyenler!

Kul hakkı ve haram yiyenler!

05.09.2019

Kırşehir’de bazen öyle ilginç insanlar ve ilginç durumlar görüyorum ki!… Dün cebinde beş kuruş parası olmayan, hatta yiyecek ekmeği olmayanların bugün nasıl kısa sürede lüks içinde yaşıyor, anlamakta güçlük çekiyor insan. Bizim kültürümüzde bu konuya ilişkin çok güzel atasözleri vardır. “Üzümünü ye, bağını sorma…” “Bal tutan parmağını yalar…” “Gemisini yürüten kaptan…” “Nokta kadar menfaate, virgül […]

Kırşehir’de bazen öyle ilginç insanlar ve ilginç durumlar görüyorum ki!…
Dün cebinde beş kuruş parası olmayan, hatta yiyecek ekmeği olmayanların bugün nasıl kısa sürede lüks içinde yaşıyor, anlamakta güçlük çekiyor insan.
Bizim kültürümüzde bu konuya ilişkin çok güzel atasözleri vardır.
“Üzümünü ye, bağını sorma…”
“Bal tutan parmağını yalar…”
“Gemisini yürüten kaptan…”
“Nokta kadar menfaate, virgül gibi eğilirim.”
“Gelen ağam, giden paşam…”
“Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez…
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın..”
Daha buna benzer nice güzel veciz sözlerimiz var…
Bu sözler ne kadar güzel olsa da aslında böyle olanlar yüzünden hepimiz değerimizi, kültürümüzü, insanlığımızı kaybediyoruz farkında değiliz.
Evet, bunlar bizi bitiriyor…
Ne demek “Üzümünü ye bağını sorma!”
Yediğinin, içtiğinin, kazandığının nerden ve nasıl elde edildiğini bilmeyeceksin.
Helal-haram demeden yemek. Böyle bir şey olur mu?
Peki hiç kimse sormaz mı, “Acaba nerden geliyor bu değirmenin suyu?” diye.
Ama artık günümüzde oluyor.
Hele bir söz daha var ki, tam da siyasiler ve yöneticiler için:
“Bal tutan parmağını yalar.”
Kırşehir’de hasbelkader bir yerlere gelen, bulunduğu yerlerin imkânlarından hem kendisinin, hem çevresinin yararlandığını görünce bu sözü gönül rahatlığı ile kullanırız her halde…
Biz neden bu hale geldik, neden bozulduk, bozulmaya devam ediyoruz ki?
Adamın dün açlıktan nefesi kokarken, hiçbir şeyi yokken bugün para-mal-mülk içinde kimseyi beğenmediğini görmek…
Lacivert takım elbisenin altına yumurtalı topuk ayakkabı giyip, gözüne kara gözlük takıp, son model arabaya binmek…
Sakın kıskandığımızı, hasetlendiğimizi düşünmeyin lütfen. İnsanın aklının almadığı ne oldu? Sihirli bir değneğe mi dokundu da böyle kısa bir zaman içinde köşeyi dönüverdi kafamızda bir sürü soru işareti var.
Kırşehirimizin eski belediye başkanlarından rahmetli Hakkı Göçen ağabeyimizin bir sözü vardı, hem de ibretlik:
“Haram yiyenin oğlu itne, kızı fahişe olur.”
Acaba bu sözden hiç ders alan, helal kazancına haram katmamayı ilke edinip, doğru yola giren var mı acaba?
Şöyle bakıyorum da hem dürüst geçinip, hep de malı götüren, nokta kadar menfaat için virgil kadar eğilip bükülen, halkın kendisine söylediklerini duymazdan geliyorlar.
Haram kazanıp, kısa sürede köşe dönenlerin mutlu olmadığına, her gün bir sağlık problemi yaşadığına tanık olunca, “İşte haram yediniz, Allah çıkartıyor!” diyenlerin sözleri karşısında inanın bazen üzülüyor, acımıyor da değilim.
Peygamberimiz Hazreti Muhammed, “Haramlardan sakının. Zira midesine haram lokma giren kişinin kırk gün duası kabul olunmaz” buyuruyor.
Yine demiş atalarımız, “dedesi haram yemiş, torununun dişi kamaşmış” diye. Yani haram, haksızlık öyle ya da böyle çıkıyor.
Kırşehir’de çok gördüm, çok tanık oldum. Kul hakkı ve haram yiyenler hiçbir zaman onmamıştır. Mutlaka öyle ya da böyle çıkmıştır ya kendisinde, ya eşinde ya da çocuklarında. Batmışlar, çökmüşler, yok olup gitmişler.
Bu nedenle ben böyle haram kazanıp, köşe dönenleri, yanlışları, gördüklerimi yazıyorum.
Biz elbette her partiye, her il yöneticisine eşit mesafedeyiz. Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, konuşulanları gündeme getirip, uyarı yapma gereği hissediyoruz zaman zaman…
Ahbap-çavuş ilişkilerine girilerek Kırşehir’in zarar görmesini istemem.
Gerçekler acıdır, ama yazmadan da edemiyor insan…
Eee öyle olunca biz ne yazalım?
Ona buna yağ çekip, onursuzca Kırşehir’in cadde ve sokaklarında mı yürüyelim?
Kaldı ki ben şahsen istesem de bunu yapamam. Gördüklerimi yazmak benim işim.
Bu kutsal meslekten emekli olmuş, ama hâlâ bu işi sağlığımın elverdiği müddetçe yapmayı düşünen bir kişi olarak, gerçekleri söylemesem, bu durum benim içimi kemirir, rahatsız eder.
O zaman Kırşehir’de ne suya, ne sabuna dokunmadan gazetecilik oynayacaksın!
O zaman bugün acaba hangi yemeğin tarifini yapsam, ya da bugün hangi fıkrayı yazsam diye kafa yormam gerekiyor.
Aşçı değilim ki yemek tarifi yapsam!
Doktor değilim ki mesleğimle ilgili bilgiler versem!
Fıkra yazarı değilim ki fıkra yazsam!
Eee peki ne yazayım ben?
Kafa yoruyorum, eleştirmek yerine kime yağ çeksem diye…
Yağcılık da mesleğim olmadığına göre ben ne yazsam acaba?
Zaten Kırşehir’de bizim gazete dışında Kırşehir’in sorunlarını kaç kişi kaleme alıp doğru düzgün yazıyor ki? Çoğu kopyala yapıştır gazeteciliği yapıyor ne yazık ki…
Bu nedenle gazetemizin her satırını okuyan, takip eden okurlarımız ve hemşehrilerimiz bizi bazen överler, bazen yererler.
Dedim ya bizim işimiz yazmak, varsa yanlışlar düzeltilmesine yardımcı olmak. Çünkü bu şehirde yaşıyoruz. Havasını soluyup, suyunu içerken, tozunda, toprağında, çamurunda yaşarken, bu sorunların olmamasını istiyoruz.
Biz Kırşehir’de 43 yıldır gazetecilik yapıyoruz. Gazetemize gelen, açıklama yapan her siyasetçiye kimseye hakaret ve iftara atmadıkları sürece sütunlarımızda mutlaka yer verdik, vermeye de devam edeceğiz.
Ama ne yazık ki gelip gitmeyen, açıklama göndermeyen birinin partisi, pırtısı ne olursa olsun onu nasıl yazıp çizeceğiz ki?
Ne yazık ki bazıları da sitem eder, “Bizi yazıp, çizmiyorsun, sesimizi duyurmuyorsunuz!” diye…
Kırşehir’de oluyor maalesef bu tür sitemler.
Küçük bir ilde, herkesin birbirini tanıdığı ilde yaşamanın sıkıntılarından birisi de bu olsa gerek.
Kaldı ki herkes bilir benim ısmarlama haber ve yorumlar da yapmayacağıma göre nedir bu sitem bazen anlamakta güçlük çekiyorum.
Evet Kırşehir’de yaşanan sorun ve sıkıntıları gündeme getirmek ve sorumluları da bu konuda göreve davet etmek bizim görevimiz…Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Hepsi bu!
Yoksa başkaları gibi ona buna takla atıp, yalakalık yaparak köşe dönmeyi becerebilseydik, bugün maddi durumumuz daha farklı olurdu belki de.
Ama yapamıyoruz, yapmadık, yapmayacağız da.
Deyim yerine de doğrucu davutluk yapıp, kuyruğu dikiyor, kimseye eyvallah etmeden Kırşehir ve Kırşehirliler için yazıp çiziyoruz.
Yazdıklarımıza alınan, bozulan, küsen, kırılan elbette olacaktır. Ama biz yazıp uyaralım. Gerisi mi kendileri bilir.

Biraz da gülelim!

Evlenirken neredeydin?
Adamın işi varmış, Ankara’ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses:
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış:
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa’ya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses kulağında:
-Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş:
-Tren Eskişehir’de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı…
Allah’a şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses:
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış:
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış:
-Ulan evlenirken neredeydin?

Sevdiğim bir söz!
“Kendini çok beğenme kul katında, ne kendini beğenmişler var toprak altında.” Mevlana



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .