İstiklal Marşı

İstiklal Marşı

12.03.2018

İstiklal Marşı’mızın kabulü tarihinden bu yana 97 yıl geçti. 12.3.1921 günü TBMM kabul etmişti. Marşın kabulü sırasında büyük şair Mehmet Akif, tüm gerçek büyüklerde bulunan bir hassa ile “heyecanından”, “mahcubiyetinden” olacak ki (Meclis’te) duramamış dışarı çıkmıştı. Zaten 1 Mart 1921’de dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, büyük bir coşkuyla, edebiyatçı kimliğiyle marşı seslendirdiği zaman […]

İstiklal Marşı’mızın kabulü tarihinden bu yana 97 yıl geçti.
12.3.1921 günü TBMM kabul etmişti. Marşın kabulü sırasında büyük şair Mehmet Akif, tüm gerçek büyüklerde bulunan bir hassa ile “heyecanından”, “mahcubiyetinden” olacak ki (Meclis’te) duramamış dışarı çıkmıştı. Zaten 1 Mart 1921’de dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, büyük bir coşkuyla, edebiyatçı kimliğiyle marşı seslendirdiği zaman da Akif büyük bir heyecana kapılmıştı.
O Akif ki gönlü Ağrı Dağı kadar yüce, kesesi fakirdi. Ruh zenginliği Asurlulardan, Hititlerden, Etilerden, Selçuklulardan; daha uzaklardan Hunlardan, Göktürklerden, Osmanlılardan beri süzülüp gelen bir yüce milletin ruh zenginliğiydi. Bağımsızlık, özgürlük doruklarından kanat çırpan bir kartalın heybeti ve kararlılığıyla akıp gelen kararlı bir zenginlikti. Bir zenginlik ki Batı Emperyalizminin tüm servetiyle satın alamayacağı derinlikte ve genişlikte kök salmış sökülmesi olanaksız bir çınarın zenginliğiydi.
Akif’in soğuk kış günlerinde giyeceği bir paltosu bile yoktu. Aldığı beş yüz lira ödülü de kimsesiz ve yoksul çocuklarla, kadınların iş öğrenerek sefaletlerine son vermek amacıyla kurulmuş olan “Dar-ülâceze” menfaatine hediye etmiştir.
Marşın yazıldığı, kabul edildiği tarih, Türk tarihinin en karanlık, en acı, en meşakkatli dönemidir. Düşman, Ankara’ya 80 km. yaklaşmıştır. Şehrin düşmesi tehlikesine karşılık, önemli evraklarla birlikte Meclis’in Kayseri’ye nakli bile düşünülmektedir.
Milletvekilleri ve aileleri muhtemel bir göç için hazırlıklara başlamıştır. İşte böyle bir ortamda Balıkesir milletvekili Haşan Basri Çantay’ın takriri ile Meclise sunulmuştur. İstiklâl Marşı’nın kabulü için Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği tezkere, 6. Toplantı 11. celsede görüşülür. Bakanlığın seçtiği 7 şiir için Kütahya milletvekili Besim Atalay, Bolu milletvekili Tunalı Hilmi muhalefet ederler. Milli marşların milletin ruhundan doğmasının şart olduğunu, ısmarlama marş yazılmayacağını ileri sürerler. Memleketin ısmarlama şiire parası yoktur.
Hamdullah Suphi, bu eleştirilere çok sert cevap verir, önemli olan bir milli marşın, halkın, milletin yaşadığı tarihi hakikati ve coşkuyu dile getirmesi, bir heyecan ve destansı bir ruh yaratmasıdır. Sonuçta bu şiir, milli marş olarak “ekseriyeti azime-ezici çoğunluk”la kabul edilir. Teklifte imzası olanlar arasında Kırşehir milletvekili Yahya Galip Bey de vardır.
İstiklâl Marşı, Anadolu’yu yutmak isteyen emperyalizme karşı uyanan ve şahlanan bir soylu milletin, azminin, kararlığının, şahlanışının iadesidir. “Özüyle, sözüyle, fikriyle özdeş” bir yüce şairin yapıtıdır. İki bin yıllık bir geçmişe sahip olan bir milletin bağımsızlığının asla elinden alınamayacağının tarihsel belgesidir.
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!”
dizeleri Türk Milleti’nin birliğine, dirliğine yönelik eylemleri tezgâhlayan, pompalayan gafillerin suratına bir kamçı gibi inmektedir!
“Dünya coşuyorken yol üstünde yatılmaz” diyen Mehmet Akif’in sözlerinden ders alacak pek çok akıl fukarası vardır. Din tacirleri Akif’i iyi anlamalılar. O çağdaş bir Müslümandı. Yobaz değildi. Geniş bir hoşgörü adamıydı. “Bağımsızlık tacirleri” de yitirilen bağımsızlığın “bağımsızlık “ olamayacağını iyi bellemeliler.
Bindikleri dalı kesmemeliler. Doydukları toprağın ekmeğini itmemeliler. Kendi kanlarını içmemeliler!
İstiklal Marşı’nın kabul yıldönümünde, ondan çıkaracağımız bir yığın ders var. O marş okunurken ayağa kalkmayan, onu değiştirmek isteyen şeriatçı yobazla bölücü yobaz el ele vermiştir. Türk Milleti yedisinden yetmişine Atatürk’ün gösterdiği yolda uyanık olmaya her zamankinden daha çok mecburdur. Bu mecburiyeti idrak etmeyen kafaların tarumar edilmesi lazımdır!
Mehmet Akif’in tüm şiirleri didaktiktir. Ders vericidir. Yalnız istiklâl Marşı değil, tümünde bir erdem, bir ataklık, bir dinamizm, bir uyanış felsefesi vardır.
Ey koca şark, ey ezelî meskenet,
Sen de kalkınmaya bir yol niyet et!
Korkuyorum Garb’ın elinde yarın,
Kalmayacak çekmediğin melânet

***
Körfez Savaşı’nda “Şark”, “Garb”ın elinde oyuncak oldu. Batı dediğini yaptırdı. Müslümanlar da seyretti. Saray Bosna olayı da gene Akif’i haklı çıkardı. “Kalkınmaya niyet etmeyen Şark” Batı’nın maskarası oldu. Fikret’ in dediği gibi “kuvvet kimdeyse hak” onun oldu.

Bir baksana, gökler uyanık, yer uyanıktır,
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır.
Çalış, dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun,
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya
***
Sahipsiz olan vatanın batması haktır,
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!

Akif, Batı medeniyetinin değil, batı emperyalizminin düşmanıdır. Akif, bir uygarlık âşığıdır. Miskinliğin, tembelliğin, uyuşukluğun düşmanıdır. Sömürünün, din istismarının düşmanıdır. Atatürk Devrimi’nin ise hiçbir zaman karşıtı olmamıştır. Bilimi, modern düşünceyi özümsemiş yüksek karakterli bir şairin, uygarlık, yenilik,Türk devrimi karşısında olması mümkün değildir.
Bakınız Mitat Cemal Kuntay’a verdiği mülâkatta ne diyor:
“- Tarık Bey, ben yemin etmem; fakat işte yemin ediyorum; ben Milli Mücadelede yanında bulundum; yakından tanıdım. Vallahül’azim, eğer Atatürk olmasaydı bu zafer kazanılmazdı.”
Hakkı Tarık biraz düşündü, sonra:
“- Fakat,ben Atatürk’e böyle bir sözden ziyade Kuran tercümesini götürmek istiyorum.”
Buna Akif’in cevabı şu olmuştur:
“- Kur’anı tercüme etmek için insan ya çok âlim olmalı, ya da çok cahil!”
İstiklâl Marşımız, aynı zamanda milli bir destanımızdır. Ama öküzler için değil!..
Kavrama, yorumlama, anlama, anlatma gücü olanlar için.
İstiklal Marşı’ndan ırkçılık” aramak nafiledir. Osmanlı Devleti, Türk Milleti kavramını kullanmadı. Sosyolojik, demografik ve tarih şuur bakımından ihmal etti. Dil – Kültür milliyetçiliği Tanzimat’la başladı. Sami, Ahmet Vefik, Şinasi, Ziya Paşa… bu yılda mücadele ettiler. Osmanlılar’da Anadolu halkına “eşek Türk’’ Etrak’ı Biidrak (idraksız Türk) deniyordu. Anadolu halkı, askere almada bir de hatırlanıyordu.
Akif, bu geleneği yıkmak, millet varlığını vurgulamak, Türk şuurunu uyandırmak için ‘’ırkına yok izmihal’’ demiştir. Milli mücadele sürerken!
İstiklâl Marşı’nın dokusunda şunlar vardır:
1)Kahramanlık
2)Tarih sevgisi
3)Millet sevgisi
4)Doğu-batı farklılığı
5)Kültür-medeniyet tezadı
6)Gelecek kuşaklara nasihat
7)Geleceğe ümit
8)Toprak sevgisi
9)Ecdat sevgisi
10)Allah’a yalvarış
11)Hürriyet aşkı
12)Alçaklıkla mücadele
13)Kötülükle mücadele
14)Fert değil cemiyet
15)Vatan sevgisi
16)Bayrak sevgisi
17)İnsan sevgisi
18)Allah sevgisi
ÖZETLE
İstiklâl Marşı; milli vicdanın, milli ülkünün, milli haysiyetin, milli barış ve başkaldırının, milli tarih bilincinin ortak sesidir!..
İstiklal Marşı üzerine Bir Tahlil Denemesi, Halistin Kukul, Türk Edebiyatı Der. (Mart-1988, 173 sayı: s.4)



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .