Kırşehir’de hep yerel yazmaktan sıkıldım!

Kırşehir’de hep yerel yazmaktan sıkıldım!

26.10.2017

Kırşehir’de hep yerel, hep siyaset yazıyorum, ya artık gına geldi, sıkıldım. Sizin de sıkıldığınızı tahmin ediyorum. Çünkü yetkililerden yazdığımız yazıların üstüne ciddiyetle giden, “Ya bu adam ne yazıyor?” deyip gereğini yapan olmadığına göre, ben de bugün biraz kafa dağıtalım istedim o kadar… Zaten üzerimizde kış kasveti. Bir de grip salgını. Bir de memleketin hali. Hepten […]

Kırşehir’de hep yerel, hep siyaset yazıyorum, ya artık gına geldi, sıkıldım.
Sizin de sıkıldığınızı tahmin ediyorum.
Çünkü yetkililerden yazdığımız yazıların üstüne ciddiyetle giden, “Ya bu adam ne yazıyor?” deyip gereğini yapan olmadığına göre, ben de bugün biraz kafa dağıtalım istedim o kadar…
Zaten üzerimizde kış kasveti. Bir de grip salgını.
Bir de memleketin hali.
Hepten keyifsiz haldeyiz.
En iyisi bugün köşeye bir fıkrayla başlamak.
İşte size günün fıkrası:
Kayseri eşrafından uyanık, iş bilir, tonton amca yaş ilerleyince “Ölmeden bir hac vazifesini de yerine getireyim bari” diyerek hacca gitmeye karar vermiş.
Hayli sempatik, hayli mütedeyyin hanımı “Ben de gelmek istiyorum” deyince karı-koca tutmuşlar Mekke’nin yolunu.
Haccın kurallarından biri de şeytan taşlama.
Bizim Kayserili amca ve hanımı, şeytan taşlamak için Mina’ya varmışlar.
Ama yerden topladığı küçük taşları şeytana doğru fırlatırken, hanımı aşka gelip önce küçük taşları, sonra daha büyük taşları, en sonunda da koca koca kaya parçalarını şeytana fırlatmaya başlamış.
Bunu gören Kayserili amca, hanımının elini tutmuş.
“Napıyorsun öyle?” demiş.
Hanımı, “Ne yapacağım, namussuz şeytana taş atıyorum” demiş.
Kayserili amca tecrübeli.
“Bak hanım” demiş, “Senin bu taşladığın şeytan var ya, cennetten kovulmadan önce Allah’ın en sevdiği meleğiydi. Sonra Allah’a isyan edince kötü oldu, biz onu şeytan bildik. Ama daha kıyamete çok vakit var. Bakarsın o zamana kadar barışırlar. Sen yine şu küçük taşlardan at. Sonra kıyamet günü pişman olma”.
Evet, fıkra bu.
Ama isterseniz siyasi ya da ticari anlam yüklemek serbest.
Kırşehir’de düne kadar birbirlerine taş atan, hatta çamur atan, demediğini bırakmayanlar yok mu?
Şimdi biz birilerini eleştiriyoruz ya, o birileri dün kendini yerden yere vuran, hakaret, hatta iftara atanlarla nasıl da kuzu sarması…
Dünyɑ bile iki yüzlüymüş… Bir tɑrɑfı gece bir tɑrɑfı gündüz! İçinde yɑşɑyɑnlɑr mı normɑl olɑcɑk?
O zaman bize ne oluyor, onları sırtlayıp kayırmak!
Ben de öyle yapayım bugün…
Boşver, nasılsa, dürüstle, hırsız; namuslu ile namussuz, gerçek gazeteci ile besleme gazeteci, yalaka ile dik duran aynı kefeye konuluyorsa bu memlekette…
Yapacağımız fazla bir şey yok!
Kırşehir’de bir il yöneticimizle sohbet ediyoruz, bu durumdan dolayı yaşadığımız sıkıntıları dile getirip serzenişte bulunuyoruz. Verdiği cevap şöyle:
“Haklısınız, ama yapacağımız fazla bir şey yok. Siz kendinizi onlarla aynı kefeye koymayın. Herkes sizi de, onları da iyi biliyor…”
İşte okkalı bir yanıt!
Biz ve bizim gibiler elbette sahtekâr, her devrin adamı, yalaka, yalama, tehdit ve şantajcılarla kendini aynı kefeye koymuyor, hatta onlarla aynı ortamda bulunmaktan bile rahatsızlık duyuyor, ama gel gör ki bu ili yönetenler herkesi aynı kefeye koyuyorsa!
Kırşehir bu kafayla, bu yönetimle bir adım ileriye gidebilir mi?
Gidemez tabii!
Gitmiyor da zaten!
Biz seçici olamıyorsak, iyi ile kötü arasında bir ayırım yapamıyorsak, meydanı bu tiplere bırakıp, devletin ve milletin kaynaklarını bu düzenbazlara peşkeş çekiyorsak bunu görenlerin daha da artacağını da iyi hesaplamamız gerekmiyor mu?
Ama “bana ne diyorsak, şu pisliğe bulaşmayayım, gelen ağam, giden paşam” diyorsak, “şunları karşıma almayayım, bana çamur atarlar!” diye gereğini yapmıyorsa bu ildeki seçilmişler, atanmışlar o zaman demek ki başka işler dönüyor ortalıkta!
Neyse böyle ciddi konular yazmaktan artık sıkıldım, vırrık cırrık yazılar yazayım diyorum, hatta kendime söz veriyorum, ama yapamıyorum. Kırşehir’de gördüklerime, yaşadıklarıma bazen tahammül edemiyor bilgisayarımın başına oturuyor ve dönüp, dolaşıyor yine Kırşehir’e geliyorum böyle işte…
Bu ilde olup bitenleri, iyiyle kötüyü, helalle haramı, namuslu ile namussuzu ayıramazsak son pişmanlık fayda etmez, etmeyecek te…
Pişmanlık dedim de aklıma bir fıkra daha geldi.
Lütfen bana bugün fıkralarla bizi oyaladın demeyin, lütfen fıkrayı okuyun, okuyun da son kararınızı ona göre verin…
İşte bir Hac fıkrası daha…
Bizim Temel bir gün Hacca gitmeye karar verir. Fadime’ye gelir “hakkını helal et
ben Hacca gidiyorum” der.
Fadime de “bir şartla der beni de götürürsen.”
Temel ikna edemez Fadime’yi “tamam gel, o zaman annelerimizle helalleşelim”
der.
Temel’in annesine giderler “Anne hakkını helal et, biz hacca gidiyoruz” der.
Annesi de “bir şartla der beni de götürürsen.”
Temel onu da ikna edemez “tamam” der.
Hep birlikte Fadime’nin annesine giderler. “Hakkını helal et, biz hacca gidiyoruz” der.
Kayınvalide aynı şekilde “Bir şartla beni götürürsen” der.
Temel çaresiz üçünü de alıp Hacca gider.
Haccın gereklerini yerine getirirler. Dönecekleri gün herkes son ibadetlerini ve tövbelerini yapmak için odalara geçer.
Temel odasına giderken annesinin tövbesini duyar.
“Allah’ım beni affet Temel’in babasını 4 kez aldattım!”
Temel “inanmıyorum” diyerek odasına doğru yürür. İkinci odada kayınvalidesinin tövbesini duyar.
“Allah’ım beni affet Fadime’nin babasını 8 kez aldattım!”
Temel duyduklarına inanamaz. Son oda da Fadime’nin tövbesini duyar:
“Allah’ım beni affet Temel’i 1 kez aldattım!”
Temel büyük bir şok içerisinde odasına kapanır dizlerinin üstüne çökerek başlar tövbe etmeye:
“Allah’ım sen onları boş ver. Esas beni affet, senin huzuruna bu kadar o…..yu getirdiğim için…
O zaman fazla söze gerek yok!
Sözün bittiği yere geldik, artık…
Herkes görevini bir şekilde yapıp geriye çekildiğinde, vicdanıyla başbaşa kaldığında, Temel gibi Allah’tan af dileyecek, ama iş işten çoktan geçmiş olacak…

 

Biraz da gülelim!

Bugün yarın!

Birini döven bir adam hakimin karşısına çıkarılmış,
Hakim sormuş:
– Nerede yaşıyorsun?
– Orda burda……
– Ne iş yaparsın?
……- Onu bunu…
– Barda dövdüğün adamı önceden tanıyor musun?
– Şöyle, böyle…
– Ne demek yani nerden tanıyorsun?
– Ordan burdan…
Hakim artık dayanamamış:
– Anlaşıldı, götürün bu adami tıkın içeri!..
İki jandarma adamın koluna girmiş götürürlerken adam hakime seslenmiş:
– Heeeey
Bi dakika!.. Ne zaman çıkacam ben burdan!..
Hakim de ona seslenmiş:
– BUGÜN YARIN!…

***

NE DEMİŞLER?

“Yüzsüzdür insɑnoğlu kimse bilmez fendini, kime iyilik yɑptıysɑn ondɑn koru kendini.” Mehmet Akif ERSOY
***
“Rɑhmetli Akif bugün sɑğ olsɑydı çok yüzlüleri de hɑsretle ɑrɑmɑyɑ bɑşlɑrdı. Çünkü şimdi ortɑyɑ yüzsüzler çıktı.” NECİP FAZIL
***
“Bir insɑnı hep ɑffedersen onu yüzsüz yɑpɑrsın. O yüzden ɑffetme ki ɑdɑm olmɑ yolundɑ ɑdım ɑtsın.” CERAZZA



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .