KANDIRMAK-İNANDIRMAK

KANDIRMAK-İNANDIRMAK

08.03.2018

Kandırmak kolay, inandırmak zordur. Uygarlığı yaratanlar, inandırma yolunda yürümüşlerdir. Deney, izah, ispat, beyin jimnastiği yapanları bu yola sokmuştur. Bu yol, zaman alır, kültür ister, dil ve düşünce ister bu bakımdan zordur. Emek, üretim işidir. İnanmak için, bir üst kültüre ulaşmak gerekir. Kültür mayalanmasının getireceği sonuçtur inanmak! İnanmanın alt yapısıdır bu. Yüzeysel, cılız, kaygan mantık işi […]

Kandırmak kolay, inandırmak zordur.
Uygarlığı yaratanlar, inandırma yolunda yürümüşlerdir. Deney, izah, ispat, beyin jimnastiği yapanları bu yola sokmuştur. Bu yol, zaman alır, kültür ister, dil ve düşünce ister bu bakımdan zordur. Emek, üretim işidir. İnanmak için, bir üst kültüre ulaşmak gerekir. Kültür mayalanmasının getireceği sonuçtur inanmak!
İnanmanın alt yapısıdır bu. Yüzeysel, cılız, kaygan mantık işi değildir inanmak!
İnandırmak! Buna “inanma kültürü” de diyebiliriz. İnanmak, aynı zamanda takdir etmektir.
Bir değeri, bir değerlendirmeyi bir çabayı, hareketi… yorumlayıp kabul edebilmektir. Yol, yordam bilmektir. “Vermemiş Mabut, neylesin Mahmut’’ kabilinden adamlar, yorumlayıp kabul etmeyi bilmezler.
Cehalet, granit kayalardan daha katıdır, serttir! Böyle bir yapıya sahip olan insanları inandırmak, onları doğru yola getirmek oldukça zordur. Bağnaz bir insanın derisini yüzmek,
fikrini değiştirmekten kolaydır!
Stafen Zeweig’in dediği gibi “inandırmak için inanç gereklidir.”
G.Le Bon’un sözü de bu doğrultudadır:
“Bir inancın veya formülün tutsağı olmuş insana olayların dersi hiçbir şey öğretmez.”
Tutsaklık zinciri, inandırmaktan çok, kandırmaya uygun düşer. Kandırılmaya müsait olanların fikir toparlayıp ifade etme yetenekleri de yoktur. Anlatım ve sunum gücü anlama yeteneği olanlara özgüdür. Sözcük kapasiteleri zayıfsa yoğurup sunamazlar.
Dil, dışa vurma, sunma aracadır. Düşünceyi harekete geçiren dil ve kültürdür, ispatlayıp sunmanın da vasıtası dildir. İnandırmak için, kafasını demir çerçeveye sokmuş olan insanın öncelikle bu çerçeveden çıkarılması, hür bir kafaya sahip olması gerekir. Katı atıkla dolu bir kafaya yeni bir fikri sokamazsınız. Çünkü kapasite doludur. Fikir ve düşünce vidanjörleriyle önce o kafayı temizleyeceksiniz.
“Kültür, kabalığı yenmek, katılığı yumuşatmak, hoyratlığı atmak, hüdüklükten sıyrılmak, hamlığı olgunlaştırmak, katılığı inceltmek, çiğliği pişirmek, sertliği tatlılaştırmak, sivriliği yuvarlamak, hırtlığı bırakmak, pürüzleri törpülemek, kiri yıkamak, pası kazımak,
çirkinliği güzelleştirmek, dalkavukluktan iğrenmek, çıkarcılıktan arınmaktır…
Düşünme, inanma, terbiye, ahlâk, saygı, bakım, vicdan, fazilet, şefkat, utanma, arlanma, haddini bilme, çekinme, acıma, duygulanma, herkese sevgi duyma, ince telli olma ,çevreyi hoş görme” (M.Ertuğrul),
İnsan Olma! Bir kamu kurumu, bir siyasi oluşum, bir kitle örgütü, bu dokuya sahip insanlara kolay ulaşır, inandırır onları!
Büyük liderler, fikir ve düşünce adamları, bu büyük zorlukları yenmesini bilenlerden çıkar. Bu zorlukları yene yene kuvvetlenirler. İnandırma gücünü elde ederler. İnandırma gücü mutluluğun da, erdemin de kaynağıdır.
İnandırma gücü, kültürün çok güçlü bir silahıdır. Atatürk’ü yaratan güç, inandırma yeteneğidir. İnandırma gücü, dehayı yaratır, ispat eder, tanıtır.
Cehaletin eylemi yıkıcıdır, korkunçtur. Bunu durduran da gene inandırma gücüdür.
Yalanla dokulanmış adamları, kitleleri doğruya odaklamak çetin bir mantık mücadelesi ister. Kandırma yeteneği böyle değil. Sessiz çoğunluğun hayal dünyası, kandırma platformu içerisindedir. Saldırıya hazırdır: Yalan saldırısına!
Atatürk bir devlet adamı, siyaset adamı, kurucu liderdir. Ama bunların dayandığı temel, O’nun bilge bir yapıya sahip olmasıdır. “Dünyanın yarısını her zaman, dünyanın tümünü bir zaman aldatmak mümkündür. Fakat, bütün dünyayı her zaman aldatmak,
mümkün değildir” der.
Bu tespit, demokrasinin demagoglarını güzel bir şekilde tespit etmektedir. A. Hitler, 1931-1945 arasında Alman toplumunu ve dünyanın büyük bir bölümünü kandırdı ama tümünü kandırmayı başaramadığı için “büyük yalan denizi”nde boğuldu!
Yalanı Muson rüzgârlarına benzerdi. Yerine göre hortum’du! “Arı gibi kolay. İnanır insanlar’’ (Ovidius) görüşü, onu da yıkmıştı ve yakmıştı. İnandırmanın sonu aydınlık, huzur ve güvendir. Kandırmanın sonu felâket!
Kandırma geleneğine dayanan kişilerden devlet adamı ve düşünce adamı çıkmaz. Geçici bir süre için politika adamı çıkar. Bunların sonu karanlıktır. Bataklıktır.
Bunların en çok elem ve ıstırap verdiği kişiler de aydınlardır. Cehalet bataklığında yaşayanlar ise elem ve acılara bunların sebep olduğunu dahi bilmediklerinden sorumluluğu başka yerlerde ararlar.
Kandırmanın en güçlü silahı “din ve inanç” silahıdır. Kitleleri bu silahla tahrip ederler. Zayıf tabakaların başka tutunacak dalları yoktur. Bu sektör kolay elde edilir. Etkilenme gücü boyutlu ve korkunçtur! Bu nedenle eyleme geçmiş cehalet korkunçtur.
İllim-irfan-eğitim yoluyla hareket edenler 100 kilometre alırken, aynı sürede “din ve inanç” sektörü, bin kilometre yol alır. Çünkü kandırmak kolaydır. İnandırmak zordur. Çünkü bu yolda iddianı ispatlamak zorundasın. Diyalektik yöntem geçerli olacaktır. Deneyim ve
tecrübe etken olacaktır.
İnandıran, sebep-sonuç ilişkisine göre hareket edilecektir. Kandırmakta, hile-oyun vardır. Manevi dünyayı tahrip edip kişinin içini boşaltmak vardır. İnandırmak, kafaya-beyin gücüne seslenir. Kişinin içini boşaltmaz, tam tersine doldurur. Fikir koyar, düşünce koyar, ispat koyar! Kandırmanın gücü, paradır. Maddî çıkardır. inandırmanın gücü: Bilimdir, kültürdür, dildir, akıldır.
Kandıran, tuzağa düşürür, inandıran yarına hazırlar. Yolculuğu aydınlıktır.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .