Korku imparatorluğunun sonu geldi, Kırşehir yine kendine yakışanı yaptı

Korku imparatorluğunun sonu geldi, Kırşehir yine kendine yakışanı yaptı

11.06.2015

Korku imparatorluğunun sonu geldi, Kırşehir yine kendine yakışanı yaptı 27 yıllık tek parti iktidarının yıkılıp çok partili sistemin egemen olduğu döneme geçişin ilk seçimi 14 Mayıs 1950 seçimi ne idiyse tek parti olmaktan da öte tek parti diktatörlüğünün bir daha geri gelmemek üzere tarihe karıştığı 7 Haziran 2015 seçimleri de odur.  Üç dönem üst üste iktidara […]

Korku imparatorluğunun sonu geldi, Kırşehir yine kendine yakışanı yaptı

27 yıllık tek parti iktidarının yıkılıp çok partili sistemin egemen olduğu döneme geçişin ilk seçimi 14 Mayıs 1950 seçimi ne idiyse tek parti olmaktan da öte tek parti diktatörlüğünün bir daha geri gelmemek üzere tarihe karıştığı 7 Haziran 2015 seçimleri de odur.  Üç dönem üst üste iktidara gelmenin şımarıklığını bir başbakan ile iki bakanını idam sehpasına, yüzlerce vekilini ve bürokratını cezaevlerine göndermekle ödeyen DP (Demokrat Parti) iktidarının devrilmesinden ders almayan AKP -ki bu partiye kısa adla Ak Parti denilmesine dilim varmıyor, çünkü hata dolu icraatıyla ak olmayı hak etmedi- 14 Mayıs 1950’den tam 55 yıl sonra DP gibi şımarmasının mukadder âkıbetine uğradı, üçüncü dönemin sonunda iktidar gemisini karaya oturttu.

Seçim süresince sadece Recep Tayyip Erdoğan 127 programda 367 saat boyunca televizyonlara çıktı, son gün son saate kadar konuştu, konuştu, konuştu. Çok konuşmakla kazanacağını sandı. Konuştukça battığını anlayamadı. Konuşurken de cumhurbaşkanlığı makamına yakışmayacak, özellikle muhalefeti küçümseyen aşağılayıcı ifadeler kullandı. Türkiye 7 Haziran 2015 seçimlerine geldiğinde ne AKP eski AKP’ydi, ne de Recep Tayyip Erdoğan eski Recep Tayyip Erdoğan’dı. Seçim bitti, “Toplu Açılış”, “Halkla Buluşma” gibi adlar altında düzenlenen, aslında muhalefet partilerine saldırmak ve başkan olma hayaliyle başbakanlığa veda edip cumhurbaşkanı seçildiği partisine 400 milletvekilliği kazandırmaya çalışmaktan başka bir amaç taşımayan mitinglerin arkası bıçak gibi kesildi. Erdoğan başını geriye çevirip yakın tarihe bakabilseydi kendisinden daha çok konuştuğu, hattâ konuşma rekorları kırdığı halde bir türlü iktidara gelemeyen Kırşehirli politikacı Osman Bölükbaşı’dan ders alırdı. Kalabalıklara bakarak hayallere kapılmak, hüküm vermek demokrasiyi sindirememiş geri toplumlara özgü bir davranıştır.

AKP’nin tahribatı kolay kolay temizlenemez

AKP iktidarıyla Türkiye büyük bir yıkıma uğradı. Her şeyden önce ihtilâl yapar korkusuyla ordu parçalandı. Genelkurmay Başkanı’ndan tutunuz astsubaylara kadar yüzlerce ordu mensubu kumpaslar kurularak düzmece belgelerle hapislere atıldı. “Kozmik oda”ya girilerek devletin millî güvenlik belgelerine el konuldu ve bu belgeler yabancıların eline geçti. Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri’nin üst komuta kadrosu neredeyse tamamen tasfiye olundu. Ege Denizi’ndeki 152 ada ve adacık Yunanlılar’ca işgal edilirken iktidar seyirci kaldı. Cemaat olarak adlandırılan güçlerin yargıyı ve polisi ele geçirmesine göz yumuldu. 17-25 Aralık yolsuzluklarının üzeri örtüldü. Millî Eğitim sistemi imam-hatip lobisine kurban edildi, halk imam-hatipten yana olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye bölündü. “Besleme” basın yaratıldı, muhalif basını susturmak için akla gelmedik baskı yollarına başvuruldu. Devlet kurumlarından T. C. adı silindi. Bağımsız bir kurum olan Merkez Bankası’nın görevine müdahale edilerek ekonomi hırpalandı, doların yükselmesine kapı açıldı. Seyahatlerde kullanılmak üzere en lüksünden uçak üstüne uçak alındı. Cumhurbaşkanlığının otomobil filosu son model lüks ve zırhlı onlarca araçla donatıldı. Diyanet İşleri Başkanı’nın altına bir trilyonluk otomobil çekildi, “Papa’nın uçağı bile var. Bizimkinin niye lüks otomobili olmasın?” yalanı gerekçe gösterilerek uluslar arası arenada cumhurbaşkanı yalancı duruma düşürüldü. Atatürk’ün millete bağışladığı Atatürk Orman Çiftliği talan edilip üzerinde hayal edilen başkanlık sistemine hazırlık olarak dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan ve görülmedik israfa yol açan, devlet bütçesini kemirdikçe kemiren bin küsur odalı lüksün de lüksü bir saray yapıldı.

AKP’nin yanlışları yazmakla bitmez

“Özelleştirme” adı altında satıla satıla devletin elinde hiçbir şey bırakılmadı. Satılanların çoğu da sudan ucuz fiyatlarla yandaşların eline geçti. AKP iktidarının eli son olarak Ankara’da Atatürk döneminde yapılmış binalara kadar uzandı. Ankara’daki Millî Kütüphane başta olmak üzere birçok tarihî binanın da satılığa çıkarılacağı yazıldı. Yandaş belediyelerin, özellikle İstanbul Belediyesi’nin çoğunluktaki AKP’lilerin oylarıyla yandaşlarına rant sağlamak amacıyla yaptığı imar yolsuzlukları korkunç boyutlara ulaştı. Türkiye’nin dış siyaseti Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin tam tersine ne yurtta sulh bırakıldı, ne de komşu ülkelerle ilişkilerde. Tâ Mısır’a, Libya’ya kadar uzanan bir coğrafyada ülkelerin iç işlerine müdahale ile çıkan kargaşada Türk iş adamları katrilyonlarca lira zarara uğratıldı. Sınır kapıları Suriye’den kaçan muhaliflere ardına açılarak iki milyondan fazla Suriyeli’nin Türkiye’ye girişine fırsat verildi. Yerlerinden yurtlarından edilen ve perişanlığa terk edilen bu mültecilerin geçimlerine harcanmak üzere tüm emekli maaşlarından kesinti yapılması kapıda. Yapılan hatalar saymakla bitecek gibi değil. Türkiye maazallah Türkiye işgale uğrasaydı bu kadar tahribat görmezdi. Bugün devlet mekanizmasında nereye el atsanız partizanlığın, yandaşlığın kolay kolay onarılamaz lâçkalığını görürsünüz. Öyle ki bırakınız devletin kendisini, güdümündeki şirketler, örneğin iletişim güvenliğimizi emanet ettiğimiz bir telefon şirketi bile üst düzeydeki AKP’lilerin arpalığı haline getirildi. Bütün bunlar yapılırken İslâm dini olabildiğince istismar edildi. Dünya tarihinde ilk kez bir kutsal kitap konuşma kürsüsünden elde sallanarak çıkarlara âlet edildi. Devletin ve yandaş belediyelerin malları “vakfa bağış” adı altında yakınlarına peşkeş çekildi. Ve sonunda AKP’lilerin diline doladığı, fakat bir türlü uymayı bilmediği tüyü bitmedik yetimlerin hakkı iktidarı gazaba uğrattı.

13 yıl önce Türk halkının umudu olarak devletin başına geçen Recep Tayyip Erdoğan’ın bunca hengâmeden sonra tek yapacağı oğlunun telefonuna kaydettiği “Mağrur olma baba!” uyarısını her sabah kalkınca tekrar tekrar okumak, sonra da çok sevdiği Neşet Ertaş’ın “Gendim ettim, gendim buldum / Gül gibi sararıp soldum” türküsünü dinleye dinleye nefsini sorguya çekerek ilk günkü Recep Tayyip Erdoğan’a geri dönmektir. Tabiî kendisinde o ruh kaldıysa…

Bu yazıyı bilgisayarda yazmaya çalıştığım sırada masamın üzerindeki 9 Haziran tarihli ulusal gazetelere göz gezdiriyorum. Bazı yazarların 7 Haziran seçimleriyle ilgili yorum ve düşüncelerini de sizlerle paylaşmak istedim.

Biraz da muhalif basına kulak verelim

CUMHURİYET

Ekrem Kongar ■ Eşitsiz ve adaletsiz bir seçim yaşadık. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafsızlık yemini etmiş olmasına karşın bir parti lideri gibi sürekli miting yaptı, AKP’ye destek verdi. TRT, özel televizyonlar, havuz ve aşk medyası sürekli olarak her türlü eşitlik ve adalet duygusunu zedeleyen bir tarafgirlikle yayın yaptı. AKP ve Erdoğan devletin tüm olanaklarını AKP için kullandı. Yüksek Seçim Kurulu bütün bu haksızlık ve hukuksuzluklara “Cumhurbaşkanını denetlemek bizim işimiz değil” diyerek gözlerini kapadı, kulaklarını tıkadı. Kısacası diktatörlük kaybetti, özgürlük kazandı. Kin, nefret, düşmanlık kaybetti, uzlaşma kazandı. Rüşvet ve yolsuzluk kaybetti, şeffaflık kazandı. AKP kaybetti; başta HDP, sonra MHP, en sonra da HDP’ye verdiği desteğe karşın durumunu koruyan ana muhalefet CHP kazandı.

Mustafa Balbay ■ Genel seçimden çıkan birinci sonuç AKP’nin tek başına iktidar döneminin sona ermesidir. Demokrasi karaya değil de rayına oturmuş normal bir ülkede bir iktidarın değişmesi kadar olağan bir şey yoktur. Ancak AKP iktidarı böyle bir şey değildi. AKP iktidarının bütün parçaları âdeta hiç gitmeyecekmiş gibi devlet yapısına yerleşiyor, hattâ devlet kurumlarını oluşturuyordu. Ne kadar iktidarda kalacakları gündeme gelince de Japonya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 30-40 yıl iktidardan gitmeyen Liberal Parti akıllarına geliyordu. Öylesine bir iktidar sorumsuzluğu!

Ahmet İnsel ■ 7 Haziran 2015 Türkiye siyasal tarihine seçmen çoğunluğunun ülkeyi bir şirket, kendini de onun patronu olarak yönetmek isteyen bir otokrat olarak Tayyip Erdoğan’a “Yeter!” dediği gün olarak geçecek. 1950 seçimlerinde uzun yıllar sürmüş tek parti iktidarının sona ermesini simgeleyen slogan “Yeter, söz milletindir!” olmuştu. 65 yıl sonra Türkiye’de seçmenler bir kez daha otoriter lidere “Yeter!” dediler.   

Nilgün Cerrahoğlu ■ 7 Haziran’ın en unutulmaz karesi Ahmet Davutoğlu’nun balkon konuşmasıydı. Davutoğlu tespih taneleri gibi arkasında sıralanmış AKP nomenklaturası önünde zafer naraları atarken olan bitenden habersiz gibiydi. “Destan yazdık!” diye bağırırken insanlar arkasında dumura uğramış gibi boşluğa bakıyordu. AKP hükûmeti kurabilecek çoğunluğu dahi bulamazken Başbakan’ın “usta”sından ilhamla Balkanlar’a, Kafkaslar’a, Ortadoğu’ya, yetmedi “Afrika içlerine” selâm göndermesi sahneyi izleyenlerde soğuk duş etkisi yaratıyordu. “Ne diyor yahu?” ifadesiyle bakan Arınç’ın rahatsızlığı özellikle belli oluyor, podyumda tek “siyasî şuur” sahibi aktör olarak sanki yalnız onun varlığı hissediliyordu. “Testinin kırıldığını” ve “büyünün bozulduğunu” teslim eden ilk ağır ağabey son kertede vaktiyle o olmuştu. 7 Haziran’ın temel iki mesajından biri bu: İlk mesaj Türkiye çapında lider olarak kendisini tescil ettiren Selâhattin Demirtaş’ın önlenemez başarısıysa diğeri Erdoğan ve AKP’nin “patetik boyutlara varan” imaj kaybı. Dış basın bunu Erdoğan’ın karizmasına atılan çizik ve bununla birlikte “sultanlık düşlerinin” sona ermesi olarak vurguluyor. İtalyanlar’ın La Stampa gazetesi örneğin “Ortadoğu’da bir liderin karizmasının böyle çizilmesinin liderlik iddiası açısından telâfisi mümkün olmayan kayıplar getirdiğini” söylüyor. Erdoğan’ın “yenilmez lider aura”sının yerle bir olduğunu kaydeden gazete sultanlık heveslerinin içeride yolsuzlukla savaştan özgürlük taleplerine uzanan bir yelpazede çeşitli engellere tosladığını, iç politikada bunun “deprem yarattığını”, ama depremin iç politikayla sınırlı kalmayıp Ortadoğu dengelerini de etkilediğini savlıyor. Erdoğan’ı Halep’ten Tripoli’ye Ortadoğu’da “Yeni Osmanlıcılık” kontenjanından nüfuz sahibi kılan unsurun bu “yenilmezlik / alt edilemezlik görüntüsünden” kaynaklandığına işaret eden İtalyan yayın organı 7 Haziran’da bu sermayenin çarçur edildiğini belirtiyor ve özetle şunları söylüyor: “2011 sonrası dönemde Arap dünyasının bir nevi yeni sultanlığına soyunan Erdoğan İslâmcı gruplar ve İslâmcı partilere yardım seferberliğinde Katar Emir’i ile birlik olmuş, rakîp Suudî Arabistan Kralı Selman ile anlaşma içine girmişti. İslâmcı ideoloji ve büyük kaynak aktarımlarına dayanan bu yeni Osmanlı yapı sultanın yenilmezliği üzerine kurulmuştu ki (7 Haziran’da) bu imaj yıkıldı. Bunun sonucunda Hamas’tan El Nusra’ya Erdoğan’ın vasalları kendilerine yeni sponsor arayacak, süreç Türk yanlısı Sünnî İslâmcı cephenin dağılmasına yol açacaktır.”
Mine Söğüt ■ Artık senin hiç şansın yok. Maalesef ağır bir vasıta gibi çıktığın vitesle ineceğin bir yolun başındasın. Güle güle git padişah; yolun bir daha hiç açılmasın.
TARAF:
Süleyman Yaşar ■ Türkiye artık Teksas ekonomisine son vermeli. Çünkü Teksas’ta Cuumhuriyetçi Vali Rick Pery’nin izlediği ekonomi politikası üç değişkene dayanıyordu. Bu değişkenler aşırı dinci sağ düşünceyle beslenen siyasî hâkimiyet, zenginlerden az vergi alınması ve düşük gelip gruplarına ekonomide adaletsiz muamele yapılması. İşte, Türkiye’de AKP iktidarı son üç yılda Teksas’ta Rick Pery’nin yaptıklarını aynen örnek alıp uyguladı. Teksas ekonomisi böyle uygulanmaya devam ederse Türkiye ekonomik olarak gerilemeye devam eder.

AYDINLIK                                                                                                                                                                  

Mustafa Mutlu Tam 13 yıldır yaptıkları her türlü rezaleti “Millî irade bize yetki verdi. İstediğimizi yaparız” diyerek açıklayan ve “millî irade”yi yere göğe sığdıramayan AKP’liler tek başlarına iktidar olma şansını kaybedince aynı millî iradeyi aşağılamaya başladı. Bu konuda başı çekmek AKP’li Prof. Dr. Burhan Kuzu’ya düşmüş. “Bu hizmetin karşılığı bu oy olmamalıydı. Hz. Peygamber “Her toplum lâyık olduğu idare ile yönetilir” demiş. Ne yapalım, kendi düşen ağlamaz! Daha ağır bir yorum yandaş Star gazetesinin iflâh olmaz yandaş yazarı Ahmet Kekeç’ten geldi. Bakın, Kekeç ne dedi: “Seçmen bu kez ‘Ben belirsizliklerle dolu bir ülke istiyorum’ diyor. İstediğin böyle bir Türkiye’yse al, tepe tepe kullan!” Merak etme Kekeç; tepeleneceğin ve bugüne kadar yaptığın meslekî ihanetin hesabını tepile tepile vereceğin zaman da gelecek. Acele etme!

SÖZCÜ

Emin Çölaşan Değerli kardeşim, yol arkadaşım Tayyip… Duydum ki Pazar gecesi sonuçlar belli oldukça uykun kaçmış, birilerine bağırıp çağırmışsın. Sakın söylentileri dikkate alma. Devlete sızmış olan o namussuz paralel yapı şimdi bir sürü dedikodu çıkarıp seni üzmeye çalışacak. Sen bildiğin yolda devam et, toplu açılışları sakın ola ki ihmal etme. Bundan sonra her gün ortalama üçbin tesisin açılışını yaparsan durumu belki kurtarırsın. Hele Allah, peygamber deyip eline de Kur’an’ı alarak kürsüde günde beş vakit sallarsan hem başarı, hem de “Başkanlık” önümüzdeki seçimde kesin olacaktır inşallah.

Alıntı yaptığım bu gazeteler Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar çoğunluğunu kaybetti diye böyle yazmıyorlar, seçimden önce de iktidarı eleştiriyorlardı.

Yılmaz Özdil O elinde salladığın kutsal kitabı anlayarak okusaydın bilirdin. Her başlangıcın bir sonu vardır. Vardığın yer sonun başlangıcıdır.

“Gâvur” İzmir sürpriz yaptı

Yaşadığım İzmir ise Posta Ege’nin yazdığı gibi sürpriz yaptı.

CHP yürüdü, yüzde 45.0. CHP Türkiye’de yüzde 1 oy kaybına uğrarken İzmir’de oylarını yüzde 1.3 oranında arttırdı. İzmir CHP’ye en yüksek oranda oy veren il oldu. Oylardaki artışa karşın MHP ve HDP’nin yükselmesi nedeniyle CHP’nin geçen dönem 13 olan milletvekili sayısı 12’ye düştü.

AKP yıkıldı, yüzde 26.5. AKP yüzde 10.3 oy kaybıyla yüzde 9 olan Türkiye ortalamasından daha sert bir düşüş yaşadı. Bir önceki dönem yüzde 36.8 oyla 11 milletvekili çıkaran AKP bu seçimlerde ulaştığı yüzde 26.6 oyla 3 milletvekili birden kaybetti. Milletvekili sayısı bu dönem 8’de kaldı.

MHP koştu, yüzde 13.7. İzmirlilerin tercihindeki Türkiye ortalamalarına göre yaşanan farklılık MHP’de de kendini gösterdi. MHP genelde yüzde 3.4 oy arttırırken bu yükseliş İzmir’de yüzde 2.4’te kaldı. Ancak milletvekili sayısını her iki bölgede 2’ye çıkararak 4 milletvekiline ulaşmayı başardı.

HDP uçtu, yüzde 10.5. İzmir’de beklentileri aşan parti HDP oldu. Ülke genelinde yüzde 13.1 oy alarak yüzde 10’luk seçim barajını geçen HDP’ye İzmirlilerin desteği “yeter” düzeyde oldu. Barajı aşması halinde 1 milletvekili çıkarması beklenen HDP en çok oyu bizim de site olarak bağlı  bulunduğumuz Menemen’den aldı ve yüzde 10.5 oyla her iki bölgeden 1’er milletvekili kazandı.

MHP Kırşehir’de özüne döndü                                                                                                                  

7 Haziran seçimlerinin Kırşehir açısından önemi iktidar partisinin iki milletvekilliğinden birini kaybetmesi olmuştur. Her seçimde ortaya koyduğu siyasî tercihle tüm Türkiye’ye örnek olan Kırşehirli seçmen yine kendine yakışanı yaptı, milletvekilliklerini iktidar partisi ile muhalefet arasında paylaştırdı. AKP’den il başkanı olarak siyaset sahnesine çıkan Avukat Salih Çetinkaya, MHP’den de eşimin sağlık sorunu nedeniyle Kayseri’deki muayenehanesinde tanışma fırsatını bulduğum hemşehri canlı Prof. Dr. Cemil Yıldırım Türk 25’inci dönem milletvekili seçildiler. Kendilerini tebrik ediyor, kutsal görevlerinde başarılar diliyorum.

Bu arada bir noktaya da parmak istiyorum. Yıldırım Türk’ün milletvekili sıfatıyla saflarına katıldığı MHP Osman Bölükbaşı’nın kurduğu partilerden olan CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi)’nin 1969’da Adana’da yaptığı büyük kongrede isim değiştirerek yerine geçen partidir. Bu bakımdan MHP’nin özünde Bölükbaşı’nın partileri, dolayısiyle bu partilerin tek kalesi Kırşehir vardır. Kırşehir’in MHP’ye verdiği helâl oyların bu partiye hayır getireceğine, Metin Çobanoğlu’yla prestij kaybına uğrayan, ancak Yıldırım Türk’le iyi bir siyasetçi kazanan MHP’nin kısa zamanda daha da güçleneceğine inanıyorum.

Yeni milletvekilimiz Yıldırım Türk’ün babası emekli öğretmen Ali Rıza Türk’ü Ünallar Çarşısı’nın üst katındaki bürosunda ara sıra ziyaret eder, hatırını sorardım. Ali Rıza hoca bir sohbetimiz sırasında tanık olduğu belgesel nitelikteki bir sohbeti anlatmış ve isteğim üzerine el yazısıyla yazıp bana vermişti. Ali Rıza hoca 1969, ya da 1970 yılında Hürriyet İlkokulu Müdürü iken davet edildiği okulunun öğretmenlerinden Ağalar’ın Mesut Tuna’nın kızı Suna Hanım’ın nişan törenindeki -nişan yüzüğünü de öğretmen İbrahim Türkoğlu takmış- sohbette Kaman Belediye Başkanı Elvan Kaman’ın anlattıklarını yazmıştı. Kırşehir birinci dönem milletvekili Hamitli Rıza Bey’in 1926 yılında asılmadan önce Mustafa Kemal’le barışmasına kimin engel olduğu anlatılıyor belgede. Rıza Bey Mustafa Kemal’le barışsaydı belki de asılmaktan kurtulacaktı. Bu önemli belgeyi yeri gelince açıklayacağım.

Bende unutulmayacak böyle bir anısı olan Ali Rıza Türk hocamı da memlekete Yıldırım Türk gibi bir değerli bir evlât yetiştirdiği için ayrıca kutluyorum.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .