İstiyoruz ama, başaramıyoruz!

İstiyoruz ama, başaramıyoruz!

07.03.2019

Bir toplumda gençler hayal kuramıyorsa, bu toplumun bir yerlere ulaşması mümkün olmaz. İşte görüyor ve yaşıyoruz. Kırşehir’de hangi gence sorsanız umutsuz, çaresiz hayal bile kuramıyor. 15 yıl okumuş, yazmış, hatta yüksek lisans yapmış milyonlarca işsiz gençler, anne ve babasının eline bakar durumda. Bir genç düşünün… Her geçen gün, ay, yıl umutları tükeniyorsa… İş, aş bulamıyorsa… […]

Bir toplumda gençler hayal kuramıyorsa, bu toplumun bir yerlere ulaşması mümkün olmaz.
İşte görüyor ve yaşıyoruz.
Kırşehir’de hangi gence sorsanız umutsuz, çaresiz hayal bile kuramıyor.
15 yıl okumuş, yazmış, hatta yüksek lisans yapmış milyonlarca işsiz gençler, anne ve babasının eline bakar durumda.
Bir genç düşünün…
Her geçen gün, ay, yıl umutları tükeniyorsa…
İş, aş bulamıyorsa…
Evlenip, yuva kuramıyorsa…
Okuyup, yazdığı, eğitimini aldığı meslek dalında ülkesine, milletine, ailesine, kendisine faydalı olamıyorsa…
Boş ve avare, ailesinin sırtına kambur olduğunu düşünüyorsa…
Gelecek adına umudu kalmamış, hayal bile kuramıyorsa…
Böyle bir gençlikle toplum, ülke nereye kadar gidebilir ki?
Birkaç gün önce yurt dışında yaşayan bir dostumla konuşuyorum, iki kızı, bir oğlu olduğunu, kendisinin yurt dışında kendi işiyle uğraştığını, Kırşehir’de de iş yaptığını ve bu işlerini takip etmek üzere iki-üç ayda bir Kırşehir’e geldiğini anlatıyor…
Hollanda’da yaşayan hali vakti yerinde olan, hatta çok çok iyi olan bu hemşehrime çocuklarını ne iş yaptıklarını soruyorum, hepsinin işi olduğunu ifade ediyor ve şunu ekliyor:
“Benim çocuklarımın iş derdi yok. Okuduğu okuldan bir meslek sahibi olarak çıkıyor ve işi hemen hazır.”
Bu hemşehrimin kafası rahat, çoluk çocuğunun geçim derdi, iş derdi, para derdi yok. Kendisinin hele hiç, ama hiç yok ve ilginç bir cümle kullanıyor ve diyor ki, “Ben çocuklarıma beş kuruş vermem. Tabi ihtiyaçları varsa anne ve baba olarak desteğimiz elbette olur. Ama ben sağlığımda onlara mal-mülk vermem. Kendi ayakları üzerinde dursun, çalışsın, ekmeğini eline alsın. Asalak olmasın. Çalışsın, üretsin, yaşadığı ülkeye hizmet etsin. Bir kızım var. Üniversitede okuyor, okuldan arta kalan zamanında part-time bir cafede çalışıp, harçlığını çıkarıyor.”
Evet hemşehrimin düşüncesine katılıyor ve yaptığının doğru olduğunun altına imzamı atıyorum.
Türkiye’de veya Kırşehir’de bir çocuk dünyaya geldikten sonra anne ve babasının kanatları altında yaşıyor, büyüyor, yaşlanıyor ve ölüyor. Yani anne ve babalar çocuklarının ölene kadar üzerinde duruyor. Avrupa’daki gibi 18 yaşından sonra kendi başının çaresine bırakılmıyor.
Bizim Türk Milletinin geleneğinde var. Çocuğunu doğumundan ölümüne kadar yanında tutar. Okutur, yazdırır, evlendirip yuvasını kurar, evini, arabasını alır, hatta sıkıştığında her türlü maddi ve manevi desteğini verir.
Kırşehir’de görüyoruz işte anne ve babalar çocuklarının kışlık yiyeceğinden tutun da, gözünün gördüğü her şeyi çocuklarına alıp verir. Deyim yerinde ise kendileri yemez, çocuklarına yedirirler.
Biz böyle bir toplumuz. Bu durum belki Avrupa’dakilere ters gelebilir, ama biz Türk Milleti olarak böyle gördük, bugünlere böyle geldik, bundan sonra da böyle gideriz diye düşünüyorum.
Belki bu durum bazı kişilere ters gelebilir, yanlış yapıldığı düşünülebilir. Ama biz Türk toplumuyuz değişmeyiz.
Haa şunu da söyleyeyim, Türk toplumu olarak bütün bu güzel değerlerimizi günden güne kaybetmiyor da değiliz. Anne ve babaların bin bir emek ve çabayla büyütüp, yetiştirdiği, okutup, yazdırdığı, işini, yuvasını kurduğu, hatta evini, barkını, arabasını aldığı, kendilerinin boğazından kısıp yedirip içirdiği ve halen arkalarında kale gibi duran anne ve babalarına acaba gereken sevgi ve saygıyı gösteriyorlar mı?
Elbette anne ve babasını seven, sayan, her zaman yanlarında olan evlatlar vardır. Ama bu sayının günden güne düştüğü de bilinen bir gerçektir.
Artık anne ve babaya bakmaya zorlanan, hatta onları hor gören, unutan evlatların sayısı da giderek artıyor ne acı ki…
Atasını unutan, sahip çıkmayan, çaresizlik içinde bırakan bir evlat olabilir mi diye düşünenler olabilir. Olmadığını düşünenler varsa gitsinler huzurevlerine, bakımevlerine, hastanelere nice acı örnekleri gözleriyle görebilirler.
Köyde, kentte yaşayan, yaşlı nice karı-kocalar evlatlarının yolunu beklemekten yorulmuşlar, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönenleri hiç gören ve düşünen var mı ki!
Biz böyle bir toplum olmamalıyız diye düşünüyor ve bunu savunuyoruz. Ama gerçek hayat böyle değil ne yazık ki!
İnsanlar çocukken ne kadar mutlu ve neşeli olsa da her geçen yılla birlikte yüzleri gülmemeye, umutları tükenmeye, hatta hayattan umutlarını kesmeye başlıyorsa böyle bir ülkenin huzur ve mutluluğu kalmaz. Giderek de kalmıyor zaten!
Her şey para olmuş, her şey ekonomiye dayanmış. Hayalleri kaybolan, umudu tükenenler bir yerde tıkanıyor ya canına kıyıyor, ya da can alıyor!
Oysa hepimiz bu dünyadan ne hayaller bekliyoruz değil mi?
Hepimizin hayalinde işimiz, aşımız, evimiz, barkımız, sıcak ve mutlu bir yuvamız olsun istemiyor muyuz?
İstiyoruz, istiyoruz ama olmuyor, başaramıyoruz.
Bugün yaşı 30’lara gelmiş, hala iş bulamadığı için eş bulamayan milyonlarca gencimiz çaresiz mi çaresiz, umutsuz mu umutsuz, hayalsiz mi hayalsiz!
Oysa ülkemiz, vatanımız cennet. Taşı sıksa suyunu çıkartacak genç bir nüfusa sahibiz. Ama ülkemizi idare edenler bütün bu kıymetlere nedense gereği gibi sahip çıkıp, üretime yönlendiremiyor. Hep günlük politikalarla zamanımız boşa geçiyor, üreten değil, tüketen bir toplum oluyoruz.
Bu politikalardan artık hem ülkemizi yönetenlerin, hem ilimizi yönetenlerin, hem de bizlerin vazgeçip, çok ama çok çalışarak dünyanın gıpta ile bakılan saygın bir ülkesi olmak zorundayız. Bu artık hepimiz için olmazsa olmazımız olmalıdır. Bunu yapalım ki insanlar üretsin, çalışsın, yeniden hayal kursun ve bu hayallerini gerçekleştirerek mutlu ve huzurlu bir ülke olalım.
Gerisi mi hikâye!..

***

SEVDİĞİM BİR SÖZ
“Yozlaşma dönemlerinde herkes işin kolayını seçer. Üretmek yerine tüketmeyi. Düşünmek yerine konuşmayı.” Ferit Edgü

***

BİRAZ DA GÜLELİM!

Sigara”
Temel’le bir adam parkta oturuyormuş. Temel de sigara içiyormuş. Adam dumandan rahatsız olmuş. Dönmüş Temel’e ve sormuş:
“Kaç yıldır sigara içiyorsun?”
Temel cevap vermiş:
“30 yıl.”
Adam başlamış nasihata:
“Bak 30 yılda sigaraya verdiğin parayı biriktirsen şu karşıdaki lüks villa ve önünde duran son model araba senin olabilirdi.”
Temel dönmüş ve sormuş:
“Sen sigara içiy musun?”
Adam cevaplamış:
“Ben hiç sigara içmedim.”
Temel tekrar sormuş:
“Peçi şu villa ve lüks araba senin mu?”
“Hayır!”
Temel eklemiş:
“Fazla konuşma o zaman. Onlar penum.”



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .