İŞİ EHLİNE VERMEK

İŞİ EHLİNE VERMEK

11.07.2017

Allah size, mutlaka işleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. (Nisa 58) Yıllar önce gazetelerdeki bir yazıda bir dönem Türkiye, Amerika’dan bir iş için general istiyor. Onlar da, o işi en iyi bilen bir albay gönderiyorlar. Bizimkiler, (Biz general istedik, siz albay gönderdiniz) diyerek Amerikan yetkililere sitem ediyorlar, Amerikalılarda (Biz […]

Allah size, mutlaka işleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. (Nisa 58)
Yıllar önce gazetelerdeki bir yazıda bir dönem Türkiye, Amerika’dan bir iş için general istiyor. Onlar da, o işi en iyi bilen bir albay gönderiyorlar. Bizimkiler, (Biz general istedik, siz albay gönderdiniz) diyerek Amerikan yetkililere sitem ediyorlar, Amerikalılarda (Biz size o işi yapabilecek en iyi personelimizi gönderdik, ünvan sizce o kadar önemli mi?) diyorlar. Sonra, ( Madem general istiyorsunuz, gönderdiğimiz albay, generalliğe terfi ettirilmiştir) diyerek terfisini gönderiyorlar. O albay, general olarak aynı görevi yaptığını okumuştum.
Okuduğum bu yazı da gösteriyor ki Kur’an-ı Kerim’in işleri ehline veriniz emri dünya için geçerli bir emirdir. Ama ülkemizde ve ilimiz Kırşehir’de dünya için geçerli olan bu emrin yerine getirildiği söyleyemeyiz. Bizim ülkemizde çalışkanların, dürüstlerin, işlerini layıkıyla yapanların itibar görmediklerine, ezildiklerine şahit oluruz. Hatta üst kademedeki belirli kişilerin asılsız yönlendirmeleri, istediklerini övmeleri, istemediklerini yermeleriyle bilgisiz ve ehliyetsiz kişilere iş verilmelerine, makam ve mevki sahibi olmalarına sebep olduklarını görürüz.
Bu verimsiz, ehliyetsiz, beceriksiz, kabiliyetsiz kişiler çareyi kendilerinin boş olduklarını bildikleri için çareyi yalakalıkta, riyakarlıkta aramaya başlıyorlar. Kurdukları ikili, üçlü, dörtlü saç ayaklarıyla kurum amirlerini avuçlarının içerisine alarak yönlendiriyorlar, gerçekten çalışan insanlar hakkında yalan yanlış beyanda bulunuyorlar. Allah var bulundukları beyanları da itibar görmektedir. Beyefendiler veya hanımefendiler yıllardır aynı kurumda görevlendirilmişler ama bir türlü iş akışını öğrenememişler, verimlilik sağlayamamışlardır. Boş durmayıp boşa çalışmışlar, çalıştığı kurumu babasının çiftliği gibi görerek istedikleri gibi at oynatmışlar, kendi yaptıkları karaktersizlikleri başkaları yapıyormuş gibi anlatmışlardır.
Maalesef bunların ikrama geçmesi, el üstünde tutulması insanı isyan ettiren anlaşılması zor olan bir durumdur. Anlaşılmaz bu durumu yaratan riyakarlar beceriksizliklerini, kabiliyetsizliklerini ve tembelliklerini bu şekilde örtmeye çalışmaktadırlar. Sonuçta kaybeden kurum, kazanan da bu riyakarlar olmaktadır. Çünkü gerçekten işin ehli olan dürüst, çalışkan ve Allah korkusuyla hareket eden kişiler bu seviyesizliklere inmez, görevini yapar, işine bakar, iş yerine, memleketine, vatanına nasıl faydalı işler yapar onlarla ilgilenir ve kurumda, kendisi de kazanır.
Bunun en güzel örneğini sekiz yıl önce Kırşehir Belediye Başkanı seçilen Yaşar Bahçeci’nin Kırşehir Belediyesini nereden alıp nerelere getirdiğini ve hayal dahi edilemeyen yatırımları, hizmetleri Kırşehir halkına nasıl kazandırdığın da görmekteyiz.
Bazen kendi kendime “Yaşar Bahçeci otuz beş-kırk sene önce Kırşehir Belediye Başkanı olsaydı Kırşehir’e neler yapılabilirdi, nerelerden alıp, nerelere götürürdü?” diye düşündüğüm anlar çok olmuştur.
Ama görünen köy kılavuz istemez. Eğer Yaşar Bahçeci yıllar önce Kırşehir Belediye Başkanı olsaydı bu gün gerçekleştirmiş olduğu hizmetlerini o zamanlar hayata geçirseydi, Kırşehir parklarıyla, piknik alanlarıyla, sosyal tesisleriyle, spor alanlarıyla, kültürel faaliyetleriyle, yollarıyla, kaldırımlarıyla çok rahat, huzurlu, gelişmiş şehir olurdu.
Büyük şehir potasına girmese de göç veren değil göç alan bir şehir olarak nüfusu bu günkünün iki katı olurdu. Kırşehir’in merkezinde çarşının ortasında aşağıdan yukarı, sağdan sola iki şeritli dört yol yerine, daha planlı, düzgün ve geniş yollar yapılır, şehir merkezi birkaç caddeden ibaret olmaz çok sayıda caddelere kavuşur ve Kırşehir yaşanabilir rahat bir şehir olurdu.
Bugün nüfusumuz yüz otuz bin olduğu halde ilerisi düşünülmeden yapılan iki şeritli dar yollar araç trafiğini taşıyamaz durumdadır. Bu sıkıntıyı yurt dışında yaşayan kardeşlerimizin yaz aylarında Kırşehir’e gelmeleriyle birlikte yolların trafiği karşılayamadığı çok açık görülmüştür. Bunun tek sebebi de zamanın da işlerin ehline verilmemesi, işin başına geçen kişilerin verimsiz ve üretken olmaması, ellerinin taşın altına sokmaması, ilerisinin düşünülmemesi, politik davranılması, seçilen bazı belediye başkanlarının devlet parası ile ağalık yaparak günü kurtarma gayreti içerisine girmesi, şov yapması Kırşehir’in ihtiyacı olan hizmetlerin yapılmasına engel olmuştur.
Organize Sanayi Bölgesi aklı selim düşünülerek Ankara-Kayseri Karayolunun kenarına kurulsaydı herkesin yatırım yaptığı, fabrikaların yapıldığı, on binlerin çalıştığı sanayileşmiş, gelişmiş bir bölge olurdu.
Üniversitemiz bu günkü yerine değil de tabiat parkının yapıldığı alana kurulsaydı gelişmesi daha çabuk olmakla birlikte büyüyen, tanınan ve daha çok tercih edilen bir üniversite olurdu. Öğrenciler günün ve gecenin her saatinde gönül rahatlığıyla otobüse biner ve inerler, nizamiyeden içeriye girip, çıkarlar ve cadde kenarında olduğu için doğu ve batı istikametlerine gidip, gelen yolcular üniversiteyi görürler ve reklamını yaparlardı.
Bu nedenlerle Nisa Süresi 58. Ayetinde ve Hadis-i Şeriflerde Allah size, mutlaka emanetleri (işleri) ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder hükmünde belirttiği gibi işlerin ehline verilmesi Kırşehir’in ve Türkiye’nin hayrına olacaktır.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .