KADINA ŞİDDET

KADINA ŞİDDET

09.09.2017

Fettan kızın saçları belden aşağı dökülüyordu. Aman o çakır gözleri yok mu ya, gençlere bakmaya görsün. Yüreklerini hoplatır, onları baştan çıkarırdı. Yağarnına aldığı omuzluğa iki su tenekesi takmış, evdeki koyunlara su getirmek için köy çeşmesine gidiyordu. Köy gençleri kendi aralarında çelik-çomak oyunu oynuyorlar, gözlerinin kenarları ile de fettan kızın yürüyüşünü seyrediyorlardı. Köy, kasaba ya da […]

Fettan kızın saçları belden aşağı dökülüyordu. Aman o çakır gözleri yok mu ya, gençlere bakmaya görsün. Yüreklerini hoplatır, onları baştan çıkarırdı.
Yağarnına aldığı omuzluğa iki su tenekesi takmış, evdeki koyunlara su getirmek için köy çeşmesine gidiyordu. Köy gençleri kendi aralarında çelik-çomak oyunu oynuyorlar, gözlerinin kenarları ile de fettan kızın yürüyüşünü seyrediyorlardı.
Köy, kasaba ya da kentte yaşamak önemli değil, halen Kırşehir’imde de yaşandığını duyduğumuz, şahit olduğumuz olaylara kıssadan hisse bir anlatım var yazımızda…
Omar Çavuş’un zırtapoz oğlanı elindeki sopa ile çeliği kızın önüne doğru attı. Fettan kız birden irkilerek durakladı. Bu çelikte ne demek oluyordu? Hiç kale almadan kostak kostak yürümeye başladı. Çeşmede bayanlar sıraya girmişler, tenekelerini doldurmak için ağız dalaşı yapıyorlardı. Fettan kız da onlar gibi sıraya girdi. Ailesinden oldukça iyi bir terbiye almıştı. Az konuşur, giyimine dikkat eder, büyüklerine karşı daima saygılı olurdu.
Omar Çavuş’un oğlunun göğsüne bir sıkıntı girdi. Başı döndü. Ayaklarının üzerinde zor duruyordu. Karnındaki sancıdan dolayı sürekli bükünüyordu. Kızı görünce strese mi girmişti ne!
Zırtapoz oğlan evlerine gitti. Tandır damının penceresinden kızı gözetlemeye başladı. Yarısı çatlamış camdan eğilip eğilip bakıyordu.
Fettan kız sırası gelince tenekelerini doldurdu. Yaşının küçüklüğünden olsa gerek, omuzluğun altında bükülerek yürüyordu. Suyu dökmemek için gayret sarf ediyor, kendisini takip eden gençlere hiç yüz vermiyordu.
Omar Çavuş’un zırtapoz oğlan, yüreği hoplayarak pencereden baktı. Kız yürüdükçe gözleri dünyayı bir hoş görüyordu. Elinde bir mesleği yoktu. İyi eğitim de almamıştı. Aile eğitimi olmadığı gibi okuldan da haşarı bir çocuk olduğu için ayrılmak zorunda kalmıştı.
Annesine yalvardı. Yüreği yanıyordu. Kara sevda dedikleri bu muydu acaba? Sağa sola deliler gibi saldırıyor, gözü fettan kızdan başkasını görmüyordu.
Annesi Halise kadın şimdiye kadar diğer iki oğlunu evlendirmiş, gelinleri ince hastalığa yakalanmıştı. Car car konuşur, gelinlere ekmek vermez, onları sürekli aşağısırdı. Şimdiye kadar onun kadar kaprisli bir kadın görülmemişti.
Halise kadın oğlanlarını sürekli gammazlayarak, gelinler üzerine gönderir, günde iki sefer sopa attırırdı. Gelinler oldukça halüsü kalp kimselerdi. Babaları kızlarına “gittiğiniz yerden kefenle geleceksiniz” diye göz belertmişler, zavallı kızlar baş kahıncı oluruz diyerek, her yarayı sinelerine çekmişlerdi. Deli oğlanlardan yedikleri kötekleri kimseye söylemiyorlardı. Onlar da çeşmeye suya geldiklerinde yüzlerini kapatırlar, yaralarını kimseye göstermezlerdi. Omar Çavuş’un oğlanları iyi avrat döverdi canım…
Fettan kızın babası oldukça fakirdi. Bakamayacaklarından fazla çocukları vardı. Kız daha on beş yaşına henüz basmıştı ki, babası bir kısmet çıksa da şu kızı bir tarafa yamasaydım diyerek fikir yoruyordu.
Omar Çavuş varlıklıydı. Kendi köyü ile birlikte çevre köylerde de hatırı sayılır, sözü dinlenirdi. Varlığı sayesinde köy ihtiyar heyetinden imtiyazlı idi.
Omar Çavuş, Halise kadının söylediklerine kulak kabarttı. Oğlan sevdaya yakalanmıştı. Bir an önce bu sıkıntıdan kurtulması için fettan kızın istenmesini düşünüyordu. Omar Çavuş, Halise kadın ve komşularından hatırı sayılır iki kişi ile birlikte fettan kızın evine vardılar. Kızın babası bağ ve bahçelerin sulanmasında meroluk yapıyordu.
Düşünmeye ne gerek vardı canım. Omar Çavuş gelirde kim kapısını açmaz? Halise kadın yavaşça kapının tokmağını çaldı. İçeriden fısıldamalar geliyordu. Kimdi bu gelenler acaba?
Fettan kızın annesi yavaşça kapıyı araladı. Çocuklar her nedense erken yatmışlar, gaz lambası kısık bir şekilde yanıyordu. Kadın bir telaşla içeriye buyur etti. Etrafındaki malzemeleri toplamaya fırsat kalmadı.
Omar Çavuş, kullanılmaktan çürük sakıza dönmüş çul minderin üzerine çöreklendi. Halise kadın ve diğer komşuları topraktan yapılmış sedirin üzerine yan yana oturdu. Zaman çabuk ilerliyordu. Fettan kızın babası haberi olmadığı için elindeki sulama işlerini bitirmeden dönmek istemiyordu. Adamın içine bir kurt düştü. Yüreğine bir sızı çöktü. Acaba evde bir durum mu var diyerek, elindeki beli bir tarafa bırakıp eve geldi. Kapının önünde yeni yeni ayakkabılar vardı. Hayırdır inşallah diyerek yavaşça kapıyı çaldı. Kadın kapıyı açtı. Göz göze geldiler. Sadece gözleri konuşuyordu. Omar Çavuş oturmuş kahvesini höpürdetiyor, Halise kadın ve komşuları karşılıklı ağız yarıyorlardı.
Fettan kızın babası, hoş geldiniz, hoş geldiniz dedikten sonra daha önceden serilmiş keçi postunun üzerine oturdu. Zavallı adama bir çay dahi vermediler. Ev kendi evi olmasına rağmen yoksulluk orada da kendini gösterdi. Biraz hasbıhal sonra Omar Çavuş avurtlarını şişirerek konuyu kızın babasına açtı. En küçük oğluna sarı saçlı fettan kızı istiyordu. Kızın babasının evinde un uçup kepek kaçıyordu. Böyle bir fırsat niçin kaçırılsın?
Adam boyun kesti. Bu kadar çocuğa nasıl bakacaktı? Bir nüfus eksik olsun diyordu. Kızın yaşının küçük olması, hiçbir şeyden haberi olmaması hiç de önemli değildi.
Kızın babası büyük bir sevinçle çağırın Emine’yi dedi.
Annesi çocukların yattığı odaya girdi. Emine hâlâ uyuyordu. Onu yavaşça dürttü. Emine korkunç rüyalar görmüştü. Sıçrayarak kalktı. Belki içerisine ayan olmuştu. Üzerine fistanını giyerek kalktı. O güzel yüzünü yıkadı. Kınalı ellerini koltuk altlarına sokarak annesi ile birlikte gelen misafirlerin yanına çıktı.
Omar Çavuş neşeden kırılıyordu. Kızın yaşı ve küçüklüğü önemli değildi. Parayı basarak alacaktı. Bir acı kahve daha doldurun diyerek zaman kazanmaya çalıştı.
Halise kadın yüzünü ekşitti. Dudak büktü. Kıza eğri bakıyordu. Görür görmez içerisinde bir fitne meydana geldi. Yaşı küçük, ama büyüyünce yılanın birisi olur diyerek düzensiz düşüncelere daldı.
Kızın babası hiç aman vermeden adamları göndermedi altınları taktırdı. Fettan kız kırıttı. Gerdan kırdı. Biraz nazlandıktan sonra adamların ellerini öptü. Çaresizdi. Babası para uğruna kızını sattı.
Omar Çavuş ve giden insanların sabaha kalmasına gerek yoktu. Zaten yerleri dar, iki göz damda kalıyorlardı. Yola koyuldular. Geç saatlerde evlerine geldiler.
Kıza nişan tıktıkları zırtapoz oğlan daha uyumamıştı. Heyecanla sordu. İyi haberleri aldıktan sonra annesinin boynuna sarıldı. Köyün en güzel kızını almıştı.
Halise kadın birden celallendi. Surat astı. Ağız ekşitti. Yüzünden düşen bin parça oluyordu. Omar Çavuş son görevini yapmanın mutluluğu içerisinde odasına çekilerek hülyalara daldı. Horultusu diğer odalara gidiyordu. Halise kadın hâlâ somurtuyor, ağzından söz almak kerpetenle çivi çekmekten daha zor gözüküyordu. Zırtapoz oğlan annesinin boynuna sarıldı. Yalvarıyordu. Niçin üzgün olduğunu sormaya çalışıyordu ki kadın ağzındaki baklayı çıkardı. “Ulan Hasan! Sana şimdiye kadar helal süt emzirdim. O kıza göz açtırırsan bu evde yerin yok” dedi. Geldiği gün gözünü korkutacak, sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyecekti. Diğer oğlanlarının avratları nasıl da itaat ediyorlardı kendisine. Çünkü oğulları kendisini dinlemiş, avratlara günde birkaç sefer sopa çekerek ıslah etmişlerdi (!) Gelinler kimsesiz olduklarından yedikleri patakları sinelerine çekmişler, o çirkin muşmula suratlı kadının düşüncelerini tatmin etmişlerdi. Gelinler korkularından hiçbir yere şikayette bulunmamışlar, saçlarını ağ örerek o zirzop, sapı silik oğlanların dayaklarına katlanır olmuşlardı.
Her türlü hazırlıklar yapıldı. Fettan kızın düğününün yapılması için gün belirlendi. Fettan kız için için göyünüyor, çocukluğunu yaşayamamanın sıkıntısı ile kafasını duvarlara vuruyordu.
Omar Çavuş, fettan kıza görkemli bir düğün yaptı. Gelin henüz arabadan inmişti ki Halise kadın, “Durun” diye bağırdı.
Kapının önünde dikiliyordu. Bacaklarını açtı. Gelin bacaklarının arasından geçecekti. O zaman kaynanaya itaatkar olurdu. Zavallı gelin emekleyerek bacaklarının arasından geçti. Hanya’yı Konya’yı anladı, ancak çaresizlik o kapıya düşürdü.
Daha gelin olduğunun ikinci günü idi. Kaynana harman yerinde yerleri süpürüyor, zırtapoz oğlan malama karıştırıyordu. Fettan kız yemek yaparak harman yerine getirdi. Sapların kenarına oturdular. Yemek yenecekti. Kadın birden kudurmuş gibi geline saldırdı, “Bu nasıl yemek görgüsüz? Senin ellerini kırarım” dedi. Gelin istemeyerek yüzüne baktı. Halise kadın fırsat kolluyordu. Zırtapoz oğlana gizlice kaş göz işareti yaptı. Meşveretleşmişlerdi. Gelinin gözü korkutulmalıydı.
Zırtapoz oğlan tınasta sokulu yabayı aldı. Fettan kızın neresi gelirse vuruyordu. Tatmin olmadı. Sapta sokulu dört dişli dirgene koştu. Dirgenin sapı ile çırpıştırmaya başladı. Komşuları seyrediyor, kimse bir söze karışmıyordu.
Köyün muallimi ve ebelikten anlayan eşi, otçu ile birlikte şehirden geliyorlardı. Muallim birden celallendi. Oğlanın yakasından tutarak yaptığının kanunsuz olduğunu söyledi. Ebe eşi, fettan kızı zırtapoz oğlanın gazabından kurtardı. Otçu ise yüzeysel olarak kızı gözden geçirdi. Kızın vücudunda darp izleri oluşmuş, kafası yarılmış, kolunda birkaç çatlak oluşmuştu.
Ebe hanım birden kükredi, “Hiç mi kadın hakkı yok bu memlekette? Gidin şikayet edin” dedi. Omar Çavuş güçlüydü. Kim oğlunu şikayet edebilirdi ki? Onların sesini bir daha çıkaramayacak şekilde çanına ot tıkar, işlerine son verdirirdi.

Otçu köye girmeden doğrudan şehrin yolunu tuttu. Muallim ve eşi hâlâ ağız dalaşında Omar Çavuş’un çocukları ile didişiyorlardı. Omar Çavuş ne kadar ağız tamburası yapıp, dikine tıraş etti ise de muallim ve eşi bu kadınları korumakta direniyordu.
Zaman çok geçmedi. Şehirden kolluk kuvvetleri geldi. Omar Çavuş, eşi ve zirzop oğulları karakolun yolunu tuttular. Cürmümeşhut oldular. Gelinlerin şimdiye kadar yedikleri sopalar birer birer kendilerinden soruldu.
Omar Çavuş ve aile efradı kadınların haklarının olduğunu, kadınların dövülmeyeceğini, onların ailenin temel taşı olduklarını anladılar, ama Halise kadın geldiğinde Omar Çavuş’tan yediği eşek yükü ile sopanın ceremesini gelinlere ödetiyordu. Fettan kızın babası kafasını taşlara vurdu. Kızının halini gördükten sonra diğer çocuklarını yaşı gelmeden hiçbir şekilde vermeye kalkmadı. Omar Çavuş’un üç gelini de ayrılarak baba evlerine gittiler. Omar Çavuş şimdi anlamıştı kadına şiddetin ne demek olduğunu…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .