Kırşehir için ne yapıyoruz?

Kırşehir için ne yapıyoruz?

13.02.2020

Hepimize bir şeyler oluyor, ne yaptığımızı, nereye gittiğimizi bilmiyoruz ne yazık ki!.. Ocakta yemek taşıranlar, hatta bırakın taşırmayı yakıp, evi kokuya bürüyenlerin aklı başka yerde olunca kimsenin de elinden fazla bir şey gelmiyor ne yazık ki! Ekonomik sıkıntı içinde kıvranan, ayı nasıl geçireceğini düşünenler ne yapsın, akılları, fikirleri bütçelerini denkleştirmek. Böyle olunca da ufak tefek […]

Hepimize bir şeyler oluyor, ne yaptığımızı, nereye gittiğimizi bilmiyoruz ne yazık ki!..
Ocakta yemek taşıranlar, hatta bırakın taşırmayı yakıp, evi kokuya bürüyenlerin aklı başka yerde olunca kimsenin de elinden fazla bir şey gelmiyor ne yazık ki!
Ekonomik sıkıntı içinde kıvranan, ayı nasıl geçireceğini düşünenler ne yapsın, akılları, fikirleri bütçelerini denkleştirmek.
Böyle olunca da ufak tefek bu tür kazaları da hoşgörüyor herkes.
Ama işi sadece Kırşehir’e hizmet olan, bulunduğu makam da çalışıp, halkın sorunlarını çözmek olanların böyle düşünmeye, ortalığı yakıp, kavurmaya hakkı olmasa gerek.
Evet, bizim Kırşehir her alanda ne yazık ki garip mi garip!
Turizmde, sanayide, tarımda, hayvancılıkta kısaca her alanda hak ettiğimiz yerde bir türlü olamadık.
Neden?
İğneyi başkasına, çuvaldızı kendimize batırmamız gerekmiyor mu?
Biz insan olarak, millet olarak hep devleti ya da toplumda yaşayan başkalarını, siyasetçileri eleştirmeye alışmışız ya ondandır her halde kendi yaptığımız hataları görmüyoruz ya da görmek istemiyoruz.
Basın olarak görevimiz elbette güzel hizmetleri, güzel işleri gündeme getirirken, bunları yapanları desteklemek, yapamayanları, beceremeyenleri de eleştirmek.
Şöyle çevre illere bir bakıyoruz, imreniyor, hatta kıskanıyoruz doğrusunu söylemek gerekirse.
Nevşehir turizmde almış başını gidiyor, Kapadokya bölgesi ile her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor.
Keza Aksaray da öyle. Ihlara Vadisi ile diğer tarihi ve turistik yerlere akın oluyor.
Konya ve Kayseri zaten başlı başına birer turizm şehri durumundalar.
Ama nedense Kırşehirimiz turizmden hak ettiği payı alamıyor?
Bugün Kırşehir’de bir Kent Konseyimiz var. Tabi bu konuda Kent Konseyi Başkanı Tahsin Üçgül’ün özverisini, gayretini, çabasını bilen biliyor.
Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu da şehrimize daha fazla turist getirmek için yoğun bir çaba içinde. Cacabey Meydanı’nda bir turizm bürosu kurarak Kırşehir’i tanıtmak için gayret ediyor.
Peki Kültür ve Turizm Müdürlüğü ne yapıyor?
Bu kurumun başına yaklaşık bir yıl önce Kırşehir Belediyesi’nde 10 yıl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yapan arkadaşımız, dostumuz Halil Çalışır getirildi.
Tabi Halil Çalışır’ın işinin zor olduğunu biliyoruz. Çünkü ortada doğru dürüst bir hizmet binası bile yok. Ama bu demek değil ki hiçbir şey yapılmaz.
Elbette yapılacak çalışmaların çoğunluğunun binayla ilgisi olamaz.
Eğer Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün son yıllarda hiçbir faaliyeti, etkinliği yoksa o zaman burada bir sorun vardır demek!
Kırşehir’im adına üzülüyorum.
Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz ne yapıyor, Kırşehir’in ne gibi tanıtımını yapıp, turist sayısını arttırmak için bir gayret içinde bilemiyoruz.
Yanı başımızdaki Nevşehir’e yüzbinlerce turist akın ediyor, bu ilde yaşayanların gelir seviyesi her geçen gün artarken, Kırşehir’e yüz-iki yüz turist geliyorsa bu kimin ayıbıdır acaba?
Nedense hiç kimse asli görevini yapmıyor.
Evet, maalesef Kırşehir’de en büyük hastalık bu.
Yazık, hem de çok yazık!
Diğer yandan çalışana engel olmak, çalışma şevkini kırmak, hatta görev yaptığı yerden çeşitli ayak oyunlarıyla uzaklaştırmakta da üstümüze yok Kırşehir olarak…
Sonra oturuyor, mangalda kül bırakmıyoruz, “Kırşehir gelişmiyor, büyümüyor!” diye…
Bu kafa ve mantıkla nasıl büyüyecek Kırşehirimiz?
Biz gazete olarak Kırşehir’de kurumların başında olanları asli görevlerine dönmelerini sağlamak için uyarıyor ve yazıyoruz. Tek amacımız var onlara ışık tutmaktır.
Haber ve yorumlarımızı yaparken düzeyli, yol gösterici olmaya özen gösteriyoruz.
Tabi iletişim çağının hızla geliştiği bir dönemden geçerken, çamur atan, haksız ve gerçeklerle ilgisi olmayan haber ve yorumlardan da özellikle kaçınmaya gayret ediyoruz.
Amacımız Kırşehir’in yaşanan bütün sorunlarının çözülüp ortadan kalkması, kalkınan ve gelişen bir kent olmasını sağlamak.
Kırşehir’deki tüm kurumları da yaşanan sorunların çözümüne katkı sunmalarını sağlamak.
Elbette kurumlarımız ve başındaki müdürlerimizin de görevlerini harfiyen yerine getirmesini, çalışmasını ve proje üretmesini istiyoruz.
Bunun için de zaman zaman burada eleştiriyor ve uyarılarımızı yapıyoruz. Aksi davranışlarda bulunanlara da bu fırsatı verilmemesini istiyoruz o kadar!

***

Bravo bizim Osman!…

İzmir’de yaşayan, konuşmadığımız hafta olmayan, hem akrabam, hem can dostum Osman Köksal, TEDAŞ’tan emekli olduktan sonra ne yapsın kahve köşelerinde vakit öldürmek yerine kendisini doğaya adadı.
Özellikle iki yıl önce geçirdiği kalp rahatsızlığı sonrasında sağlıklı yaşamayı kendine yaşam tarzı olarak seçen Osman kardeşim gezmeyi çok sever.
Sosyal meydanın yaygınlaşması ile her fırsatta her yeri gezip, görüntülediği için de ben her defasında, her konuşmamızda kendisine takılır ve “Tongül’ün tazısı gibi geziyorsun!” der dururum.
Aramızdaki bu takılma öyle hale geldi ki eşi Özgül’ü de ne zaman arayıp, halini hatırını sorsam, “Ne yapalım enişte Tongül’ün tazısı gibi geziyoruz!” diye cevap verir.
Kırşehir’de yakın dostlar ve arkadaşlar bilirler Tongül’ün tazısı hikâyesini. Bilmeyenler için kısaca anlatayım isterseniz.
Bir zamanlar Tongül adında bir avcı vardır. Tabi gözü gibi koruyup, baktığı bir de tazısı.
Bizim avcı tazısına çok iyi bakar, yemez, yedirir, hatta kış aylarında üşümesin diye üzerini battaniye ya da palayla sararmış.
Avcı bir gün kalkmış, giyinip, kuşanıp, silahını almış, gitmiş tazısını uyandırmaya!
Bakmış ki tazısı yok!
Konu, komşu, eş, dost sorup, soruşturmuş, “Benim tazıyı gördünüz mü?” diye…
Sonunda birileri demiş ki, “Senin tazıyı dün şu karşı köydeki düğünde gördük!”
Bizim avcı Tongül, gitmiş karşı köye tazısı yemiş, içmiş, yatıyor! Kızmış, bağırıp, çağırıp, almış getirmiş evine.
Neyse birkaç gün sonra bizim Tongül tekrar kalkmış, giyinip, kuşanıp, silahını almış, varmış tazısını uyandırmaya!
Bakmış ki tazısı yine yok!
Yine konu, komşu, eşe, dosta sorup, soruşturmuş, “Benim tazıyı gördünüz mü?” demiş.
Sonunda birileri demiş ki, “Senin tazıyı akşam şu köydeki düğünde gördük!”
Bizim avcı Tongül yine çok kızmış tazısına. Kalkıp gitmiş karşı köye. Tazısı yemiş, içmiş, yatıyor, kızmış, bağırıp, çağırıp, almış getirmiş evine.
Bu durum birkaç kez daha devam edince, Tongül ne zaman ava gidecek olsa ve tazısını bulamasa, hemen kulağını şöyle bir dikip nerde bir davul-zurna sesi geliyorsa oraya gidip tazısını alıp, ava gidermiş.
Kıssadan hisse…
İşte ben de bu hikâyeden yola çıkarak kardeşim Osman’a ve eşi Özgül’e çok gezdikleri için teşbihte hata olmaz diyerek “Tongül’ün tazısı gibi geziyorsunuz!” diye yıllardır hep takılır dururum.
Ne demişler “Gezen mevlasını da bulur, belasını da…” diye…
Yıllardır takıldığım bizim Osman da sonunda araya araya Tongül’ü bulmuş.
İzmir Ödemiş’te dededen toruna 125 yıldır faaliyet gösteren “Töngül Pide Fırını”nı bulup ta boş durur mu Osmancığım.
Yıllardır yaz-kış demeden, sıcak-soğuk demeden, dağ, tepe, orman demeden gezen Osmancığım “Töngül”ü bulur da burada fotoğraf çekip bana göndermemezlik eder mi?
Önce yüzyılı aşkın bir süredir Töngül ailesi tarafından yapılan isim hakkı da yine aileye ait olan maydanozu çok bol, yumurtalı, peynirli Töngül pidesiyle karnını doyurduktan sonra pide fırınının önünde bir fotoğraf çekip, beni aradı Osmancığım:
“Sonunda yıllardır aradığım Töngül’ü buldum!”
Tebrikler kardeşim Osman’a…
Senin “yukarı mahalleli” olduğunu biliyorduk, ama artık, Töngül olduğunu da tescilledik.
Bravo kardeşim.
Sen gezmeye, hayatını yaşamaya devam et.
Sen olmasan ben kime takılıp, deşarj olacağım.
İyi ki varsın Osman kardeşim.
İnşallah en kısa sürede İzmir’e geleceğim ve Töngül pidesini seninle birlikte yiyeceğim!..

***

SEVDİĞİM BİR SÖZ
“Yalan dört nala gider. Hakikat ise adım adım yürür, fakat yine de vaktinde yetişir.” Japon atasözü
***

Biraz da gülelim!

Erzurum fıkrası

Erzurum bembeyaz… Sanki kardan bir yorgan altında…
Hava buz gibi.
Erzurumlu ölmüş… “Sorgu melekleri” demişler ki:
“Dadaş… Günahın ile sevabın eşit… Bu durumda tercih senin… Cennete mi, yoksa cehenneme mi gitmek istersin?”
Dadaş cevap vermiş:
– Hangisi daha sıcak?
– Cehennem.
– Öyleyse cehenneme gideyim… Biraz sırtım ısınsın.”
Erzurumlu’yu cehenneme koymuşlar… Ama… Sorgu melekleri bir süre sonra merak etmişler… Erzurumlu cehennemden şikâyetçiyse, çıkarıp cennete gönderecekler.
Cehennemin kapısını açıp sormuşlar:
“Dadaş nasılsın?… Bir isteğin var mı?”
Erzurumlu “Halimden memnunum” demiş:
Kapıyı kapatın, cereyan yapıyor… Burası çok iyi… Sırtım daha yeni yeni ısınıyor.”



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .