Kırşehir…

Kırşehir…

03.05.2016

Çok sevdiğim adı kır fakat yeşil Kırşehir’i plânsız projesiz çok dağınık sanki büyük bir felaketin ardından sürüklenemeyen beton bloklarının arasında kırk yıl sonra görmek beni hayli üzdü. Kent kültürünün yozlaşmasında yerel yönetimlerin ne kadar hatası varsa siyasi faktöründe tutumunda oy uğruna işlenen hataları göz ardı edilemeyecek kadar çoktur. Lüks yaşamın faturasının ağır olduğunu geçen kırk […]

Çok sevdiğim adı kır fakat yeşil Kırşehir’i plânsız projesiz çok dağınık sanki büyük bir felaketin ardından sürüklenemeyen beton bloklarının arasında kırk yıl sonra görmek beni hayli üzdü.
Kent kültürünün yozlaşmasında yerel yönetimlerin ne kadar hatası varsa siyasi faktöründe tutumunda oy uğruna işlenen hataları göz ardı edilemeyecek kadar çoktur.
Lüks yaşamın faturasının ağır olduğunu geçen kırk yılda öğrenilmesi o kadarda geriye dönüşü hesaplanırsa seksen yılın faturasını hesaplayacak yetkili zordur herhalde. Boşalan ve viran olmuş köyleri gören kent köylüler benim kadar üzülüyorlardır, biraz geç kalınmış olsa da.
Devletin verdiği yoksulluk yardımıyla geçinemeyen sevgili hemşerilerimin, Belediyenin açtığı ekmek büfelerinin önünde sıraya girmesi hayli düşündürücü olmuyor mu?
Vatandaşın kışlık ve yazlık yiyeceğini yetiştirdiği verimli arazileri parselleyip imara açan zihniyet bir gün hakkın huzurunda hesap verir diye düşünüyorum.
Kılıçözü’nün Kızılırmak’a kavuştuğu yerden Çuğun beldesine hatta Karahıdır ve daha ileriye kadar olan havzada yetişen meyve ve sebzenin çeşidini altmış yaşın üzerindeki hemşerilerim çok iyi bilir.
Pazarda aldığı domatesleri doğramak için bıçak bileten hanımlarımız, ısırınca memba gibi su fışkıran yerli domatesleri arıyor olmalılar.
Bütün sanayileşmiş toplumlarda aile bağlarının deforme olduğu gibi, sermayenin kuralı memleketimde de işlemiş, gelir seviyesinin yükselmesiyle beraber refah seviyesinin de aynı paralelde yürümesi lazım olan toplum kuralları maalesef ihmal edilmiş.
Toplu yaşamanın köy yaşamıyla aynı olmadığını bilmeyenimiz yoktur sanırım. Her şeyi bilen toplumumuz, beşinci katta hayvan kesip iç organlarını tuvalet kanalına atılmayacağının eğitimi gerekmez.
Bir elinde cep telefonu kucağına aldığı beş yahut altı yaşındaki çocuğa direksiyon vererek güle oynaya ölüme gitmekte eğitim gerektirmez.
Arabayla otoyolda son desibele kadar bağıran sanatçının ne söylediği anlaşılmayan müzik eşliğinde son sürat yol alırken arkadan gelen arabanın nasıl bir tehlikeye maruz kaldığını düşünmeden, boşalan içki şişesini dışarı fırlatmakta eğitim gerektirmez.
Yavru mevsiminde, suya bırakması gereken havyarı çöp tenekesine atarak üreme mevsiminde hiç te lezzetli olmayan balığı, zabıta, polis ve jandarmanın gözü önünde satmakta eğitim gerektirmez.
Suç ve hatalıyı uyarmak ne zaman ayıplıktan çıkarsa o zaman yaşam kolaylaşır.
Kalıplaşmış ve hepimizin bildiği bir sözdür, “herkes kapısının önünü süpürürse şehir tertemiz olur, çöpçülere gerek kalmaz!”
Gözyaşı dökerek,bağırıp, çağırıp, yakınıp ağlamak hiç bir sorunu çözmez her şeyi belediye ve resmi kuruluşlarda beklemekte ayrı bir yanlıştır. Kusur ve yanlışları içinde yaşayarak alışmak ve normalmiş gibi görmek, normal gördüğümüz hatalar ilerde büyük sorunların temelini oluşturduğunu bilmemiz gerekmez mi?
Telafisi belki imkânsız olabilecek alışkanlık haline gelen yaşam tarzımızı değiştirmek ve topluma toplu yaşamı yaşanabilir seviyeye getirmek hepimizin görevi arzusu ve hakkıdır. Gelecek yazımda Belediyenin görevleri içerisindeki hataları ve ihmalleri yazmaya çalışacağım.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .