Kırşehir’in demokrasi sınavı

Kırşehir’in demokrasi sınavı

17.09.2015

Belirtmek isterim ki, Anadolu toplumu olarak; vicdan, ahlak, barış ve hoşgörü içinde bir yaşam, bizlerin en temel değerleridir. Tarihin bu zor dönemlerinde bu değerlere sarılıp, karanlığa tutulan bir fener gibi Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle; yani ülkemizin bütün renkleri ile ortak paydalarımızla buluşarak halkı kurmak mümkün olmuştur. Kutsal bir birliktelikle toplumun barış içinde ve demokratik bir […]

Belirtmek isterim ki, Anadolu toplumu olarak; vicdan, ahlak, barış ve hoşgörü içinde bir yaşam, bizlerin en temel değerleridir.
Tarihin bu zor dönemlerinde bu değerlere sarılıp, karanlığa tutulan bir fener gibi Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle; yani ülkemizin bütün renkleri ile ortak paydalarımızla buluşarak halkı kurmak mümkün olmuştur.
Kutsal bir birliktelikle toplumun barış içinde ve demokratik bir ortamda yaşanabilmesi için toplumu oluşturan bütün dinamiklere ihtiyaç vardır. Siyasi partiler, basın, odalar, dernekler, sendikalar, üniversiteler; tüm sivil toplum kuruluşlarının da dahilindeki demokrasi kültürünün yerleşmesiyle birlikte bu zor dönemi atlatmamızda üzerilerine düşen sosyal sorumluluk görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir.
Hepimiz biliyoruz ki, bu ülkenin ilk sancılı yılları, şu yaşadığımız yıllar değildir. Bizden önceki kuşağa kulak verdiğimizde ve kaynakları güçlü kitapları okuduğumuzda ülke aslında daha sancılı yıllardan geçmiştir.
Öteden bu yana zulüm hep işlenmiş, senaryoları hep devreye sokulmuştur. Dikkat edin, hangi dönemde mevcut iktidarlar kapana sıkışsa sistem tıkanmış ve sistemi açmak isteyenler dış güçlerinde kuvvetiyle, toplumu yaralama, ayrıştırma, yok sayma ve zulmetme girişiminde bulunmuşlardır. Tarihten bu yana dayatılan ihtilaller, katliamlar, öğrenci hareketleri, cezaevleri tam bir cinayet dönemleridir. Ülkenin milli bütünlüğünü ulusal kurtuluş mücadelesinden bu yana bir sancı olarak taşıyan dış birlikçilerin istihbaratı ve iç birlikçilerin de aldıkları teslimiyet kuvvetiyle ulusun milli bütünlüğünü bozmak istemektedirler. Yani bu ülkede yöneten, tavır koyan ve tepkisini açığa çıkaran hiç bir zaman halk olmamıştır. Aksine halkı birbirine düşürenler olmuştur. Bu kaosu isteyenler ise açıkça ortadır.
Gözlemlerime dayanarak bir gerekçe sunacak olursam; düştüğümüz bu durum aslında demokrasi kültürünün tam olarak yerleşmemesi nedeniyle üzerimize yüklediği bir çıkmaz, bir parçalanış, bir düşmanlaşmadır. Bu ülkede siyasetin, bürokrasinin, toplumsal dinamiklerin güçlendiği ve piyonluktan arındığı bir dönemde birbirimizi ancak daha iyi anlayabiliriz. Daha iyi vücut bulabilir, kardeşçe bir yaşamın koridorlarını açabiliriz. Yani toplum önderlerinin adımlarıyla yol alabiliriz.
Gelin görün ki, son zamanlarda yaşanan halkı birbirine kırdırma hareketlerinde az önce belirttiğim hiç bir siyasal refleks ortada yok ve kimsenin bu konuda gıkı dahi çıkmıyor. Bu, halkın giderek yalnızlaştırıldığı ve çaresizleştirildiği anlamına geliyor. Oysa ki, önce birbirimize seveceğiz, birbirimize saygı duyacağız, güven duyacağız, bunun mücadelesini, bunun toplumunu kuracağız. Gücün birliktelikten geleceğini ve bu güçle vatanı; aklımızla, bilgimizle, çağdaşlığımızla koruyabileceğiz. Değilse, öldürerek bir yere varılmıyor. Çirkin ve güzel olanı öldürürken, çirkin ve güzel olanlar doğanın gereği yeniden doğuyor. Ve her yeni çirkin doğuş her geçmiş güzel zamanın aydınlığını yıkarak karanlığı vahşetle tetikliyor. İnsanı ve insan kalmayı inşa etmek daha mümkün ve bu ülkenin tek kurtuluşu olarak görünüyor.
Yaşananlar çok acı bir durum. Bende için için kanıyorum. Zira bende, vatani görevini yaparak, ülke için on beş ay nöbette kalmanın nasıl onurlu bir şey olduğunu çok iyi biliyorum. Böyle bir durumda, sizi bekleyenlerin hayalini kurmak ve kavuşma özlemiyle zamana direnmek çok soylu bir bekleyiş. Bu bekleyişin sonunda sevdiklerinizle kucaklaşmak yerine daha körpe bir fidanken kara toprakta son bulması kurulacak bütün tümceleri yetersiz kılıyor ve artık söz bitiyor, yerini yüreklere işlenen sonsuz bir acıya bırakıyor. Şehitlerimizi rahmetle minnetle anıyorum. Ben onlara Mustafa Kemal’in askerleri, Türkiye Cumhuriyet’inin asıl neferleri ve gurur tablolarımız olarak bakıyorum.
Kurtuluş mücadelesinde bu vatan için her türlü etnik gurubuyla mücadele verirken, Mustafa Kemal ve şehitlerimiz, bugün ulusal mücadeleyi birlikte kazandığımız Türk ve Kürt etniklerinin ayrışmaya götürülmesi, birbirine düşürülmesi ve hiç yere askerlerimizin, polislerimizin şehit edilmesi akıl alır gibi değil. Ben burada bu tezatlığa kızıyorum. Halkı huzursuzluğa, çatışmaya, içinden çıkılmaz kaosa sürükleyenlere kızıyorum. Ben vatanımı bütün çeşitliliği ile verdiği zenginlikle daha bir aşka seviyorum. Yaşadığımız şu yüzyılda kimselerin oyununa gelmeden kardeşçe yaşamı arzuluyorum. Ülkemin duyduğu özlemde inanıyorum ki budur.
”Bildiğim Tek Büyülü Cümle Daha Çok Barış.” Bu cümle benimde çokça keyif aldığım ve ülkemin böylesine bir kuşatma içinde yüreğim kanayarak kurduğum bir cümle. Barış bana göre, böyle bir ortamda çiçekleri ifade ediyor. Başı dik çiçekleri. Gülen çocukları, oğullarına mutlulukla ekmek yapan anaları, umutlu babaları, huzuru koşan sokakları, gülüşen üniversiteleri, derin derin nefes alan dağları, güzel ormanları, Akdeniz’i, Karadeniz’i Ege’yi ve uzandıkları Doğu’yu, kısaca barış kalbi kardeşlikle atan Anadolu’yu, yurdumu, vatanımı ifade ediyor. Barışı bu haliyle görür, anlayabilir ve konuşabilirsek, sanırım bir arada yaşam mümkün. Ellerimiz iç içe yüzlerimiz sevgiye dönük. Bu yüzden ülkeme ve halkıma barışı sunuyor ve barış içinde bir yaşam diliyorum.
Kahır dolu zamanlar. Halkın duygularının karmaşıklığa uğradığı. Ülkede yaşanan siyasal zaafiyetin eksikleri olarak görüyorum. Dondurulmuş ve komuta dönük bürokrasinin eksikliği olarak görüyorum. Bir yandan bir biri ardına düşen vatan evlatları iken, diğer yandan içi oğul yokluğuyla yananların çoğalışı. Böyle bir durumda iç yakan bu kaynar suları nereye döker analar, babalar, kardeşler? Nereye vurur gövdesini dağlayan acıyı? Buna cevap vermek güç gerçekten. Diğer yandan ülkeyi çıkmaza sokanların yarattığı ayrımdan yaralanan, kaç yıldır birlik içinde ekmek yeyip su içtiğimiz ağabeylerimizin, esnaf kardeşlerimizin yakılan iş yerleri. Az önce ifade ettiğim gibi kendi hür tavrından arındırılmış halkın duyguları üzerine kurulan açık bir oyun, birbirine düşürme ve düşmanlaştırma gerçeği.
Mesela bu konuda en net cevabı Çöl Pazarı Firmasının sahipleri vermişlerdir. İGS Mağazası işletmecisi Sayın Cihat Beydoğan ise şöyle demiştir:
”İşyerlerimiz yakılmış olabilir. Ancak şehitlerimizin ve şehit yakınlarımızın acısının yanında bizim acımız hiç bir şeydir.”
Bakar mısınız ne kardeşçe bir söylem, ne barış içinde bir tutum, ne soylu bir cevap. Bu şehirde herkes herkesi tanıyor. Kim soylu kim soysuz, kim vatan haini, kim vatan sever biliyor. Bu yüzden Kırşehir barışın şehridir. Kırşehir Ahi Evran’ın geleneği, Yunus’un aşkı, Neşet Usta’nın mazlum türküleriyle halka ve hakka yüzünü dönmüşlerin şehridir. İşyerleri tahrip edilenlerin hepsi; şehrim, esnafım, ağabeylerim, vatan uğruna şehit düşenler ise kan bağım, kardeşlerimdir. Asıl vatan haini, vergilerini kaçıran, vatani görevini yerine getirmeyen, kandan nemalanan ve bu kentte iş / emek sömürüsüne vampir gibi abanan bazı devrimciler, bazı sağcılar ve bazı köktendincilerdir.
Diyorum ki, yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik, kardeşçe yaşamı arzu eden Türkiye !.. Yaşasın vatanı ve halkı uğruna insan kalmayı dert edinenler.
Kırşehir’de yaşanan yıkma ve yakma eylemlerinde şüphesiz bir provoke var. Kırşehir’in zor zamanlarda ortak akıl oluşturamama ve barış, hoşgörü, dayanışma sınavını da vermiştir. Üzülerek belirtmeliyim ki, hiç hoş şeyler yaşanmamıştır. Ben bunu yine ilimizin siyasal zaafiyetine, bürokratik yoksunluğuna bağlıyorum.
Olayların cereyan ettiği o anlarda bu şehrin siyasi önderlerinin de sınavıdır bu ayrıca. Yönetici ve lider farkı bu süreçlerde ortaya çıkar. Bu yönetim refleksleri tarafından acil bir komite kuralamamış, soluyla sağıyla bir araya gelinememiş, sorun masaya yatırılamamış ve ortak bir akıl oluşturulamamıştır. Bu denli ağır bir bilanço ortaya çıkması da kaçınılmaz olmuştur. Bu da ifade ediyor ki, birbirimizi sevmekten ve birbirimizi korumaktan gerçekten korkuyoruz. Keşke olmasaydı, keşke bir barış bloğu, barış elçisi çıksaydı da, düşmanlaşmaya, yok olmaya, bir birimizi kırmaya dur deseydi. Bu ülkeye, bu halka, bu topluma zulmü ön görenleri Allah’a havale ediyorum. Vicdan büyük bir ölçüdür. Kulla kulluk etmek, kulu yok etmek kulun yetkisi ve hakkı değildir.
Barış içinde bir yaşam diliyorum. Oyuna gelmeyelim. Bu ülke hepimizin, yaşayacağımız bir başka ülke yok. Kendi bindiğimiz dalı kesmeyelim. Vatanımıza, halkımıza sahip çıkalım. Toplumun neresinde olursa olsun, herkesi sağduyulu olmaya, barışa, kardeşliğe, vicdanlı olmaya ve herkesin birbirine tahammül etme sanatı olan hoşgörüyü, demokrasiyi; yaşam biçimi olarak seçmelerine davet ediyorum. O vakit güçlü ve güzel bir Türkiye’nin özlemini kurabiliriz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, Kırşehir Halkı’na ve değerli esnaflarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .