Kırşehir’in kıymetini bilmediği BURHANEDDİN ULUTAN

Kırşehir’in kıymetini bilmediği BURHANEDDİN ULUTAN

31.01.2015

Kırşehir’in kıymetini bilmediği BURHANEDDİN ULUTAN Kırşehir’in yetiştirdiği Burhaneddin Ulutan, Kırşehir’deki tahsil hayatından sonra Kırşehirimizden ayrılmış, Ankara, İstanbul başta olmak üzere bazı büyük kentlerdeki sanayi tesislerinde idarecilik yapmış değerli bir iktisatçısıydı. 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti iktidarının en gözde bürokratı olan Burhaneddin Ulutan’ı Demokrat Parti Kırşehir’de aday göstermiş, ama Osman Bölükbaşı’nın ve partisinin çok güçlü olduğu […]

Kırşehir’in kıymetini bilmediği
BURHANEDDİN ULUTAN

Kırşehir’in yetiştirdiği Burhaneddin Ulutan, Kırşehir’deki tahsil hayatından sonra Kırşehirimizden ayrılmış, Ankara, İstanbul başta olmak üzere bazı büyük kentlerdeki sanayi tesislerinde idarecilik yapmış değerli bir iktisatçısıydı.
1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti iktidarının en gözde bürokratı olan Burhaneddin Ulutan’ı Demokrat Parti Kırşehir’de aday göstermiş, ama Osman Bölükbaşı’nın ve partisinin çok güçlü olduğu o yıllarda seçilememişti.
Demokrat Parti, Kırşehir’i ilçeliğe düşürmeyi kafalarına koyduklarında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes, Burhaneddin Ulutan’ı ayrı ayrı çağırıp durumu kendisine münasip bir dille anlatmışlar, ikna etmeye çalışmışlar. İstanbul Suadiye’deki evinde kendisini ziyaretimde bana şöyle nakletmişti:
“Burhan Bey, Kırşehir’i cezalandırmak için geçici olarak ilçeliğe düşürüp Nevşehir’i il yapacağız ve Kırşehir’i de buraya bağlayacağız dediler. Ben de, hayır yapamazsınız, ben bu acımasızlığı kabul edemem. Ben hemşehrilerimin yüzüne bakamam, memleketime gidemem dedim. Ama beni dinlemediler ve Kırşehir’i ilçeliğe düşürdüler. Bu hadise benim hayatım boyunca yaşadığım en büyük acı bir travmaydı. Bu karar benim ömrümün sonuna kadar yaşadığım en büyük felaket olmuştu.”
Burhaneddin Ulutan’ın hayatı çalkantılarla geçti. Demokrat Parti’nin en gözde bürokratı iken o da 1960 darbesinde gözaltına alındı. Sıkıntılar yaşadı. Yassıada Mahkemesi’nde o da yargılandı ve cezasını Adana Cezaevi’nde çekerken, kalan kısmını Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde tamamladı.
Burada yeri gelmişken yaşanmış bir anıyı yazmam tarihi bir görevdir.
Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinin Panlı beldesinden olan, şimdi Kırşehir’de yaşayan, yaşı 80’e yaklaşmış İsmail Avşaroğlu, askerliğini Adana Cezaevi’nde yaparken, bir anısını benimle şöyle paylaşmıştı. Bunu yıllar önce gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”de yazmıştım.
İsmail Avşaroğlu bakın neler anlatmıştı:
“Yassıada Mahkemesi’nde yargılanıp Adana Cezaevi’nde  cezasını çekenlerden 5 mahkumu Ankara’ya götürmek için Adana Garı’ndan trene bineceğimiz sırada adının Burhaneddin olduğunu söyleyen ve yanlarında gazeteci Bedii Faik Fenik ve Mümtaz Faik Fenik, yanıma yaklaşarak, ‘Kara gözlü asker, izin verirsen biletlerimizi birinci mevkii ile değiştirmek istiyoruz’ dediler. Ben de hay hay dedim. Trene bindik. Dedim ki, uzatın kollarınızı, uzattılar kollarını kelepçeleri açtım ve kelepçeleri alıp cebime koydum. Sizi böyle teslim etmek istiyorum dedim. Çok sevindiler. Ben Burhaneddin Bey’in Kırşehirli olduğunu bilmiyordum. Sonra Ankara’ya vardık. Ankara Gar’ında indik. Hemen kollarını uzattılar,’ kelepçeyi takabilirsiniz’ dediler. Ben de, hayır olmaz, size kelepçe takanın …. dedim.  Size söz verdim, böyle teslim edeceğim dedim. Sevindiler. Ankara’da Anafartalar Caddesi’ndeki Adliye’nin karşısındaki Toros Otel’inde yer ayırtacaktım. Burhanettin Bey ve yanındaki gazeteciler Mümtaz Faik Fenik ile Bedii Faik Fenik , karagözlü asker bize bugün müsaade etseniz evimize gitsek, banyomuzu yapıp çamaşırlarımızı değiştirsek dediler. İçim parçalandı. Tabi dedim gidin size müsaade ediyorum dedim. Ama yarın sizi burada saat 14.00’te bekliyoruz dedim. Onlar sevinç içinde birer arabaya atlayıp gittiler. Ertesi günü geldiler. Biz askerlere ufak tefek yiyecek hazırlatmışlar. Yine aynı kollarını uzattılar. Kelepçeyi takabilirsiniz, artık gidelim dediler. Ben hayır dedim. Ve yürüyerek Ulucanlar’daki Ankara Kapalı Cezaevi’ne götürdük ve teslim ettik.”
50 yıldır gelmediği, görmediği memleketi Kırşehir’e gazetemizin kuruluşunun 21’inci yıldönümü nedeniyle İstanbul’da ziyaret edip, davet ettim.
“Şevket evladım seni sevdim ve seviyorum. Senin hatırın için geleceğim” dedi.
İstanbul’da davet ettiğim onun dostu olan Ahilik ve Araştırma Eğitim Vakfı Başkanı Galip Demir, Muzaffer Mermer, Ahmet Uğurlu, Zeki Sayın, Hacı Ali Akın, Ulaştırma eski Bakanı Hasan Basri Aktan ile birlikte Kırşehir’e geldi. Ve Grand Terme Otel’inde 3 gün kaldılar, termal kaplıcaya girdiler. Kırşehir’i köşe bucak gezdiler ve İstanbul’a döndüler.
Burhaneddin Ulutan gazetemizin kuruluşunun 21’inci yıldönümündeki yemekli ve saat 12.00’de başlayan törende yaptığı konuşmasında şunları söyledi:
“Kırşehir Çiğdem” gazetesini kuruluşunun 21’inci yıldönümü nedeniyle uzun yıllar hasret kaldığım toprağını, suyunu, havasını özlediğim Kırşehir’e gelerek katıldığım böyle bir toplantıda bulunmaktan duyduğum sevinci ve heyecanı unutmam mümkün değil.
“Beni Kırşehir’deki hemşehrilerimle kucaklaştıran, yıllardır İstanbul’a evime ulaştırılarak okuduğum ‘Kırşehir Çiğdem’ gazetemizin şahsında Sayın Şevket Güner’e huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum. Ben deniz hoşgörünüze sığınarak ifade etmeliyim ki uzun yıllar İstanbul’da matbuatla iç içe olan bir hemşehriniz olarak doğrusu, ‘Kırşehir Çiğdem gazetemizin Kırşehir gibi bir vilayette nasıl bu kadar sabırla yayınlanabildiğine şaşıyorum. Biliyorum ki gazetecilik ve bu mesleğe göz nuru dökenlerin hakikaten emekleri ödenmez. Kırşehir basın tarihini şöyle bir inceleyiniz. Hiçbir basın kuruluşu ‘Kırşehir Çiğdem’ gazetesi kadar seviyeli, memleketini seven, dürüst, hemşehrilerine, Kırşehir’e  söz söyletmeyen, her türlü entrikadan uzak, her görüşe açık ve saygılı bir gazete ile Kırşehirliler ne kadar övünseler azdır. ‘Kırşehir Çiğdem’ gazetesini ziyaret edip tesislerini gezdiğimi zaman gazetemizin gerçekten Anadolu’da yayınlanan birçok gazeteden daha içerikli ve kaliteli bir gazete olduğunu görmenin bahtiyarlığına eriştim. ‘Kırşehir Çiğdem’ gazetesi sahibi Sayın Şevket Güner’in mesleğine düşkün olduğunu, bu mesleği çıkarları için kullananlara karşı olduğunu yazdığı yazılardan anlıyorum. Bu nedenle ayrıca kendilerini bir kere daha kutluyorum. Bugün 28 Mart 1997, Grand Terme Otel’inde siz değerli Kırşehirli hemşehrilerimle birlikte olmaktan da ayrıca mutlu olduğumu ifade etmeliyim. Hepinize saygılar sunuyorum.”
Rahmetli Ulutan, konuşurken gözleri çakmak çakmak parlıyordu. Hâlâ ülkesi için yapabileceği hayalleri vardı, ümitleri vardı. Bu güzel adamı, bu büyük insana plaket verdim. Bu onur Kırşehirli gazeteci olarak bana nasip olmuştu. Kendisine Kırşehirliler olarak geçmişte vefasızlık yapmış, aday olduğunda seçmemişti Kırşehirliler.
Burhaneddin Bey, eski Başbakan ve 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’le de araları iyi idi. Burhan Bey “ömrümün sonunda Kırşehir’e bir hizmetim, bir eserim olsun” diyerek Demirel’le görüştükten sonra Kırşehir’e bir lâstik fabrikası kurulması için proje çalışmaları başlatmıştı. Bunu Ankara Stad Oteli’nde aylarca kalarak çalışmış ve başarmıştı. Petkim’e bağlı Türk Hava Kuvvetleri Vakfı, Tarım Kredi Kooperatifi Merkez Birliği, Emekli Sandığı ve tamamı kamuya ait Petlas Lâstik Sanayi A.Ş.’nin kurulmasına öncülük etti. Zira Petkim’in Genel Müdürü de Kırşehirli hemşehrimiz Firuzan Ardıç’tı.
Önce Kırşehir’de “Kırşehir Holding” adıyla bir şirketin kurulmasını sağlayan Burhan Beyi Kırşehir’de kapı kapı dolaştırıp para toplattılar Holdingin bünyesinde  Orta Anadolu Giyim Sanayi A.Ş.’yi kurdular. Oralgim A.Ş. adında bir başka şirket daha kurup Petlas’ın alt yapısını oluşturmak istiyorlardı. Şirketinn sermaye artırımına gitmemesi sonucu kurulan Oralsan A.Ş. ve Oralgim’in büyük payı  Mermerler’e geçti.
Kırşehir’de öncülük ettiği Kırşehir Holdingin başarısızlığı ve yaşanmasını istenmeyen oluşumcular onu çok etkilemişti. Belki uzun yıllardır görüşmüyordu onlarla. Kırşehir’e getirip maddi para toplattıkları Burhan Bey’le ne garip ki gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”in kuruluşunda yan yana oturmak zorunda kalmışlardı.
İstanbul Suadiye’de oturuyordu Burhanettin Bey. Evi tam denizin karşısındaydı. Yalı Apartmanı’nda komşusu olan Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç de bir suikast sonucu öldürülmüştü. Çetin Emeç onun komşusuydu. Evinin önündeki bahçede Burhanettin Bey ile tavla partilerine ben de tanık oldum. Yine oradan onun dostu olan tarihçi-yazar Cemal Kutay’ı da görmüştüm. Kutay, şişman, iri yarı, kalın ve tok sesli olarak konuşuyordu Burhan Bey’le…
Çetin Emeç de kibar, nazik efendi bir gazeteciydi. Burhanettin Bey beni onunla tanıştırırken “Kırşehir’in yürekli gazetecisi, gazetelerini yıllardır takip ediyorum” dedi.
Bir ziyaretimde de büyük oğlum hukukçu Yrd. Doç. Dr. Cemil Güner ile bankacı oğlum Turgay Güner de vardı. Burhaneddin Bey’in kısa diyebileceğimiz anılarını sormuştum. Oğullarım Cemil ile Turgay katkı sağlamışlardı. Daha sonra gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”de de o anıları yayınlamıştım.
Burhaneddin Bey, 1915 yılında Kırşehir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kırşehir’de, lise öğrenimini de Kayseri Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1936 yılında Mülkiye Mektebi, daha sonra “Siyasal Bilgiler Fakültesi”ni bitirerek devlet hizmetine girdi. Sırasıyla Afyon Vilayet Mahiyet Memurluğu, Emirdağ Kaymakam Vekilliği, Yedek Subaylık, Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisadi ve Mali İlimler Grubu Asistanlığı, Maliye Müfettişliği, İngiltere Hazine Nazırlığı’nda staj yapmıştır. Aynı zamanda da London School of Economics and Political Siences’e misafir öğrencisi olarak devam etmiştir.
1949 yılı sonunda yurda dönünce Maliye Bakanlığı Müşavirliği, Hazine Genel Müdür Yardımcılığı (1950-1953), Hazine Genel Müdürlüğü (1953-1956), Türkiye Çimento Sanayi Genel Müdürlüğü, (1956-1959) Etibank Genel Müdürlüğü, (1959-1960) hizmetlerinde bulunmuştur. Bu tarihlerde Kırşehir’deki Hirfanlı Barajı’nın temelini Başbakan Adnan Menderes’e atıştırmış, kendisi de bizzat ilk harcı koyanların arasında yer almıştır.
27 Mayıs 1960 darbesinde tevkif edilerek Yassıada’ya sevk edilmiştir. Daha sonra bir müddet İstanbul Balmumcu Garnizon’unda tutulmuş, üç ay serbest bırakılmış, tekrar Yassıada’ya alınmış, neticede de Anayasa’yı ihlal teşebbüsü suçuna iştirak maddesinden 5 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Hapisten çıktıktan sonra özel teşebbüste Aygaz ve Gaz Aletleri A.Ş.’leri, Sasa Suni ve Sentetik Elyaf Sanayi A.Ş. yöneticiliklerinde bulunmuş, Milletler Arası Para Fonu (IMF) Müşavirliği (4 yıl) yapmış ve aralıklı olarak da Ankara, Adana, İstanbul İktisadi ve Ticari Akademileri’nde, İzmit Mühendislik Yüksekokulu ile Yıldız Üniversitesi İzmit Mühendislik Fakültesi’nde, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, Bankacılık Yüksekokulu’nda Bankacılık Prensipleri, Kamu Maliyesi, Ekonomi Tarihi, ekonomik Kalkınma Politikası, Ekonomi ve Makroekonomi ile Uluslar arası Ekonomi dersleri okutur olmuştur. Gazete ve dergilerde 100’den fazla makalesi yayınlanmıştır.
Burhaneddin Ulutan İstihsal Faktörleri ve İnsan Zekası, Katma Bütçeli İdareler ve İktisadi Devlet Teşekkülleri, Bankacılığın Tekamülü, Bankalar Kanunu, Şerh ve İzahı, Türkiye’de Kamu İksitadi Kuruluşları, İktisad Doktrinleri ve İlk Filozoflar, Bankalarda Likite ve Solvabilite, Maliye, Toplumcu Akımlar ve Hürriyet, Türkiye’de Devalüasyonlar, İslâm Medeniyeti ve Akılcı Felsefe, Kamu Maliyesi-Devlet Gelirleri, Kamu Maliyesi-Kamu Kredisi, Kamu Maliyesi-Devlet Giderleri, İktisadi Doktrinler Tarihi, Marxism ve Leninizm, Enflasyon ve Ekonomi Kalkınma, Tesis Planlama Ders Notları, 50. Yılında Etibank, Ekonomik Kalkınma Politikası ve İslâmda Çöküntü ve Kurtuluşun Anahtarı eserlerini 1948 ve 1990 yılları arasında yazıp, yayınladı.
Kırşehir’in yetiştirdiği bu değerli insan Burhaneddin Ulutan, 6 Aralık 2003 tarihinde İstanbul Suadiye’de yalnız yaşadığı evinde hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 8 Aralık 2003 tarihinde İstanbul Erenköy Galippaşa Camii’nde kılınan namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda eşi Nâdire Süheyla Ulutan’ın yanında toprağa verildi.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .