Kabataş gibi

Kabataş gibi

18.04.2015

Kırşehir’de üç siyasi partinin önü yanı her bir tarafı aylar öncesinden bayraklar ile süslenmiş vaziyette. Bayraklar yağmur, kar fırtına güneş altında solum solum soldular. Eskiden seçim yasakları ile birlikte bayraklarımızı nasıl asacağımızı da tartışırdık yetkililerle. Neyse, ilimizde dört parti, Akepe, Cehepe, Mehepe, Hedepe seçim yarışına girecek anlaşılan. Seçimlerde doğrunun yanında yalanlarda olur. Ben olsam muhalefet […]

Kırşehir’de üç siyasi partinin önü yanı her bir tarafı aylar öncesinden bayraklar ile süslenmiş vaziyette. Bayraklar yağmur, kar fırtına güneş altında solum solum soldular. Eskiden seçim yasakları ile birlikte bayraklarımızı nasıl asacağımızı da tartışırdık yetkililerle. Neyse, ilimizde dört parti, Akepe, Cehepe, Mehepe, Hedepe seçim yarışına girecek anlaşılan. Seçimlerde doğrunun yanında yalanlarda olur. Ben olsam muhalefet partilerinin yerine seçim yarışında Kabataş yalanını da işlerim, hükümetin ve yandaş yazarlarının…
Kabataş fiyaskosunu aylardır izledi ve dinledi bu millet. Ve artık gına geldi millete uydurulan yalanlardan. Cuma günü açıklanacak denilen görüntüler maalesef gösterilemedi. Zaten hep de cumaya denk gelir bazı işler özellikle. Üzerinden yaklaşık 230 un üzerinde Cuma geçti ve halen açıklanamadı ve gösterilemedi. Kabataş’ta ‘benim bacıma saldırıldı’ cümlelerinin sarf edilmesinden sonra çok arandı ama bulunamadı. İsmet Berkan özür diledi, sarf ettiği yalanlarla ilgili olarak. Peki 13 senedir bu ülkeyi yönetirken de, “Kabataş Yalanı” Kabataş gibi yalanlarla mı yönettiniz? Hükümet sözcüsü bakanlar kurulu toplantısı sonrası kendisini istifaya davet eden belediye başkanına verdi veriştirdi. Pekiyi sen ne yapıyordun, o icraatlarını yaparken? Bir başkası çıkıyor, şarkıcı Rengin’in, kadınlar için söylediği parçasının adını söylüyor. “Aldatıldım”… Rengin – Aldatıldık
Bize neler neler öğrettiler sevdalar üstüne
Aldatıldık aldatıldık sevda böyle değil
Ne masallar ninniler söylediler dünya üstüne
Aldatıldık aldatıldık dünya böyle değil
Ufalana ufalana kaç kuşak
Eridik bu yollarda
Kimimiz yerle yeksan
Kimimiz zorla ayakta
Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyiz
Ayrı diyarlarda
Bize saadet nasip şimdi
Uçuk rüyalarda

Kabataş yalanının faş olmasından sonra bazı gazete yazarlarının yazdıkları makalelerden alıntılar yaptım. Ayrıca İsmet Berkan’ın özür yazısını iliştirdim.Heyhat, Ülkem yıllardır böyle mi yönetiliyor. Yeterli bulacak mıyız aldatıldım denmesini?
AKIN OLGUN(Kabataş ve büyük yalan teorisi)
Sadece bir yalanın ardına gizleyemezsiniz kendinizi. Elinizde çıkan gözümüz, yanan bedenimiz, linç edilen gençlerimiz, gaz kusan çocuklarımız, lime lime ettiğiniz insan bedenleri var. Kan var elinizde kan. Köşelere serilip, ağız tekmili vererek silemezsiniz üzerinize sinmiş bu kokuyu.
Kabataş, 6-7 Eylül’dür. “Atatürk’ün evini bombaladılar” diyerek, azınlıkları bir kez daha vahşetle baş başa bırakarak, ellerini ovuşturan kontrgerillanın kendisidir. Yağmalanmış, talan edilmiş, linç edilmiş, ırzına geçilmiş, malına, mülküne, hayatına kastedilmiş, hikâyeleri, öyküleri, anıları üzerinde tepinilmiş o günün, örgütlenmiş kötülüğünün bugüne yansımasıdır.
Kabataş, Maraş katliamıdır. “Aleviler camiyi bombaladı” diyerek örgütlenmiş bir katliamın devamıdır. Doğmamış çocukları, kadınların karnını yarıp çıkaran ve duvara çivileyen, genç, yaşlı, kadın, çocuk demeden, pala, bıçak, nacak, balta, silah ile kıyım yapan ve üzerine kanlı nağralar atarak yürüyenlerin sizlere bıraktığı mirastır.
Kabataş, Madımak katliamıdır. Sizler, benzin bidonlarını taşıyanlardansınız. “Sivas şeytanlara mezar olacak” diye böğüren o kalabalığın içindeydiniz. Siz tutuşturdunuz, “yak yak” diye bağıran sizlerdiniz. Aydınlar yandıkça coştunuz, kanınız kaynadı, içiniz içinize sığmadı, “en büyük polis bizim polis”, “ en büyük asker bizim asker” diyerek, seyrettiğiniz ateşin içinden yükselen yanık insan kokusunu ciğerlerinize doldurdunuz. Kabataş yalanınız, o gün oradaydı. Kontrgerillanın kucağında emziriliyordu.
“Atatürk’ün evini bombaladılar.” Bir yalandı.
“Aleviler camiyi bombaladı.” Bir yalandı.
“Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar. Ezan sesini bastırmaya çalışıyor zındıklar.” Bir yalandı.
“Camide içki içtiler.” Bir yalandı ve yukarıdaki tüm katliamlarla göbek bağı vardı.
Yalan söyleyenlerin beyanını esas alanlarca hayata geçirildi. Yalanın propagandasını yapanlarca şişirildi, yalanın yaygaracıları tarafından da örgütlendi.
Kabataş bir yalan değildir sadece. Bir yalandan ibaret-miş gibi yapmalarına kanmayın sakın.
Bilin ki aklını, gücün kullanıma sokanların yüreğinde vicdan çoğalmaz hiçbir zaman.
Gezi’yi kontrgerilla yöntemleriyle bastırmak için üretilmiş ve kullanılmaya gönüllü olanlarca uygulamaya sokulmuş, sonuçları ve olabileceklerine dair bir gram sorumluluk taşımayanların provokasyonudur Kabataş :
“gördüm, görüntüler korkunç”
“başörtülü bacıma saldırdılar”
“cinsel organlarıyla taciz ettiler”
“morluklarını da gördüm, illaki meraklıysanız”
“barbarlar”
“kadınlar küfrediyor, erkekler vuruyordu.”
Sözler, manşetler, yazılar, röportajlar ile toplumu birbirine kırdırmaktan bir an bile tereddüt etmeyenler, yani onlar, bugün bize toplu “vicdan” attırıyorlar.
Bir tiyatro üzerinden hedefe koydukları sanatçıları, Kabataş provokasyonu ile birleştirip günlerce, haftalarca, aylarca kara propaganda yapanlar şimdi bize “haysiyet” çekiyorlar.
Goebbles’in “Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanır” diyerek formüle ettiği ‘Büyük yalan Teorisi’nden feyizle hiç durmadılar.
Durmamak Arsızlık isterdi, onlar da buna eksiksiz sahipti.
Elif Çakır ve onunla benzeşenlerin ruh yoldaşlıklarını ve sahiplenmelerini not edin bir kenara. Birbirlerini rezilce satacaklar ve gizli tanıkları olacaklar yalanlarının. Çünkü yalanı yalayanların dili boş durmaz.
Güç kimin elindeyse, yalan onunla dilleşir önce.
ÜMİT ALAN(Kabataş Yalanı amacına ulaşsaydı)
Dünkü Cumhuriyet’te, Kabataş yalanına ilişkin tartışmaları sonsuza dek kapatmasını umduğumuz bir haber yer aldı. Kabataş’taki olayla ilgili 81 farklı işyeri, mobese’ler ve polis kameralarından alınan, olayın 6 saat öncesi ve sonrasına ait 2560 saatlik görüntü bizzat polis tarafından incelenmiş ve iddialarla ilgili en ufak bir bulguya rastlanmamıştı. Haberin kaynağı bizzat polis raporuydu. Böylece ellerindeki “mobese kameraları bozuk” argümanı da buharlaşmış oldu. “Kabataş Yalanı” tarihimizde bir ilk değil. Benzer dönemlerde farklı kılıklarda karşımıza çıktı. Bu örnekler yüzeysel olarak tekrarlandı, ama Kabataş Yalanı ile benzerlikleri üzerinde durulmadı. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun derdi bu. Bu tarz yalanlar, geçmişte amacına ulaştığında bakın neler olmuştu?
6-7 Eylül 1955 olaylarının provokatörü İstanbul Ekspres gazetesi, normalde 20-30 bin basılan kendi halinde bir gazetedir. Bir gün aniden 300 bin adet basılır ve “Atatürk’ün Evi Bombalandı” manşetiyle çıkar Zira Kıbrıs Sorunu’nun temellerinin atıldığı yıllarda, Rumlara bir ders vermek icap etmiş ve İstanbul’daki azınlıklar göze kestirilmiştir. Atatürk’ün evini Rumlar bombaladı yalanını dayanak alan şuursuz kalabalık, tarihimizin en büyük utançlarından birine imza atar. Gayrimüslimlere ait 4214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5317 mekâna zarar verilir. Resmi rakamlarla 3 ölü, 30 yaralı ve 60 kadına tecavüz olayı kayda geçer ki, geçmeyenler de muhakkak vardır. Bombanın Türkiye Özel Harp Dairesi tarafından atıldığı, 1974 Kıbrıs Harekatı sırasında Özel Harp Dairesi Başkanlığı yapmış Sabri Yirmibeşoğlu tarafından sonradan doğrulanır. (Tempo Dergisi, S. 24, 9-15 Haziran 1991)
1968 Temmuzu’nda 6. Filo Protestoları sırasında polis, Vedat Demircioğlu isimli bir öğrenciyi öldürür. Bunun üzerine arkadaşları Beyazıt kulesine Demircioğlu’nun resmi olan kırmızı bir bayrak çeker. Bu bayrak, o günün güdümlü medyasında ülkeyi adeta Ruslar işgal etmiş gibi yansıtılır. 12 Şubat 1969 tarihli Bugün gazetesinin manşeti “Tarihimizin en kara günü Beyazıt kulesine kızıl bayrak çekildi” şeklindedir. Son Havadis “Komünistler kuleye kızıl bayrak çektiler”, Babıali’de Sabah ise “Solcular üniversiteye kızıl bayrak astı” manşetleriyle bu olayı duyurur. 15 Şubat tarihli Bugün’ün manşeti “Kızılları Boğmanın Vakti geldi” diye atılır, 16 Şubat’ta ise gazetenin yazarı Mehmet Şevket Eygi de yazısına “Cihada hazır olunuz” başlığını uygun görür. Aynı gün tarihimize Kanlı Pazar diye geçecek saldırı gerçekleşir. “Galeyana” gelen kitle, solcuların eylemine “Allah Allah” nidalarıyla saldırır; olayda 2 işçi ölür ve 200 kişi yaralanır.
Maraş bir köşe yazısına sığmayacak kadar büyük bir acı. Aralık 1978’deki katliamda ‘resmi rakamlara göre bile’ 111 kişi öldürülür, yüzlerce kişi yaralanır ve sakat kalır. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılır (daha fazlasının yaşandığı tahmin ediliyor). Türkiye’deki mezhep çatışmasını temel alan bu olayda, yalan çok fazla. Alevilere ilişkin algıyı yaratan sistematik yalanlardan öte olayların kıvılcımını çakan sinema bombalama yalanı da tıpkı 6-7 Eylül gibi bir provokasyondur. Çorum ile ilgiliyse, bizzat devlet kanalı TRT’den “Çorum’daki Alaaddin Camii bombalandı” şeklinde yalan haber geçilir. Bu yalan haberin sokağa yansıması “Aleviler camileri yakıyor” şeklinde olur. Maraş’a göre daha geniş zamana yayılan olaylar sonucu resmi rakamlara göre 57 insan katledilir. Çorum ve Maraş’taki oyun elbette daha büyüktür, ama pratiğe geçişi bu “küçük” yalanlarla sağlanır.
Bir yazıya tarihteki tüm yalanları ve detaylarını sığdırmak zor. Ancak tarihin ilginç dönemeçlerinde atılan bazı “yalanlar” ve sonuçları ortada. Kabataş Yalanı, -detaylarında acemice abartılar- taşımayıp amacına ulaşsaydı, belki de çok acı bir tabloyla karşı karşıya kalacaktık. İyi ki öyle olmadı, ama bu ciddiyetle ele alıp üstüne gitmeye engel değil. Bu tehlikeli yalan, pek çok şüpheyi içinde taşıyor. O günlerde yalana bilmeden ortak olmuş olanlar da vardır, lâkin bugün hâlâ ısrar edenlerin “iyi niyetli” olmadığı açık. Bu provokasyona dahil olanların “yargılanmasını” istemek tam da bu yüzden makul bir öneri. Bu asla bir linç değil, bunu anlamak için tarihe bir bakmak yeterli.
KADİR CANGIZBAY(kervan kendi yürümez)
12 Eylül faşizminin babası Turgut Özal ise, onun en has evladı da ‘kayıt dışı, merdiven altı, kenar mahalle/taşra uyanığı’, evinden sarayına, bu arada ameliyatı bile her şeyi ‘kaçak’ gecekonducu soyundan görgüsüz uyanıklardı ve de bu insan müsveddeleri için yüzde 10 barajından zorunlu din dersine kadar her şeyi daha da şiddetlendirerek sürdürmek, kendi egemenlikleri açısından varoluşsal bir zorunluluktu.

Neyse, “Dolmabahçe Camisi’nde sadece içki içilmeyip transseksüel kadınlara kürtaj yapılıp ceninler denize atılmış, Kabataş’taki ‘başörtülü bacı’mızın üzerine işemekle yetinilmeyip, ayrıca kendisine 69 kişi tarafından tecavüz de edilmiştir” de dersem, ne dersiniz? Ya da Selahattin Demirtaş ise Kürt kılığına girmiş emekli bir Japon amiralidir” dersem.
Biz insanların tavrı şu olmalıdır: Dolmabahçe, Kabataş ve de ‘tiyatronun çikletçi kızı’nın mutasavver katli kepazeliklerine karşı, , kervan yürür’ demek; ancak, it ürüdü diye, kervan da kendiliğinden yürür rehavetine kapılmaksızın…
ENVER AYSEVER (yaş gününe gidiyorum)
Herkes biliyor ki; ne camide içki içildi, ne Kabataş’ta bir kadına saldırıldı, ne Arınç suikastı diye bir zırva söz konusuydu, ne de darbe yapacak bir ordu vardı. Hatta iddia ediyorum işin başından beri ordu ile AKP hep kol kolaydı. İkisi de demokratik, örgütlü, sınıfsal bilinci olan, aydın, sorgulayan bir toplum istemedi. Eğer böyle bir toplum doğarsa; sonucun ne olacağını kestirmeleri güç değil! Yunanistan’da, İspanya’da ne oluyorsa, aynısı Anadolu’da gerçekleşecekti. Erdoğan’la Büyükanıt arasında ne fark var? İkisi de aynı yolun yolcusu…
Toplumbilim bize mühendislik çalışmalarının yirmi yılda sonuç vereceğini söylüyor. 12 Eylül Darbesi askeri yobazlarla, sivil yobazların koalisyonuydu. Bilerek ve isteyerek memleketin iyi yetişmiş insanları katledildi. Soykırımdır bunun adı. Sadece insanları öldürerek kırım olmaz. Fikirlerin de soyu kazınabilir. Bu memlekette bir tane solcu kalsın istemediler. Yakın doğu bataklığında ne oluyorsa, bu memleketin yazgısı da aynı olsun istediler. Demem o ki; baştan bu yana ‘sivil’ iktidar palavraydı. Kafa aynıydı asker ve sivil yobazın; milliyetçi, devletçi, piyasacı, erkek egemen, Sünni…
Ben bugün Ali İsmail’in yaş günü için Antakya’ya gidiyorum. Emel Anne’ye sarılmaya, Hatice Ana’nın elini öpmeye”
İSMET BERKAN:
Hürriyet gazetesi yazarı İsmet Berkan, Gezi olaylarında Kabataş’ta başörtülü bir kadına yönelik taciz iddialarına ilişkin ‘Gezi olayları sırasında türbanlı bir kadının tacize uğrayıp, dövüldüğü iddia edilmişti. Gazeteci yazar İsmet Berkan o videoyla ilgili bir tweet atmıştı. CNN TÜRK’te Aykırı Sorular programında Enver Aysever’in konuğu olan Berkan o görüntüleri anlatmıştı. İsmet Berkan’görüntüleri izledim’ şeklindeki açıklamalarıyla ilgili özür diledi.

Hürriyet gazetesi yazarı İsmet Berkan, Gezi olaylarında Kabataş’ta başörtülü bir kadına yönelik taciz iddialarına ilişkin ‘görüntüleri izledim’ şeklindeki açıklamalarıyla ilgili özür diledi.
İsmet Berkan bugünkü köşe yazısında Kabataş olayına değindi. Berkan’ın yazısında ilgili bölüm şöyle: “…vahim bir gazetecilik hatası yapmış, bir haberi yayınlamak-duyurmak- için yeterli kontrol sürecini uygulamamıştım.
…Bir bahane arıyor, bahanelerin arkasında sığınmaya teşebbüs ediyor veya ‘ama’lı, ‘fakat’lı cümleler kuruyor değilim, hatamın farkındayım.
Yapacağım herhangi bir açıklamanın konuyu daha da büyüteceğini düşünüp uzun süre sustum. Yanılmışım. Suskunluğum kibir gibi algılandı…
…Birçok kişinin güvenini sarstığım ve onları hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm… Üzgünüm ve özür diliyorum.”
Haydi, İsmet Berkan öz eleştiri yaparak en azından kendi kendisine özür dileyip bir kenara çekilebilir. Ya, “Aldatıldım, kandırıldım demek yeterli mi acaba, hükümet ve devlet yönetiminde bulunanların?” Bu memlekette de Ankara da hakimler ve savcılar var diyebilecek miyiz?“Berlin’de Hakimler var, diyen Alman köylünün, Krala söylediği pervasızlıkta. (O köylünün bahçesi halen muhafaza ediliyor, Almanya’da biliyor musunuz?)Yıllardır konuşmayanlar Nevruz konuşmasından sonra aniden devreye girdiler. Ne süreci dercesine. Kimse yaptıklarının yanına kalacağını sanmasın, demek istiyorum. Umarım kısa çöp uzun çöpten alır hakkını. Gördünüz,“Kabataş Yalanı”, kaç yıl sürebildi?
Yüzde 10 barajlı ve lider sultalı parlamenter demokrasimiz, çıkarılan iç güvenlik yasalarıyla iyice ceberut bir hal alacak, devlet ve hükümet yönetimleri, ülkemizi, coğrafyamızı Ortadoğu bataklığına sürüklüyor, haberiniz ola…Yalancı iktidarların şerrinden korkarım…
Umarım, Kırşehir sağlıklı tercihler yapar, bu seçim…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .