Kanlı cellât elleri…

Kanlı cellât elleri…

19.02.2015

Gün geçmiyor ki, yeni ölüm haberleri tetikliyor ülkeyi. Acımasızlığın ve vahşetin en keskin halini eylem edinerek. Mantık, duygu ve vicdan bir mermi çekirdeği gibi dağılıyor, kalbin masumiyetine saplanarak. Özgecan… Giden yanım… Kaç gece dilim dilim doğranır uykularım. Doğranır da, vahşetin çukurlarına düşerim. Nasıl karanlık bir tutku ki bu, ateşler içinde tutuşur gamzelerin, gözlerin. Biliyor musun […]

Gün geçmiyor ki, yeni ölüm haberleri tetikliyor ülkeyi. Acımasızlığın ve vahşetin en keskin halini eylem edinerek. Mantık, duygu ve vicdan bir mermi çekirdeği gibi dağılıyor, kalbin masumiyetine saplanarak.

Özgecan…
Giden yanım…
Kaç gece dilim dilim doğranır uykularım. Doğranır da, vahşetin çukurlarına düşerim. Nasıl karanlık bir tutku ki bu, ateşler içinde tutuşur gamzelerin, gözlerin.
Biliyor musun Songül Ana, kızın zalimlerin dostu olsaydı inan daha çok yıkılırdın. Yarılan bir baba, sarsılan omuzlarıyla insan kalmaya direniyor üstelik; ‘’ insanız, Allah onların ailesine de sabırlar versin, şu yalan dünyaya geldik gideriz, her şey insan için’’.. .
Bir kez daha yürüdü bebeklerimden yaşlar, bir kez daha kucaklaştı bulutlar gökyüzünün kalbiyle, bir kez daha öfkemi asarken hayatın askısına, utandım, utandım da Özge’nin yitişi kaç kez öldürdü beni.
Geçtiğimiz günlerde Kırşehir’de bu vahşete karşı insanlığın savaşçıları, sur sur isyana durdu. Cacabey Meydanı’nda kalabalık Özgecan için buluştu…
Kırşehir bu vahşete tepki koydu, isyan etti. Son kalelerini koruyarak yürekleriyle.
Türkiye ayakta günlerdir, Kırşehir’in bu isyana sessiz kalmasını kim bekler ki?
Kırşehir kadının kıymetini bilen, kadına sahip çıkan demokrasiyi iliklerinde işlemiş bir kentin adıdır…
Kırşehir elbette sahipsiz kalamazdı Özgecan’lar için…
Kadınların ki, gözleri kaçıyordu yaşamın ardına. Titreyen elleri, buz kesmiş şaşkınlıklarıyla hangi duygunun pınarından ağlayacaklarını şaşkınlığıyla. Bir kez daha yıkıldım, bir kez daha tükendim, bir kez daha bu yaşam, bu insanlık, bu ülke için hiçbir şey yapamadığımı anladım. Önce kendimden, sonra cinsiyetimden, sonra da insanlığımdan saklandım. Zalimler, zalimler, yüreği çürümüş katiller. Sizler de babanızın sarsılan omuzlarında mezar taşı gibi kalmak ister misiniz?
Kadına zulmün yeri mi artık bu ülke? İşimiz, aşımız, geleceğimiz, aşkımız olan kadınlarımız için, o pis ruhunuzda homurdayan iti artık öldürün beyler. Sıyrılın artık, o ruh hastası ve varlığınız kadar iğrenç uçkur fantazilerinizden. Psikolojinizde karabulutlar gibi kümelenen akıl hastalığınızdan kopun. Toplumun giderek boşluğa uğradığı gelişmelerin getirdiği bu hastalık daha çok tüketecek hepimizi. Şöyle düşünün, kapalı, başı açık, genç, güzel ve alımlı bizimde kadınlarımız, kızlarımız var öyle değil mi, uçkur hikayelerde, cinayetlerde bir de kendimizden birilerini düşünün. Beyin ishaline uğramış böylesi ulumuşlar ile dostluk edinmekten, onlara benzemeye çalışmaktan, kadının varlığı üzerinden yiğitlik, erkeklik ve adamlık edinmekten vazgeçin. Karşım da öyle çok örneğiniz var ki; Adam mısınız? İnsan mısınız siz? Yiğit misiniz ulan siz?
Ağular ve ağrılar içinde kaç gün geçti. Ve bu ülke kalbi çalınmış kaç insan hikayesi ile karanlık tutkuların çukurlarına bırakıldı. İnsan olmayı, insan kalmayı edinmenin bilimsel yöntemleri geçer içimden geçer de, çaresizliğin sancılarına düşerim. En hassas taşlarımız ölüyor hem de, çocuklarımız, kızlarımız, kadınlarımız. Hayatta, göğsü kıl yumağı içinde, göbeği lağım farelerinin zindanına dönmüş ne çok uyuşuk ve kılı dahi kıpırdamayan adamım diye geçinenlerimiz var. Nefsi ve duyguları çürümüş bir dünya hastalıklı kişilik. Üstelik kimileri, milliyetçi, kimileri mürit, kimileri demokrat, kimileri devrimci geçinir. Bu ülkenin zirvesinde asılı kalmış ruh ve duygu hastalıkları söz konusuyken, psikolojinin toplum zeminine acımasızlıklar, cinayetler ve uçkur hikayeleri ile inmesi de kaçınılmaz ve olasıdır.
Herkesi insan kalmaya ve insan insana yaşamaya çağırıyorum. Geleceği, gülüşleri ve gelinliği çalınmış bir baharın geride bıraktığı sisli yaşama sahip çıkmaya, karışmaya, güneşi aramaya çağırıyorum.
Şiddetle yazıyorum.
Özgecan bu ülkenin kardan beyaz örtüsünü üzerine çekmiş ve yatıyor. Uyumuyor ama. Beyaz bir gelinliği giyer gibi. Gamzelerinin çukuru cinayetin ve acımasızlığın çukuruna düşerek. Bebekleri toz toprak içinde. Ve hala çığlıklar içinde. Yüreği alınmış bir köpeğin ihtirasına kurban giderek. Ardından, zulmün yeni planlarını tasarlayan köpekler sürüsünü bırakarak. Bu arada, kravatlı hırsızlar ve muhaliften piyonlar hala Genel Seçimlerin telaşı içinde…
Telaşınızda boğulun.
Bu arada… Mezar taşına kar topu attım, kızdın mı Nuh abi?



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .