Koltuk kurbana ait hemşerim..!

Koltuk kurbana ait hemşerim..!

10.06.2015

ZAMAN ne çabuk geçiyor değil mi? Nereden nereye nasıl geldiğimizi geriye dönüp şöyle bir düşünürsek bugünlerimize şükür etmemiz şart değimli. Önceleri ulaşımlar yaya olarak başlamış, sonradan atla, eşekle devam etmiş, insan zekası at arabasını, faytonu icat etmiş, zamanla teknolojinin ilerlemesiyle motorlu taşıtlar yapmış, yerine göre on-on beş gün yaya süren yolcularını bir güne düşürmüştür. Her […]

ZAMAN ne çabuk geçiyor değil mi?
Nereden nereye nasıl geldiğimizi geriye dönüp şöyle bir düşünürsek bugünlerimize şükür etmemiz şart değimli.
Önceleri ulaşımlar yaya olarak başlamış, sonradan atla, eşekle devam etmiş, insan zekası at arabasını, faytonu icat etmiş, zamanla teknolojinin ilerlemesiyle motorlu taşıtlar yapmış, yerine göre on-on beş gün yaya süren yolcularını bir güne düşürmüştür.
Her vilayet gibi Kırşehir de teknolojiden zamanla nasibini almış, onların nimetlerinden yararlanmıştır.
Şehirler arası ulaşımda Kırşehir’in önceliğini ülkenin başkenti olduğu için Ankara vilayeti almış, sonradan Kayseri, Çiçekdağı, Yerköy seferleri buna eklenmiştir.
Önceleri zamanın kamyonlarıyla yapılan insan taşımacılığında yolculuğun çok zor şartlarında yapıldığını düşünen şehrin önde gelen şoförleri ve aynı zamanda mal sahibi olan kişiler kamyonlarını tahtalarla çevirtip saç ile giydirerek, yerlere de şimdi parklarda bulunan banklardan koltuk yaparak vidalattırarak otobüs haline getirtirler. Kamyonların şoför mahallini ve kasasını Esatların Ahmet Saydam usta yapardı.
Genelde Mercedes ve Büssing marka kamyonlar tercih edilirdi. Otobüslerin egzozuna ilave edilen boru kasanın içinde dolaştırılıp soğuk havalarda müşterinin ısınmasını temin ettikten sonra dışarıya uzatılır, bu işi de demirci Rüşen usta yapardı.
Kırşehir’de bu işi önceleri Çopu Zeynal ve Rasim ağa başlatınca yanlarında çalışan akrabaları şoför Hebiyi de kendilerine ortak edip onu da otobüs sahibi ettiler.Zamanla Kel Kadir, Şoför Bekir, Yaşar Bahçeci gibi kişiler de kamyonlarını otobüse çevirtip Kırşehir-Ankara yolcu taşıma Seferlerine başlarlar. Otobüslerin üstü bagajlı olup yolcuların hayvan ve eşyalarını taşımada kolaylık sağlardı.
İlerleyen yıllarda Recep Bayhan, Yenice Mahalleli Uzun Hasan, Sarı Yaşar, Özbağ’lı Hüseyin Aktaş sonradan ortağı Hacı Muammer Kaya da bu kervana katılır.
Otobüsler şimdiki Ünal Çarşısı arkasıyla, Ziraat bankası arasında bulunan eski Ankara Caddesi’ndeki Nuh sineması yanındaki “Zafer garajı” diye anılan Hacı Topak’ın işlettiği yerden sabah yolcularını alıp Eski Ankara Caddesi yoluyla hareket edip Kaman üzerinden geçerek İğdebeli’nde mola verip, Bala’dan Konya yoluna çıkar, Gölbaşı güzergahını takip ederek ancak akşam Dikmen’den Ankara’ya ulaşırdı.
Otobüsler eski olduğu için rampalarda yolcularını indirerek onlara otobüsleri ittirmek suretiyle (Bala ve Dikmen rampaları) yolculuk tamamlanmış olurdu. İlk önceleri otobüsler Etfaiye (Hergele Meydanı) ile Denizcilerdeki garajlardan hareket ederdi. Şoförler Kırşehir’li Süphan’ın Muharremin otelinde yatar yolcular da Güdüğün Ahmet’in kahvesinde otobüslerin kalkmasını beklerlerdi. Zamanla otobüslerin çoğalmasıyla burası dar gelince Etlik semtine garaj yapılarak yolcu taşımacılığı oradan başlamış oldu.
Eski Ankara Caddesi’nin otobüsler için dar gelmesi nedeniyle şimdiki Kapıcı Camisi ile Çarşı Camisi arasında bulunan (er namıyla anılır) Gidi Memmed’in çalıştırdığı Fayık Paşa’nın hanına taşınır. Aynı zamanda burası oto-tamircilerinin, kaborta ve boyacı, elektrikçi gibi sanatkarların dolmasıyla adeta bir oto sanayi olmuştur.
Kayseri’ye yolcu taşıma gereksinimi duyulmasıyla çarşı camisi altına düşen yerde de Tatar Hilmi bu işi başlatır. Kürt Mehmet Altınsaray denilen kişi yazıhanenin hem değnekçisi hem de katibidir. Sonradan Necati Çavuşoğlu da kendisine Sarı Yaşar’ı ortak ederek Kayseri seferlerine başlar. Çiçekdağı,Yerköy seferlerini de Aktaş’lar adı altında Hüseyin Aktaş başlatır. Aüstin marka otobüsü rampalarda çekmeyen Kel Kadir de Ankara seferlerinden vazgeçip o da Aktaş’larla çalışmaya başlar.
Aradan geçen yıllar içerisinde Mermerler, sonradan bunlara şimdi postane karşısında Ünallar; otobüs işletmeciliğinin o zamanın son model otobüsleriyle yolcu taşıma öncülüğünü yaparlarken sonradan bunlara Arif Ağaların “Başar”, Kılıçözü Seyahat, Başak, Şirin Kırşehir, Şanal Kırşehir gibi adlarını unuttuğumuz çoğu kapanıp hafızalardan silinen firmalar takip ederken adları akıllarda kalan veya unutulan onca namlı şoförlerde gelip geçmişlerdir.
İbrahim marangoz Mahmud’un dünyaya üçüncü sırada gelen dört oğlundan biriydi. Babası fakirdi ama kanaatkardı. Ne de olsa onun elleri çiviyi keserle tuttuğu zaman karınca gibi çalışılır, çaktığı çatıların sayısını bile hatırlamaz, üç-beş kuruş parayla evini gül gibi geçindirirdi. İbrahimgil’in evleri Kuşdili Suludere denilen bağlık bahçelik yerdeydi. Burasının o yıllar adı şehirdi ama yaşamları köy hayatından farksızdı. İbrahim evlerinin önünden geçen ırmağın inlerine daldığında elleri oradan hiç boş çıkmaz, onun tuttuğu balıkları, yılanları, kaplumbağaları bir başkası korkudan oraya elini uzatıp yerinden oynatamazdı.Günler bu şekil giderken bir bakmışsın ki İbrahim Kale Ortaokulu, sonradan Ticaret Lisesi derken kendisini askerde bulur.
Zaman iki satırın arasında değil mi, askerden sonra İl Sağlık Müdürlüğü’nün açmış olduğu sınavı kazanarak kendisini devlet hastanesinde memur olarak bulur. Devlet memuru olur da insan bekar gezer mi? Türkan hanımla evlendiğinin yıllar sonrasında bakarlar ki üç kız sahibi olmuşlar.
Hanımının teyzesinin kocası emekli asker Ragıp Kütük Bey Antalya’ya yerleşmiş, geldiği her Kırşehir ziyaretinde hanımıyla İbrahimgil’de misafir kalmakta her seferinde “bakın yeğenlerim, çocuklarınız yetişip geliyor, adı üstünde burası Kırşehir, iş yok, güç yok, çocuklarınıza istikbal lazım, hiç olmazsa Antalya’ya taşınırsanız ilerde çocuklar bir işe girer, hiç olmazsa hayatları kurtulur” diye bir aile büyüğü olarak ikazlarda bulunurdu.
Yıllar ne çabuk geçiyordu, şurada İbrahim’in emekliliğine ne kalmıştı. Ailecek bir karar vererek göçü Antalya’ya taşırlar. Ragıp Bey hanımının yeğenlerine gölge olurken bir yandan da İbrahim’in tayin işiyle uğraşmaktadır.
Nihayet o da gerçekleşir, tayin Antalya’ya seksen kilometre uzaklıktaki Elmalı ilçesine çıkmıştır. “Şurada emekliliğime sayılı aylar kaldı” diyen İbrahim tayini durdurup Kırşehir’deki görevine devam eder.
Kurban bayramı yaklaşmakta iken İbrahim “Ben çocuklarıma şehrimizin kınalı koyunları dururken Antalya’nın kıllı kara keçilerini kurbanda kesip etini mi yedireceğim” düşüncesiyle ekmekten aştan kesilir. Durumu hanımına bildirmeyip sürpriz yaparım düşüncesiyle koyun almak için hayvan pazarına gitmeden önce….adlı otobüs firmasının yazıhanesinde “hem bayram arasında bilet bulma yoğunluğu olduğundan kendime yer ayırtayım, hem de koyunu götürürler mi?” diye sorma düşüncesiyle soluğu alır. Onlar da kendisine “götürürüz götürmesine de koyunu ayaklarından bağlayıp bir torbaya korsan bagaja pislememiş olur” deyince iş olduğu zannıyla İbrahimde arife günü Antalya’ya gidecek otobüsten yerini ayırtmış oldu ki, sabah indiğinde bayramın birinci günü olduğundan kurbanı gününde kesmiş olsun.
Arife günü otobüsün kalkış saatine yakın hayvan pazarından aldığı kurbanlık koyunu kiraladığı bir taksiyle terminale getirir. Terminal ana-baba günü gibi ,iğne atsan yere düşmez, herkes öyle telaşlı ki biran evvel bilet bulup yola çıkma hevesiyle neredeyse insanlar birbirini ezecek durumdadır.
İbrahim biletini aldı, koyunu istenilen şekilde bir arkadaşının yardımıyla torbaya koyup ayaklarını bağladı. Muavin yolcuların bagajlarını yüklerken bir yandan da “karışıklık olmasın” diye numaralandırıyor bu yüzden de kafası yerden kalkmıyordu.Öyle işine dalmıştı ki “me, me, me” diye meleyen koyunun sesiyle irkildi. “Bu ne hemşerim, ben bunu bagaja koyamam” diye çıkışınca bir şeyden haberi olmadığı anlaşıldı. İş yazıhaneye intikal etti. Onlarda kendisine “Senin yanındaki koltuğu ayıran müşteri henüz gelmedi, sen o koltuğun da ücretini ödersen koyunu bagaja alırız” diye önceki verdikleri sözü unutarak ilgisiz kaldıklarında yapacak bir şey olmadığını anlayan İbrahim bileti almak zorunda kaldı.
Otobüs vaktinden ancak yirmi dakika sonra hareket edebildi. İnsanların çoğu ayakta veya toza kire aldırmadan yere oturup yolculuk yaparlarken gözlerini de İbrahim’in boylu boyunca uzanarak oturduğu koltuktan ayırmıyorlar “Belki de yolda binecek bir yolcuya ait” diye düşünüyorlardı kim bilir. Otobüs Kırıkkale’ye yaklaşırken koltuğun talipleri çoğalmış.”
“Öyle ya, yer ayırttırılıp da Kırıkkale ya da Ankara’ya kadar olmaz ki canım” diye düşünenler çoğalmaya başlamıştı. Durumu anlayan İbrahim mahsus uyuma numarasına yatıyor, gözlerini açacak olsa içlerinden birisine ver vereceğini biliyordu. Onun derdi….. adlı firmadaydı, kızdığı ve cezalandırdığı aslında onlardı.
Ankara’dan hareket ettikten sonra çoğu yolcu her şeyi göze alarak İbrahim’e birazda sert bir tavır sergileyerek oraya oturmak istese de muavin onları “orası kurbanlık koyun’a ait” diyerek gırgır geçip engelliyordu.
Uzun süren yolculuk ve devamında verilen bir iki moladan sonra ortalık yavaş yavaş aydınlanıyordu ki kucağı çocuklu bir kadınla muavin her şeyi göze alarak uyumakta olan İbrahim’i uyandırmak için dürtmeye başladılar. Muavinin en son dürtüşüyle İbrahim’in gözlerini açtığını gören kadın yalvarırcasına” Ağabey sen de hiç vicdan yok mu,bana acımıyorsan şu çocuğa…” lafı “İbrahim’in ….. adlı otobüs firmasında vicdan var mı ki bende olsun, o koltuk kurbanlık koyuna ait, benim hemşire bacım” diyen yarı kızgın çıkışının yerini biraz sonra merhamet dalgası kaplamış yer verdiği kadın ve çocuğu hemen horlamaya başlamıştı bile…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .