Kırşehir’in makûs talihi

Kırşehir’in makûs talihi

04.01.2016

Bir şehir ancak bu kadar talihsiz olabilir. Neden mi? Bu söylemimi açıklamadan önce önemli bir hususa değinmek isterim. Huzur içinde bir yeni yıl akşamı geçirdik. Tabii ülkenin belli bir kesiminde bu huzurun adı bile yoktu. Televizyonların karşısında sıcak çaylarımızı içerken seyrettiğimiz sahneler, aslında kahramanların bize bu huzuru yaşatmak için nasıl canları pahasına çarpıştıklarını gösteriyordu. O […]

Bir şehir ancak bu kadar talihsiz olabilir.
Neden mi?
Bu söylemimi açıklamadan önce önemli bir hususa değinmek isterim.
Huzur içinde bir yeni yıl akşamı geçirdik.
Tabii ülkenin belli bir kesiminde bu huzurun adı bile yoktu. Televizyonların karşısında sıcak çaylarımızı içerken seyrettiğimiz sahneler, aslında kahramanların bize bu huzuru yaşatmak için nasıl canları pahasına çarpıştıklarını gösteriyordu.
O kahramanlara gerçek bir teşekkür borcumuz var. Teşekkürden de öte, orada canları pahasına asıl amaçları” toprak” olan ama bunu açıkça söyleyemeyip dolambaçlı yollarla, adını “Özerklik” koydukları, insanları yerinden yurdundan eden bu terör örgütü mensuplarına karşı kahramanca mücadele edenlerin alınlarından öpmek gerekir.
Türkiye onlara, o kahramanlara ne yapsa azdır. Şehitlerimize bir kere daha Allah’tan rahmet dilerim. Ruhları şad olsun.
Bu konuda yazılacak o kadar dolu yazılar var ki.
O yazıları başka günlere bırakalım. Dileğimiz daha fazla cana mala mal olmadan, bu şehirlerde yeniden asayişin sağlanması. Türkiye’de yaşayan her yurttaş, huzurlu bir ortamda yaşamayı hak etmektedir.
Konumuza dönersek:
Bir şehir, içinde yaşadığımız,doğup büyüdüğümüz,ekmeğimizi kazandığımız bu şehir, Kırşehir neden bu kadar talihsiz acaba?
Burada bazı tarihi gerçekleri özetle dile getirmek istiyorum.
Diğer bir deyişle bu talihsizliğimizin tarihini kısaca özetlemek istiyorum.
Geçen hafta oldukça ilginç bir kitap okudum. Dikkatle okudum. Zaten o kitap sizi bırakmıyor.
Kitabın adı:
Değerli tarih Profesörü Mikail Bayram’ın “Sosyal ve Siyasal Boyutlarıyla Ahi Evren- Mevlânâ Mücadelesi”
Ve neden şimdiye kadar,bu konuda bilgi sahibi olmadığıma hayıflandım.
Kırşehir’i neden etkilemiş bu mücadele diye baktığımızda, özetle, o yıllarda (1200’li yıllar) Azerbaycan’ın Hoy kasabasından gelen Ahi Evren’in önce Kayseri’ye yerleştiğini, Burada dericilik (debbahlık) örgütünü kurduğunu Fatma Bacı ile evlendiğini,moğolların Kayseri işgalinden sonra Konya’ya göç ettiğini ,orada bir süre Selçuklu sultanının veziri olarak görev yaptığını öğreniyoruz.
Daha sonra Ahi Evren’in ismi, Mevlana’nın büyük dostu, Şems-i Tebrizi’nin öldürülmesi olayına karıştığından Kırşehir’e yerleşmek zorunda kaldığını, Mevlana’nın büyük oğlu Alaaddin Çelebi’nin de Ahi Evren’in yanına geldiğini, burada da Moğol’lara karşı isyan başlattığı için Moğol Beyi Caca Nurettin tarafından bu isyanın bastırılıp tüm ahilerin Kılıçtan geçirildiğini öğreniyoruz. Bu arada yaşı doksanlarda olan Ahi Evren ve Alaaddin Çelebi de öldürülüyor.
Alaaddin Çelebi’nin cenazesi daha sonra Konya’ya gönderiliyor, Ahi Evren’e de Aşıkpaşa tarafından şimdiki yerindeki türbe yaptırılıyor.
Bu türbenin ilk halini merak edenler Facebook’ta Ahmet Yeniyapan tarafından oluşturulan “Eski Kırşehir Fotoğrafları” sayfasında bulabilirler.
Geriye kalan ahiler Akşehir’e göç etmek zorunda kalıyor. Ve o devrin yazışmalarından anlıyoruz ki; Kırşehir yakılıp yıkılıyor ve bir köy haline dönüyor.
Yukarıda sö zünü ettiğim bu kitapta çok ilginç olan bu olayların detaylı tüm ayrıntılarını bulabilirsiniz. Ve de ilgi duyan her Kırşehir’linin muhakkak okuması gereken bir kitap olduğunu bir kere daha belirtmeliyim.
İşte Kırşehir’in başına gelen ilk talihsiz olay bu oluyor. Kırşehir tamamen yakılıp yıkılıyor. Ahiler kılıçtan geçiriliyor.Kırşehir’de adeta kimseler kalmıyor.
İkinci olay’ı Ayşe Hür’ün “Öteki Tarih 1” adlı kitabını okurken öğreniyorum.
21 Temmuz 1905’te sultan Abdülhamid’e Ermeniler tarafından meşhur bombalı suikast düzenleniyor. Cuma selamlığından çıkacak olan sultan Abdülhamid’in saltanat faytonuna binmesi saatine göre hesaplanan bomba, tam zamanında patlıyor, 26 kişi ölüyor. Sultan bu suikastten yara almadan kurtuluyor. Sebebi ise o zaman Harbiye Mektebi’nde kurulan “İhtilalci askerler Cemiyeti’nden” Kırşehir’li Rıza diye bir öğrencinin sultana bir dilekçe vermesi ve sultanın bu dilekçeyi okuyarak faytona binmekte gecikmesi. İddialardan biri bu. Bu iddianın detayını tarihçilere bırakarak Kırşehir’in nasıl etkilendiğini öğrenelim.
Bu bilgiler üzerine araştırmalarım beni Hamit’li Rıza Silsüpür’e götürdü.
1879 yılında Hamit’te doğan Rıza Silsüpür’ün soyunun da geniş bir yazı konusu olabilecek oldukça ilginç bir serüveni var.
Rıza beyin 1919 da İstanbul mebusu olması da bu tarihle çakıştığı için sözü geçen kişinin Hamit’li Rıza Bey olması kuvvetle muhtemel.
İstiklal savaşına Atatürk’ün yanında katılan, Atatürk aleyhine bir ordu toplamaya çalışan o zamanın padişah yanlısı Ankara valisi Muhittin Beyi yakalayarak Sivas’a teslim edilmesini sağlayan Hamitli Rıza,1. İnönü Savaşı’nda kardeşi Haydar beyle birlikte kahramanlıklar gösteriyor.
Daha sonra onu 1. TBMM’de Kırşehir mebusu (milletvekili) olarak görüyoruz.
Bu süreçte Hamitli Rıza Bey Atatürk’e muhalif oluyor. 2. Türkiye milletvekili seçiminden önce hükümet onun bir defa daha seçilmesini önlemek için Keskin ilçesini Ankara’ya bağlıyor ve ona bağlı köyler de Ankara’ya bağlanıyor.
Yani Kırşehir ikinci olarak küçülüyor. Bu olay da ikinci talihsizliği oluyor Kırşehir’in.
Hamitli Rıza Bey 1926 yılında İstiklal Mahkemeleri tarafından idama mahkum ediliyor ve idam ediliyor.
Çok ayrı konular. İlginç tarihi olaylar.
Hamitli Rıza Bey’in şair olan babasının, bu olay üzerine yazdığı şiir ise çok duygusal ve göz yaşartıcı.
1200 yıllarda köy haline gelen Kırşehir, ikinci olarak 1920’li yıllarda Keskin dolayısı ile tekrar bir küçülme daha yaşıyor.
Kırşehir’in başına üçüncü bir talihsizlik te 1950’lerde geliyor.
1950’li yıllarda Hasanlar’dan Osman Bölükbaşı çıkıyor. O zamanın iktidarı Demokrat Partiye şiddetli muhalefeti cezalandırılıyor. Kırşehir o devrin başbakanı Adnan Menderes ve cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından ilçe haline getiriliyor. Kırşehir üçüncü ve en büyük darbeyi de o zaman yiyor. Avanos, Hacıbektaş, Çiçekdağı, Kaman, Kozaklı ilçeleri Kırşehir’den koparılıyor. Kırşehir Nevşehir’e bağlanıyor.
Sonradan il haline getirilen Kırşehir’in ancak üç ilçesi olabiliyor. Yani Kırşehir üçüncü bir kez daha küçülüyor.
Son olayın ayrıntılarını hemşehrilerim bilir. Bu olayların bir kısmını da biz çocukken yaşadık.
Evet köşemiz elverdiğince bir şehrin başına gelebilecek, şehri etkileyen üç tarihsel olayı kısaca özetlemeye çalıştık.
Kimse zamanı tersine döndüremez ama şöyle bir düşünelim:
Tarih tersine dönseydi, yani, Ahi Evren vezir olarak Kırşehir’i imar etseydi, Rıza Bey Atatürk yanlısı olup, Kırşehir’e pek çok değerler katsaydı, Osman Bölükbaşı muhalif olmasa da, Kırşehir Adnan Menderes’i destekleyip o zamanın sanayileşmesinden nasiplenseydi, Kırşehir şimdi nasıl bir şehir olurdu acaba?
Bu soruyu hayal gücünüze bırakarak hepinize mutlu sağlıklı bir 2016 yılı, ülkemize dirlik, düzenlik, barış ve kardeşlik içinde savaşsız geçecek bir yeni yıl dilerim.



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

Necmettin Ceylan

Sn Ugur Önal
Bu araştırmanızdan dolayı sizi tebrik ederim. Olumsuz gelişmeler olmasaydı şimdi nasıl bir şehrimiz ve daha kültürlü insanımz olurdu,hayal bile güzel.
saglıcakla kalın sevgiler.
Necmettin Ceylan

27.09.2016, 3:21

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .