Kırşehir’in nazar boncuğu: “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi…

Kırşehir’in nazar boncuğu: “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi…

01.04.2015

Nazır ŞENTÜRK Kırşehir’in nazar boncuğu: “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi… Değerli “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi okuyucuları, çocukluğum gençliğim ve on yedi yıl memuriyet görevimi yaptığım Kırşehir’de bulunduğum bu süre içinde, lise yıllarımda kendimce yazdığım kısa öyküleri, taşlama türü şiirlerimi yerel gazetelere götürüp verip ardından büyük bir heyecanla yayınlanacağı günü beklemeye koyulurdum. HER SEFERİNDE BEKLENTİLERİM BOŞA ÇIKTI. Ama ben […]

Nazır1 copy

Nazır ŞENTÜRK

Kırşehir’in nazar boncuğu: “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi…

Değerli “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi okuyucuları, çocukluğum gençliğim ve on yedi yıl memuriyet görevimi yaptığım Kırşehir’de bulunduğum bu süre içinde, lise yıllarımda kendimce yazdığım kısa öyküleri, taşlama türü şiirlerimi yerel gazetelere götürüp verip ardından büyük bir heyecanla yayınlanacağı günü beklemeye koyulurdum.

HER SEFERİNDE BEKLENTİLERİM BOŞA ÇIKTI. Ama ben yazma umudumu ve azmini yitirmemeyi kafama koymuştum. Kendi kendime o çocuksu duyguyla olsun belki bir gün benim yazdıklarımın da bir işe yaradığını gören çıkar diye içimdeki yazma umuduna tutunup yazmayı ve gaz lambasının kırık ışığında uyuklayıp kalıncaya dek aralıksız okumayı sürdürdüm.
O GÜN BU GÜNDÜR OKUMADIĞIM GÜN KENDİMİ SUÇ İLEMİŞ GİBİ HİSSEDİP İRKİLDİĞİMİ İÇTENLİKLE İTİRAF ETMELİYİM. YAŞAM BİÇİMİM Böyle.
Neyse ilk kez Kırşehir basınında yazım ne zaman yayınlandı diye hafızamı yokladığımda aklımda kalan şöyle, liseyi bitirip üniversite sınavına girdim ama o yıl aldığım puan üniversiteye girmeme yetmedi. Umudu gelecek yıla bağlayıp üniversiteye hazırlık kitaplarından edindiklerimle kendi kendime hazırlanmaya koyuldum. Bu arada o yıllarda köy okullarında öğretmen açığı nedeniyle Milli Eğitim Müdürlüğü üniversiteyi kazanamayan lise mezunlarını köy okullarına vekil öğretmen olarak atıyordu. Bu durumdan yararlanarak başvuruda bulundum beni Kalankaldı Köyü ilk okuluna müdür vekili öğretmen olarak atadılar.
Ne okutacağımı ne yapacağımı bilmeden aldım çantamı Kalankaldı Köyüne gittim beni köy muhtarı Mahir Kandı hoş karşıladı. Okul köy meydanındaki camiinin bitişiğinde iki odadan ibaretti. Küçük odaya da hem yatıp kalkacak, hem de müdür odası olarak kullanacaktım. Birleştirilmiş sınıfta kır öğrenci vardı beş sınıfın kırk öğrencisiyle eğitime başladım.
Köyde ailelerin çoğu Almanya’ya işçi olarak gitmiş çocuklarını yaşlı anne babalarına bırakmışlardı. İki hafta geçti muhtarla ortak karar aldık ben akşam yemeğinde yarım saat sonra tüm öğrencileri okula getirdim benim gözetimimde çocuklar ödevlerini yapıyor takıldıkları yerde bana soruyorlardı. Tamı tamına iki ay gece gündüz Kalankaldı’lı çocuklarla haşır heşir oldum.
İki ay sonra asil öğretmen atandı, benim vekil öğretmenliğim de sona erdi. Yıl bindokuzyüz yetmiş Mayıs ayı Kalankaldı köyünden ayrılırken çocuklar ağladı. Ben hıçkırdığımı anımsıyorum. Onlar bozkırın nadide çiçekleriydi.
Kalankaldı köyünden ayrılırken göz bebekleri titreyen öğrencilerimi bırakıp gelmenin hüznüyle okunacak kitaplar diye Kalankaldılı çocukları anlatan yazıyı gazeteci Dursun Yastıman ustaya götürdüm Dursun ağabey yazıyı okudu. “Tamam bir ara gazeteye basarım” dedi ve yayınladı.
İlk yazım gazete arşivine böyle gidi. Daha sonraki yıllarda Kırşehir’in Sesi gazetesine yazdığım “Boyayan Eller, Büyüyen Eller” röportajım Başbakanlığın Anadolu Basını Özendirme Yarışması’nda Türkiye genelinde ikibin sekizyüz gazetenin katıldığı yarışmada Türkiye ikinciliği ödülüne layık görüldü.
Yine aynı yarışmada “Kırşehir Çiğdem” gazetesinde yayınlanan “Pazarcı Analar” röportajı mansiyon aldı.
Kalankaldı köyünde başlayan yazma tutkusu bugüne dek süre geldi. Yüzlerce yazı gazete köşelerinde yer aldı, onlar kitaplaşamadı. Ne zaman kitap olur onu kestiremiyorum.
Bu gün oniki kitapla yazma serüvenim sürüyor. Yaşadıkça yazacağım.
“Kırşehir Çiğdem” Gazetesine yazacağım aklımın erdiği, dilimin döndüğü sürece. Umut ediyorum ki siz değerli okuyucularla hoşça ve dostça bir iletişim kurma şansını yakalarım.
Neler mi yazacağım?
Kırşehir’le, Kırşehirliyle yaşama ve yaşatmaya dair, kültür, sanat, çevre , yönetim, denetim, sözün özü yaşadıklarımızla ilgili görüp işittiklerim… Düşündüklerim her olguyu sizlere sunmak.
1997 yılının Kasım ayında, Kırşehir’deki görevimden ayrılıp, İstanbul Valiliği’ndeki görevime başladığım günlerde, sabah işe giderken Galata Köprüsü üstünde sıra sıra dizilip oltalarını denize sallayan balıkçılar herkes gibi benimde dikkatimi çekiyordu. O insanlar saatlerce nasıl bekliyor, onları izledikçe benim içim daralıyordu.
Bir sabah Karaköy yönünde araçtan indim şoför arkadaşa “Sen Valiliğe git, ben yürüyerek geleceğim Vilayete” dedim. Şoför pek anlam verememişti bu davranışıma…
“Peki” dedi, sürdü aracı.
Ben köprüde yürümeye başladım. Kulağım denize oltalarını salmış olan balıkçılarda konuşuyorlar aralarında, yürüdüm bi ara kulağıma, “Nöörüyon laa!” ünlemesi geldi. Durdum, sonra yanına yaklaştım, “Kırşehir limisin?” diye sordum gözlerini gözlerime diredi “nirden bildin ağbi?” dedi.
Güldük karşılıklı, yürüdüm, o yanındakine “adam benim gırşarlı olduğumu bildi la!” diye söylendi.
İstanbul Anadolu’nun çiçekleri, böcekleri, sesleri, sözleriyle donanmış bir devasa kent. Binbir çeşit insanı ve lisanıyla yaşıyor. Onda böyle…
Son söz “Kırşehir’in bir nazar boncuğu, bir çiçeği olan, “Kırşehir Çiğdem” Gazetesi’nin 39. Yılını kutluyor, başarılar diliyorum.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .