KELLENİN EKMAA…

KELLENİN EKMAA…

18.02.2015

Oğlan evinden çıkan köyün gençleri davul zurna önde olmak üzere oluşturdukları kortejle mezarın başına doğru yürürlerken tabanca, tüfek seslerine karışan, “Gezi bağlarından dolanıyorum/ Yitirdim yarimi aranıyorum” türküsünü hep bir ağızdan söylüyorlardı. Haftalar öncesinden düğün hazırlıklarına başlanmıştı. Harmanını kaldırıp mahsulünü satan köylünün cebi paralanmış ve nişanlı oğlunu artık evermenin zamanı gelmiştir. Önce şehirden abdallar ayarlanır, kızın […]

Oğlan evinden çıkan köyün gençleri davul zurna önde olmak üzere oluşturdukları kortejle mezarın başına doğru yürürlerken tabanca, tüfek seslerine karışan, “Gezi bağlarından dolanıyorum/ Yitirdim yarimi aranıyorum” türküsünü hep bir ağızdan söylüyorlardı. Haftalar öncesinden düğün hazırlıklarına başlanmıştı. Harmanını kaldırıp mahsulünü satan köylünün cebi paralanmış ve nişanlı oğlunu artık evermenin zamanı gelmiştir. Önce şehirden abdallar ayarlanır, kızın ve oğlanın çeyiz ihtiyaçları karşılanır, davetiye olmadığı için görevlendirilen bir kişi veya kadın ev ev dolaşarak akide şekeri vermek suretiyle düğüne davet eder, imkanı olan dana, tosun ya da inek keserek etliğini hazırlar, üç gün sürecek düğün hazırlığını tamamlardı.
Karacaören’de düğünün tek sorumlusu yasakçı denen kişilerdi. Bayrak kaldırma organizasyonundan tut ki çeyiz götürme, kınacıları götürme, kayınların hizmetinden hep bu işin ehli kişiler sorumlu olurdu. Bunların başını Garamiyalların Güzülü Halibaam denen adam çekerdi. Düğünlerin en gözde kişileri erkek köçeklerdi ki bunlarında başını Metin köçek çeker, yere atılan paraları köprü kurarak ağzıyla alır, oynak oyun havalarına oynarken vücudunun her yeri tir tir titrerdi. Düğünlerin tadı tuzu kayınlardı ki onların oğlan evine, odada yanan lüküsün gömleğine, görevli yasakçıya, abdallara, köçeklere, davulunu yardıkları davulcuya, tam pilav isteriz diye aşçıya yaptıkları eziyetlerin yanında attıkları mermilerle odada deldikleri hezenlerin sayısı günlerce dillerden düşmezdi. Hele kayınların içinde Moruğun Nazim olursa ortada oynayan köçekle oynamaya durur ondan daha iyi oynaması da ustalardan “bize katıl” teklifini getirirdi. Uluyol da yapılan dövüşlü, kavgalı at yarışmalarını seyretmek izleyenlere daha başka bir haz verirdi.
Yarışa katılan çevre köylerden Boztepeli, Dalakçılı, Horlalı, Kümbetli binicilerin “ben kazanacağım” hırsı atları çatlama durumuna getirir, yarışı kazanamayanlar ise “ben kazanacaktım ama beni copunla ittin, atını önüme sürdün” gibi bahanelerle çıngar çıkarırlardı. Düğünlerde gelin önü kesme adetti ama bunu ticarete dökenler de vardı. Hele Karacaören’den bir kız başka bir köye gelin giderse bahşişi beğenmeyen bu kişilerle kız evi arasında dövüş çıkardı da kimse Çingioğlu’nun Cemal’le kötü olmak istemezdi. Düğünlerde yemeğe konacak et gereksinimi (etlik) genelde elinde imkanı olanlar dana, tosun, inek gibi hayvanları kesmek suretiyle karşılarlardı. Etler sofralarda davetlilerin midesini boylarken hayvanın kellesi de düzenlenen “kelle atımı” yarışması töreniyle çekişmeli sahnelere neden olurdu. Ne zaman başladığı belli olmayan bu gelenek yetmişli yılların ortalarına kadar sürse de yavaş yavaş, iddiasını kaybede kaybede zamanla her gelenek gibi kaybolup gitti. Kelle ilk önceleri köyün en yüksek damı olan (o yıllarda üzerinde kiremidi olmadığı için) eski camiye, daha sonraları da Tombul İsmail’in konağına atılmaya başlanmıştı. Öğleden sonra davul zurna eşliğinde konağın etrafına doluşan köylü ve çevre köylerden gelen davetliler büyük bir kalabalık oluştururlardı.
Davul ve zurnalar ağır ve ezgin bir hava çalarlarken köy ve çevre köylerden gelen kendine güvenen gençler kulağından tuttukları kelleleri güçlerinin yettiğince önce başının biraz üstüne, sonra biraz daha üstüne ata ata birbirlerinin kuvvetini sınama yoluna giderlerdi. Sonradan iş gittikçe kızışır, kelleyi dama ilk atan kişi diğer rakiplerinin atmasını bekler, onlar da dama kelleyi atınca futboldaki penaltı atışları gibi yarış devam ederken dama iki çıta çakılır, aralarına gerilen ipten kelleyi kim aşırırsa yarışmayı o kazanmış olurdu. Yarışmayı kazanan genç kendince güçlülüğünü orada toplananlara kanıtlamış olur, bunun göstergesi olarak da fakir dahi olsa toplanan kalabalığı evine götürür ve masrafları cebinden çekerdi. Bu kişiler toplananlara ilk yıllarda üzüm şerbeti dağıtırken zamanla bunun yerine akide şekeri dağıtırlardı.
Mükafatları da eğer veren olursa bir gömlek olsa da kendisini kanıtlaması ona yetiyordu. Atmışlı yılların içerisinde Almanya’nın işçi alımına kadar Kaalerin Goca Kütük, Gogu’nun Fehmi, Kenedi Kemal, Gımır Salinin Abdullah, Kaalerin Duran, Dabıcın Hidiyat, Nebilerin Asım, Haymininin Memmet Ali sonradan yetişip bunlara katılan Dedeoğulların Çete İbraam, Haymininin Tüccar gibi gençler ikinci dönem kelleciler olarak anılıp kaldılar. Kenedi Kemal tesadüfen bulunduğu Özbağ’da bir kelle atımında dama kelleyi atınca buna bozulan gençler onu dövmeye kalkmışlarsa da Karacaören yeğeni olan Nayılının Ahmet onu kurtarmıştır.
Bunun bir benzeri de Gımır Salinin Abdulanın başına Temirli köyünde gelmişse de muhtar araya girip misafir diye onu korumuştur. Düğünlerde kelle atmak komşu köyden gelen gençlerle Karacaörenli gençler arasında rekabetin doğmasına yol açardı. Bu yarışmalarda en çok göze batan Boztepeli gençlerle, Karacaörenli gençlerin rekabeti daha bir farklıydı. Yarışları çok çekişmeli geçer, dam kafi gelmez çelene ip gerilirdi. Bazen Boztepe’de bazen de Karacaören’de gerilen bu ipe germe veya gevşetme hilesi yapıldığı zannıyla dövüş bile çıktığı olurdu. Boztepeli babayiğit gençler Cafarın Mustafa, Hediyenin Memmet, Oskinin Memmet, Karacaörenlileri atımda zorlasa da Müdürlerin Rüştü daha bir başkaydı. Tuttuğu kelleyi adete bir kağıt parçasıymış gibi anında dama fırlattığı bir oluyordu. Öyle ki eve kalabalık götürdüğünden dolayı hanımıyla arasının açıldığı duyulsa da zamanla Kaalerin Goca Kütük ve Duran, Rüştü’yü zorlamaya başladılar.
Düğünlerin birinde Rüştü kelleyi dama ağırdan ağırdan, boy yükselterek atıyor, Goca Kütüğün babası Kaanın Irza bunu kendince dalga geçme veya hafife alma olarak yorumluyor, “Ah Kütük’üm saptan gelip de buraya bir yetişse” diye iç geçiriyordu. Öyle de oldu. Kütük yetiştiği gibi Rüştü’yü alt ederek babasını içinde bulunduğu veisten kurtardı. Bu olayın bir benzeri de kuyuda atları sulayan Goca Duran’ın başına gelir, yetiştiği gibi kelleyi damın ortasına fırlatması bir olur. Kırklı, ellili yıllarda bazı Karacaörenliler baharın gelmesiyle Ankara’ya amele olarak inşaat işçiliğine çalışmaya giderler, ırgatlık ayı geldiğinde de çevreye göre ekinleri bir ay erken yetişen Akçaağıl köyünde tırpan sallarlar sonra da aynı işi köylerinde yapmak için dönüş yaparlardı. Bir Ankara dönüşünde yaya olarak yol alan Karacaören’den aynı zamanda birinci dönem kellecilerden olan Göbül Halil, İybin Ostuk, Bal Memmet, Kara Sali, Dabıcın Mustafa, Eleyin Gara Memmet, Arabın Mustafa, Meleğen Irza’ya ilaveten Boztepeli, Kellecilerden Ahat, Müdürlerin Kel Memmet, Cafarın Memmet, Omar Çavuş, Abbas, Memmet Doğan, Kütoğlanın Rüştü gibi gençler aç ve yorgun olarak köylerine doğru yol almaktadırlar. Ankara ile köylerinin arası yaya olarak günlerce sürdüğü için dönüşleri bir azap ve sefalet oluyordu. Bala’dan geçtiklerinden çok zaman sonra gün yavaş yavaş kayboluyordu ki kulaklarına uzaklardan davul, zurna sesleri gelmeye başladı.
Karacaörenliler seslerin geldiği yöne doğru yol alırlarken Boztepeliler “biran önce köyümüze yetişelim” diye kafileden ayrılıp yollarına perme perişan devam ettiler. Karacaörenliler az bir yolculuktan sonra köye girerken abdallar onları misafir zannedip davul zurna ile karşılarlarken bahşişleri ceplerine konmuştu bile. Onları ilk önce düğün sahibi ve yakınları karşıladı. Kız tarafı hayırlı olsuna dışarıdan gelenleri zannederek misafirlere bol bol ikramda bulundular. Düğün sahibi hal hatırdan sonra işin aslını öğrenmiş, başka misafirlerin masalarını dolaşmaya başlamıştı. Bir müddet sonra davul, zurna ve zil seslerine karışan köylülerin konuşmalarına kulak kabartan misafirler duyduklarından bir şeyler anlamaya çalışıyorlardı. Meğer ertesi günü düğünde kelle atılacakmış…
Köyün gençleri her düğünde bu köyü yeniyor, üstüne üslük birde dalga geçiyorlar, “öbür düğüne kadar iyi yallanın da kelleyi yerinden kaldırın” diyorlardı. Adamların konuşmalarını duyan ve anlayan, onların yüz ifadelerindeki gerginliği gören Karacaörenliler, “nedir sizin derdiniz hemşerim? İstemeyerek size şurada kulak misafiri olduk anlatında meseleyi bizde bilelim” derler. Ağzı laf yapan köylülerden biri “başımızda böyle böyle bir kelle derdi var ki sormayın gitsin” diyerek başlattığı sözü, “siz ne yapacaksınız bizim derdimizi hemşerim?” diyerek bitirdi. Biraz suskunluktan sonra, “sizin derdiniz kolay hemşerim, bana düğün sahibini çağırın” diyen Bal Memmet’in konuşması bu sessizliği bozdu. Yerinden kalkan köylülerden birisi düğün sahibiyle az sonra masaya geldi. “Buyurun ağalar, aha size düğün sahibi” deyip gerisin geriye çekilerek onları baş başa bırakıp yerine geçti. Düğün sahibi, “Beni emretmişsiniz buyurun ağalar”…”Ağa sizin başınızda köy olarak bir dert varmış, bizim karnımızı bugün ve yarın yeterince doyurun, altımıza yatağımızı serin yarın biz sizi rahatlatmış olalım” diyen Bal Memmet bir gözüyle de arkadaşlarına gülücük atıyordu. Ertesi günü öğle yemeğinden sonra davul, zurna eşliğinde yüksekçe bir konağın olduğu yerde biriken kalabalığa karıştılar.
Bir müddet sonra “kelle atanlar ortaya” diye çağıran cazgırın sesiyle damın altında toplanan diğer kellecilerle göz göze gelip selamlaştılar. Kelle atımına başlandığında Karacaörenliler damı önceden o değilden usulen şöyle bir süzüp işi hafiften alarak diğer köyden gelen kellecilerden güç durumlarını ölçüp biçiyorlar ona göre de sıraları gelince kelleyi dama atıyorlardı. Bu durum bir müddet devam ettikten sonra kelleyi dama ulaştırdılar. Rakipleri de aynısını yaptılar. Gözler fal taşı gibi açılmıştı, “nerden çıktı bu iri kıyım adamlar?” diye herkes birbirine sorular soruyordu. Rakip köylüler bunu kabul etmeyip dama ip serilmesini istedilerse de sonuç değişmemiş, Karacaörenliler adına yarıştıkları (…….) köyünü kelle atımında ilk defa birinci getirmişlerdi. Davul zurna eşliğinde bütün köylü onları durmadan alkışlıyordu. O günde köylü zafer kazanan kellecileri misafir edip yedirip içirdi. Ertesi gün bir ellerine aldıkları hedaye diğer ellerinde de yolda yersiniz diye çıkılarına konan azıklar olduğu halde köylülerle vedalaşan Karacaörenlilerin o an keyiflerine diyecek yoktu. Adeta tırısa kalkmış at gibiydiler, üç gün süren uzun bir yolculuktan sonra önceden ayrıldıkları Boztepelilere yetiştiler. Hal, hatırdan sonra onlardaki bu değişikliğin aslını soran Boztepelilere “oğlum işin sırrı KELLENİN EKMAA, alın şu çıkıdakileri yiyin de sizde bizim gibi olun” diyen Göbülün kırmızı yüzü sevinçten daha çok mağrurluklarını ortaya koyuyordu… Kelleyle ilgili “Sessiz Ağıtlar” adlı şiirimden bir dörtlük sunuyorum…

Düğünlerden biriydi kelle atılıyordu orta konağa,
Onu tuttuğu gibi dama fırlattı Kaalerin Duran Ağa, itiraz etti
Boztepeliler sanki düşmüşlerdi tuzağa,
Dama ip edip gerdiler hasret dolu gözyaşlarımı

NOT: Öyküleri şahısları küçük düşürmek mirasçılarını rencide etmek için yazmadım…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .